Elektrik Mühendisliği · Sayı 386 · 1992 / 2
İÇİMİZDEN BİRİ
- Yıl
- 1992
- Sayfa
- 6
- Okuma süresi
- 14 dk
- Görüntülenme
- 0
Konu
Bilim, teknoloji ve meslek tarihi
İlgili: Mühendislik mesleği, meslek hakları ve istihdam, Oda ve TMMOB örgütsel yaşamı
Anahtar kelimeler
- Haldun Büyükdora
- İTÜ
- Eskişehir
- Etibank
- EMO İzmir Şubesi
- 27 Mayıs
Özet
Elektrik mühendisi Haldun Büyükdora ile yapılan söyleşide çocukluk ve gençlik yılları, İTÜ'deki üniversite eğitimi, öğrenci hareketleri, meslek hayatı boyunca çalıştığı kurumlar ve EMO'daki yöneticilik deneyimleri anlatılıyor.
Tam metin
Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.
MÜHENDİSLİKTEN, POLİTİKAY A VE GÜZEL SANATLARA KADAR UZANAN...
BİR Y AŞAM ÖY KÜSÜ : Haldun BÜY ÜK D ORA
Söyleşi: Macit
MUTAF
• Sayın Büyükdora, bizs çocuk luk ve gençlik yıllarınızdan, kı saca özgeçmişinizden sözeder misiniz?
D Çocukluğumun tümü ve gençlik yıllarımın, lise dönemine rastlayan bölümü Eskişehir'de geçti. Yaşamı mın en kötü ve en iyi günlerimin Es kişehir'de geçtiğini düşünüyorum. Kötü günler, 2. dünya savaşı sonra sında yaşanan yokluk yıllarına ras lar. Çocukluk yıllarımı dolduran o günleri düşündüğümde aklıma gelen ilk şey açlık. Elimde sıkı sıkıya tuttu ğum ekmek karneleri ile fırın önü kuyruklarında beklediğim günler, karne payıma düşen ekmeğin bir çeyrekten, yarıma çıkması için kur duğum çabuk büyüme hayalleri, ek mek karnelerini kaybedip 9 kişilik ai lemizi aç bıraktığım gün, ilkokul son
sınıf yaz tatilinde, ailemden habersiz olarak girdiğim kiremit fabrikasındaki işimde, sağ el orta parmağımın bir bölümünün kopması, o kötü günler den aklımda kalabilen çok az şey den bazıları...
1934 doğumluyum. Babam, ben 4 yaşında iken ölünce, 4 kardeşim ve annemiz, bir DDY memuru olan da yımın 4 kişilik ailesi ile birleşerek top lam 9 kişilik bir aile oluşturmuşlar. Bu durumda geçim sıkıntısının sade ce dünya savaşı sonrası ile sınırlı ol maması gerekiyor. Ancak, ortaokul ve sonrası yıllara ait, geçim sıkıntısı na ilişkin hiçbir anım yok. O yıllara ait bütün anılarım güzel ve hoş.
DDY'cu olduğumuz için, DDY loj manlarından oluşan, istasyon mahal lesinde yaşıyorduk. Lojmanlardan bi rinin çatısındaki odalardan birini, ev lerden getirilen fazla eşyalarla kendi miz için hazırlamış, voleybol ağımızı kümes telinden kendimiz yapmıştık. Oyun öncesinde sırası gelen iki kişi gider sahayı sular, kenar çizgilerini yeniler ve sahayı oyuna hazırlardı. Bu odada santranç oynamak en se verek yaptığımız şeylerden biri idi. Aynı odada kitap okunur, ders çalışı lırdı. Büyükler küçüklerin ders ve ödevleri ile ilgilenirlerdi. Bazı arka daşlar, Halkevlerinde, muhtelif kol lardaki çalışmalara katılırlardı. Tiyat ro kolu ile müzik kolu en çok ilgi top layan kollardandı. Halkevlerinde çalı şan arkadaşların gösteri günlerine, tüm arkadaşlar gider ve ertesi gün için özel posta günleri düzenlerdik. Aramızdan, üniversite öğrenimi için ayrılanlar ile ilişkimiz mektuplaşarak sürer, tatil gelişlerinde ise onları yine aramızda bulurduk.
O günlerde sinemaya oldukça sık gi dilirdi. Her sinemaya gidiş kararı
70 386 ELEKTRİK M ÜHE NDİ SL İ Ğ İ
alındığında cepteki paralar ortaya dökülür ve kimden kaç kuruş çıktığı bilinmeden para sayılır, eksik miktar saptanır, eksiklik varsa nasıl tamam lanabileceği araştırılır, tamamlana madığında toplanan para ile başka birşeyler yapılırdı. Kimimiz makasçı çocuğu, kimimiz müdür veya müfet tiş çocuğu idik. İçimizden üç kişinin bisikleti vardı. Bisikletler lojman giriş lerindeki merdiven altlarına konulur
yaşanıyordu. Har başı sıkışan "Mem lekette demokrasi var" diyerek işin içinden çıkıyordu. Eskiden karşısın da hazırokJa durduğu müdürünün odasına, elleri cebinde, ağzında si garası ile giren memurun gerek çesi de memlekete gelen demokra si idi. Terslendiğinde yumruğunu masaya vurup, "memlekette demok rasi var" diye basıyordu feryadı. "Memlekette demokrasi var" o günle rin karikatürcülerine büyük sermaye oldu. Çalkantılarla geçen o dönemde küçüklü büyüklü hepimiz, bir yenilik olarak algıladığımız demokrasiden yana çıkmış ve Demokrat Parti sem patizanı olmuştuk. Tabii bu uzun sür medi.
A Lise yıllarında...
ve herkes, her istediğinde bu bisiklet leri dilediği gibi kullanır, hatta bazı akşamlar kendi evine götürürdü. Bu yüzden bir arkadaşımızın bisikletinin çalınmış olduğu 3 4 gün sonra anla şılabikJi. Aramızda 1 2 1 5 yıla ula şan yaş farklarına rağmen, arkadaş lık biçimlemesindeki o hoş ilişkiyi na sıl sürdürebildiğimizi anlamakta bu gün güçlük çekiyorum.
Kısaca gençliğimin ortaokul ve lise dönemine rastlayan bölümü böylesi ne güzel bir dostluk ortamında geçti. 1955 yılında ben de üniversite öğre nimi için İstanbul'a gittikten sonra da, bu ilişki bir dönem böylece devam et ti.
1950'yi izleyen yıllarda ülkede en çok konuşulan konu demokrasi idi. Demokrasi sözcüğü ile yeni tanışan toplumun, demokrasiyi nasıl algıladı ğına ilişkin hergün komik örnekler
• Üniversite yıllarınız nasıldı? O
yılların üniversite eğitimi ile
bugünkü üniversite eğitimini
karşılaştırabilir misiniz?
A Üniversite günleri...
D İTÜ o yıllarda mühendis ve yüksek
mühendis eğitimini iki ayrı programla
1958 yılında hız yürütüyor ve bu programlar için giriş sınavlarını da ayrı yapıyordu. Ben
elektrik mühendisliği bölümünü ka zanmıştım, öğrenim Maçka'daki bi nada yapılıyordu. Bu nedenle bu bö lüm o tarihlerde kısaca Maçka olarak tanımlanırdı. Ancak, Maden Fakülte
kazanan öğrenci hareketlerinin başlangıçtaki
merkezi İstanbul sinin bitişindeki bu bina henüz tam olarak hazırlanamadığından, dersle
rin bir bölümü ile laboratuvar çalış Üniversitesi idi. Küçük gruplar maları, Gümüşsüyü binasında yapı lırdı. Bu nedenle de, bu iki bina ara
halinde İ.U.'nin sındaki o küçük vadiyi günde birkaç kez aşmak durumunda kalırdık.
Üniversite öğrenimini dönemindeki ilk iki yıl, İstanbul'da yaşama, üstelik te az para ile yaşama sanatını öğ renmekle geçti. Ülkenin farklı yörele
Beyazıttaki merkez binasına gidilir, kararlaştırılan
saatte eylem rinden gelen insanlarla çabucak ku ruluveren ilk dostluklar, genelde, so runlardaki benzerliklere dayanıyordu. başlatılırdı. Bir gün
Başbakan Adnan Böylesine kurulan dostlukların da verdiği moral güçle, ilk yılın sonunda
İstanbul'da yaşamayı öğrenmiş, hat Menderes'in, İTÜ'ye teşekkür ettiği ta İstanbul'u sevmeye bile başlamış tım. Artık Eskişehir'i ve mahallemi
daha az özlüyordum.
haberi basında yer.
alınca, eylemler İTÜ İkinci yılın başlarında, gerek içinde olduğum mühendislik eğitimi ve ge
rekse evde, okulda, lokalde, yurtta Gümüşsüyü binasına kaydırıldı. aynı eğitimi gören insanlarla olan be raberlik ortamından sıkılmaya başla
mıştım. Sanırım bu yaşama anlam
vermekte güçlük çekiyordum. Yaşa
386 ELEKTRİK MÜHENDİSLİĞİ
mıma birşeyler daha katmam gere kiyordu sanki. Elyordamı yöntemi ile ulaştığım ilk yer, İTÜ Sanat Ku lübü oldu. Mimarlık Fakültesinin Taşkışla binasındaki modelej atöl yesinde heykel çalışmalarına baş ladım. Heykellerimden biri, yanılmı yorsam adı "DİYELİM" olan, bir sa nat dergisinde yayınlandı. Daha sonra, istekli 9 öğrencinin heykel çalışmalarını yönlendirmem, İTÜ Sanat Kulübü tarafından istendi. Ancak arkadaşlar bu işten çabuk sıkıldıkları için çalışma yarım kaldı. Derken öğrenci hareketleri günde me geldi.
1958 yılında hız kazanan öğrenci hareketlerinin başlangıçtaki merke zi İstanbul Üniversitesi idi. Küçük gruplar halinde I.Ü.'nin Beyazıttaki
tanımak gerekli. Ayrıca konu uz manlık gerektirecek nitelikte. An cak, o günün ve bugünün üniversi telerinin ürettiği insanların yetişmiş tik düzeyleri konusundaki gözlemle rimden söz edebilirim.
Üniversite eğitimini tamamlamış ve aynı diplomayı almış insanların, ye tişmişlik düzeylerine ve bunların sa yısal dağılımına birlikte baktığımız da, durumun geometrik ifadesinin bir piramit olması doğaldır. Önemli olan, bu pramitin taban ve tepe noktalarının hangi düzeyde olduğu konusudur. O günlerin ve bu günle rin karşılaştırmasını . yaptığımızda bugünün piramitinin tabanında yer alan çoğunluğun yetişmiştik düzeyi nin çok yetersiz olduğunu söyleye bilirim. Piramitin tepe noktalarında
merkez binasına gi
dilir, kararlaştırılan
saatte eylem başla
tılırdı. Bir gün Baş
bakan Adnan Men
deres'in, İTÜ'ye te
şekkür ettiği haberi
basında yer alınca,
eylemler İTÜ Gü
müşsuyu binasına
kaydırıldı. Eylemler hız kazandıkça, po A Denizli EMO toplantısı 1988
lisin öğrencilere
davranışları giderek sertleşirken, ' yer alanların, nitel ve nicel durumla
askerlerin olaylara müdahalesinde rı ile ilgili aynı karşılaştırmayı yaptı
ki yumuşaklık, giderek, polise karşı ğımızda ise, bu günün üniversite
öğrencileri korur duruma dönüşü eğitimi lehine bir durum gözlen
yordu. 1960 yılına gelindiğinde bu mektedir. Ancak bu durumun, daha
durum artık açıkça gözleniyordu.
çok, bilinen 3 4 üniversite için daha
O sıralar üniversiteler sık sık kapa tılıyor, açılıyor ve bir süre sonra tekrar kapatılıyordu. 27 Mayıs as keri müdahalesi yapıldığında üni versiteler yine kapalı idi. Yılın, ço ğu vize sınavları da yapılamamıştı. Üniversite senatosu toplanarak
geçerli olduğunu söylemeliyim. Belli bir düzeyin üstünde yer alanların, temel bazı bilgileri dahi edinmemiş olmalarına karşın, iyi bir araştırmacı oldukları ve çabuk öğrendikleri, yi ne bu üniversiteler için geçerli bir diğer gözlemim.
herkesin vize almış kabul edileceği Bugünkü üniversite eğitiminin bir di
kararını aldı. İmtihan günleri belir ğer özelliği de, üniversiteler arasın
lendi ve böylece ben de, vize alma daki eğitim düzeyinin çok büyük
gibi bir sıkıntıya girmeden, o yıl farklılıklar göstermesidir. Tabiidir ki,
(1960) mezun oldum.
üniversite eğitiminde meydana ge
O yılların üniversite eğitimini, bu günkü üniversite eğitimi ile karşı laştırmak konusundaki sorunuzu
len olumlu ve olumsuz, bütün bu farklılaşmalar, uzun süredir yürütü len kötü politikaların sonucudur.
cevaplamak ise benim için oldukça • Elektrik Mühendisi olarak ne
zor. Öncelikle böyle bir karşılaştır
relerde çalıştınız. Kısaca anla
ma için, bugünkü eğitimi yeterince
tır mısınız?
D 1961 ve 1962 yılları askerde idim. Askerlik sonrasında, Anka ra'da DSİ proje servisinde göreve başladım. Kısa bir süre sonra bura daki görevimden ayrılarak, Elektrik İşleri Etüd İdaresi Genel Direktörlü ğüne girdim. İlki gibi bu işimi de se vemedim. Mühendislik yanı daha ağır basan, bir iş arayışı ile, şimdiki TEK fonksiyonlarını o yıllarda üst lenmiş bulunan, Etibank Gen. Md'ne bağlı Elektrik İşletmeleri Mü essesesi'ne girdim ve kendi isteğim ile, Adapazarı Role servisinde eği tim amaçlı çalışmalarımı takiben, Soma Termik Santralı'nda göreve başladım. 2. yılın sonunda, Batı Anadolu Şebeke Müdürlüğü'ne geçtim ve bu müdürlüğün, merkezi Aydın'da bulunan, 3. bölge Mes'ul mühendisliğine atandım. 2 yıl gibi bir sürenin sonunda aynı görevle, 1. bölgenin merkezi olan Balıkesir'e gittim. Kısa bir süre sonra, Güney doğu Anadolu Bölge Müdürlüğü'ne Bölge müdürü olarak tayinim yapıl dı. 2 yıldan biraz fazla bir süre çalış tıktan sonra, kendi isteğimle tekrar, Batı Anadolu Şebeke Müdürlüğüne, Md. Yardımcısı olarak atandım. Mü dürlük merkezinin, Soma'dan İzmir'e nakledilmesi sonucu, 1972 yılında İzmir'e geldim. 5 yılı aşkın bir süre bu görevde çalıştıktan sonra, 1975 yılında, TEKlen ayrıldım ve serbest çalışmaya başladım. 15 yıl ENH ve trafo merkezlerinin projelendirme ve tesisi konusunda çalıştıktan sonra tekrar TEK'e döndüm. 2 yılı aşkın bir süredir, İzmir Elk. Dağıtım Mües sesesi'nde görev yapıyorum.
• Uzun yıllar EMO'da görev yaptınız. Y öneticilik günleri nizi biraz anlatır mısınız? O dönemin oda çalışmaları na sıldı?
72 386 ELEKTRİK M ÜHE NDİ SL İ Ğİ
D E M O ile ilişkilerim, 1972 yılında İzmir'e gelişimi izleyen günlerde baş ladı. Danışma kurulunda ve komis yonlarda görev aldım. 1973 yılında İzmir Şube yönetimine girdim ve Bşk. Y ardımcısı olarak görev yap tım. O günden bugüne, oda ile olan ilişkilerim değişik düzeylerde süre gelmekte.
O günlerin, partileşen bazı ve partile şemeyen tüm politik eğilimleri, kitle örgütlerinde yönetime gelmek, müm kün olmaması halinde ise, yönetim de söz sahibi olmak yarışına girmiş lerdi. Tabii bunu başarmak için oy'unu sizin için kullanacak taraftar sayısının fazla olması gerekiyordu. Aslında bunu sağlamanın fazla bir zorluğu da yoktu. 1975 yıllarına ge lindiğinde, özellikle aydın kişilerin, politik aidiyetlerinin olmaması ayıp tan sayıldığından, insanlara daha er ken ulaşmak bile oldukça yeterli ola biliyordu. Bu insanların, yönetimler de, danışma kurullarında ve komis yonlarda görev almaları isteniyor ve bütün bunlar oda çalışması adına yapılıyordu. Oda lokaline devam et me ve bu mekanı boş bırakmamak bile oda çalışmasının bir parçası ola rak değerlendiriliyordu. Bu yıllar, oda çevresinde kümeleşen üye sayısının en üst düzeye çıktığı bir dönem ol du.
Bu oluşumun dışında kalan, büyük üye çoğunluğu ise, değil odaya uğra mak oda'nın çevresinde görülmekten bile çekinen bir durumda idi. Böyle bir ortamda yönetime gelen insanla rın, farklı bir oda sunmaları olanak
sızdı. O dönemin yönetimlerinin ba şarısı, olsa olsa, değişik eğilimlerde ki bu insanlar ile yönetimde ve yöne tim dışındaki kurullarda birlikte çalı şabilmek ve daha önemlisi, o döne min çatışmaları dışında tutmaktı. Sa nıyorum dönemin yöneticileri bu işi oldukça iyi başardılar.
O dönemlerden oda'larını, doğrudan politika yapan, tabanından kopmuş işlevini yitirmiş, odayı politik amaçları için bir alet gibi gören ve kullanan in sanların yönettiği bir örgüt olarak ni teleyip eleştirenlerin sayısı çok az değil. O günlerin deneyiminden geç miş bazı arkadaşlarımızın, benzeri tespitlerle yaptıkları özeleştirilere de oldukça sık rastlanıyor. Y apılan tes pitleri tartışmak ve büyük bir bölümü ne katılmak mümkün görülse de, işin olumsuz ve özellikle kişilere dönük eleştiriler yanına katılmak aynı ölçü de mümkün değil bence. Eleştiriyi yapanlar, olayı, sadece yönetimin bir tercihi gibi gördükleri için haksızdır lar. O günlerde yanlışların tespitlerini yapan, ancak bunları az da olsa öz gürce yapılabilen ikili tartışmalarda dile getiren, bu günün keşfedilen doğrularını o günlerde savunan yö neticiler de vardı. O gün yanıldıkları nı, gerekli dersleri alıp bugün akıllan dıklarını söyleyenlerin yanılgıları, o günlerin oda'larının, o günkünden farklı olamayacağını kavrayamamak tır. Nitekim, o günlerin var olan tüm
1950'yi izleyen yıllarda her başı sıkışan "memlekette demokrasi var" diyerek işin içinden çıkıyordu. Bu o dönemin karikatürcülerinde büyük sermaye oldu.
Çalkantılarla geçen o dönemde, hepimiz bir yenilik olarak algıladığımız demokrasiden yana çıkmış ve Demokrat Parti sempatizanı olmuştuk.
Tabii bu uzun sürmedi.
386 ELEKTRİK 7 0 MÜHENDİSLİĞİ / O
ren bir arkadaşımızla görüşüp ikna etmek üzere, divandan 15 dakikalık ara verilmesi talep edildi ve bu süre, sonuna kadar kullanılarak, 7. aday sorunu çözüldü. Diğer kurullar ve kurula katılanların, aday sayısından daha az olduğu ilk ve tek Genel Ku rul, sanıyorum bu olmuştur. Değer lendirmesini yapmadan özetlediğim böyle bir Genel Kurul sonrasında tekrar Yönetim Kurulu'na girmiş ol dum ve bana verilen şube başkanlı ğı görevini 1986 yılına kadar sürdür düm. İzleyen yıllarda oda ile olan ilişkilerim, Danışma Kurulu, Küçük Kurul, komisyon üyelikleri düzeyinde devam etti. Ayrıca, son iki yıllık dö nemin Onur Kurulu'nda görevli idim.
• Sayın Büyükdora, bize biraz da EMO'da görev aldığınız dö neme ilişkin anılarınızdan sö zeder misiniz?
çildi. Tüzükteki ".. Kültürel ve sportif faaliyetlerde bulunur...." ifadesinin kapsamına, satrancın girip girmeye ceği konusu günlerce tartışıldı. Bu iş için 4 5 kez ilgili şubeye çağrıldım. Satranç'ın sportif bir faaliyet sayılıp sayılamayacağı tartışmasına zaman zaman, sorgulamak üzere bu şube ye getirilen yabancılar da karıştı. Gi derek komikleşen bu tartışmaların sonunda, karar verilemediğinden, valilikten sorulmasına va alınacak cevaba uyulmasına karar verildi. Sa nırım bu uğraşıdan bıkıp kendiliğin den vazgeçmemiz bekleniyordu. Bu nu sezdiğimiz için vazgeçmedik. Son çağrılışımda valiliğin cevabı tebliğ edildi. Satranç "Oyun" idi ve bu nedenle talebimiz kabul edilmi yordu. Kenan Evren'in, geçmiş dö nemi eleştiren "Çocukların önüne bir satranç tahtası bile koyamadılar." şeklindeki beyanı geç kalmıştı.
kitle örgütleri aynı konumun dışın da kalmayı başaramamışlardır.
1980 askeri müdahalesinden son ra, yanılmıyorsam, sadece EMO İz mir Şubesi kapatılmış idi. 1982 yı lında oda'nın açılmasına, sıkıyöne timce karar verilmişti. Bu durumda şube genel kurulunun yapılması gerekiyordu. Ancak 80 öncesinin kadroları ve coşkulu taraftarların dan kimseler yoktu ortalarda. İn sanların teker teker bulunması, gö rüşülmesi, yönetim kurulunda, di vanda, denetim kurulunda ve dele gasyonda görev alması için ikna edilmesi gerekiyordu. Bu çalışma yapıldı ve ikna edilemiyenlerden, en azından Genel Kurula gelmeleri talep edildi. Genel Kurul günü gelip çattığında divanda görev alacaklar ile ilgili sorun çözülmüş, Yönetim Kurulu için aday olacakların sayısı 6'da takılıp kalmıştı. 7. adayın, ge nel kurula katılacaklar arasından bulunup ikna edilmesi gerekiyordu. Genel Kurulun açılması ve ilk gün dem maddelerinin görüşülmesi sü resinde bu olanak sağlanamadı. Gündemin "Adayların Belirlenmesi" maddesine gelindiğinde, salona gi
D 1982 yılında Oda açılmıştı ama bazı kısıtlamalar getirilmişti. Yöne tim Kurulu toplantıları dahil, bütün toplantılar için izin alınacak ve top lantılar hükümet komiseri gözetimin de yapılacaktı. Uzunca bir süre bu uygulama devam etti. Dönemin baş larında gözlenen en önemli sorun, Oda ile tüm ilişkilerini kesmiş durum daki üyelerin, Oda'ya ilgilerini can landırmaktı. Bunu sağlamada, ödül lü bir satranç turnuvası düzenleme nin yararlı olabileceği düşünülerek bu organizasyon için izin istendi. Ko nu, incelenmek üzere Emniyet Mü dürlüğü'nün ilgili şubesine havale edildi ve talep kabul edilmedi. İtirazı mız üzerine Tüzük incelemesine ge
• İlgileriniz ve meraklarınız ne lerdir?
D Önce meraklarımdan söz etmeli yim. Okumaya, heykel yapmaya çok meraklıyım. Biraz da dağlarda gez meye, satranç ve briç oynamaya merakım var. Ortaokul ve lisenin ilk yıllarında, çok yoğun bir okuma dö nemi yaşadım. Başlangıçta yeni ki tap alamıyacağım gibi kitap seçme durumunda da değildim. Çok oku yan bir ağabeyim olduğu için, onun kitaplarından elime ne geçerse, ge ce gündüz okuyordum. Bu bir kitap okuma merakı değil, hastalık seviye sinde bir tutkuya dönüşmüştü. Orta okul 2. sınıf öğrenim döneminin ilk
7 4 386 ELEKTRİK M ÜHE NDİ SL İ Ğ İ
ders gününde, türkçe öğretmeni miz, herkese yaz tatilinde kitap oku yup okumadığını, okuduysa hangi kitapları okuduğunu soruyordu. Okuduğum kitapları, yazarlı ile bir likte sıralayınca, şaşırmış ama da ha çok kuşkulanmıştı. Hele TA GOR'un 6 kitabını okumuş olmama hiç inanmamış görünüyordu. En çok hangilerini beğendiğimi sordu ğunda, saydıklarım arasından, ken disinin de okuduğu birini. Pastoral Senfoni'yi seçti ve çaktırmadan be ni imtihan etti. TAGOR'un kitapları nı okumak üzere benden istemesini de yine imtihan amaçlı sanmıştım ama yanılmışım. Kitapların üstüne yattı.
Lise 2. sınıf resim öğretmenimiz, o zamanların, "siyah çizgiciler" diye bilinen ekolüne mensup, İsmail Alı nok adında bir ressam idi. Kendisi heykel denemesi yapmayı düşünü yordu. Bir gün bana bu niyetinden bahsederek, birlikte çalışmayı teklif etti. Resimlerimi beğeniyor ama heykelde daha çok başarılı olabile ceğimi düşünüyormuş. Lisenin bod rum katında hazırlattığı odada ça lışmaya başladık. Bir öğrenci her ikimize de modellik yapıyordu, işin sonuna yaklaştığımızda, kendisinin istediği sonucu alamadığını ama benim mutlaka devam etmemi iste diğini söyledi. Herkes resim dersine girerken ben, bodrum kattaki atöl yeye gidiyordum. Giderek diğer derslere de giremez oldum. Gece geç saatlere kadar heykel çalışıyor dum ve bu iş de, hastalık derece sinde bir tutkuya dönüşmüştü. Da ha sonra, evin tavan arasındaki bir odayı atölyem haline getirdim. Bu uğraş, araya zorunlu bazı kesintiler girmekle beraber, öğrenim için İs tanbul'a gidinceye kadar sürdü.
Bugün de bu meraklarım var ama il gilenemiyorum nedense. Günlük yaşamın uğraşı ve sıkıntıları, tüm enerjiyi tüketiyor olmalı. Şu sıralar hiç bir şeyle ilgilenemiyor gibiyim. Serbest çalışırken edindiğim bilgi sayarın yeteneklerini keşfetmeye çalışmak, dinlenmek adına yaptım tek şey.
• Sn. Haldun Büyükdora bu söyleşi için siz* çok teşekkür ediyoruz.
D Ben de teşekkür ederim.
YA
Elektrik Mühendisliği Dergisi'nin 1992 ikinci yarısında yayınlayacağı bir dizi özel sayı "YAZILIM" konusuna ayrılmıştır. Reklam vermek isteyen firmalar Elektrik Mühendisliği Dergis/'nin (4) 425 32 72 73 No'lu telefonlarından geniş bilgi alabilirler.
ELEKTRİK MÜHENDİSLİĞİ DERGİSİ
386 ELEKTRİK 7 C MÜHENDİSLİĞİ # O