Elektrik Mühendisliği · Sayı 240 · Aralık 1976

OLAYLAR - YORUMLAR

Toplum, demokrasi ve emek Haber ve etkinlik

Yıl
1976
Sayfa
11
Okuma süresi
32 dk
Görüntülenme
0

Konu

Toplum, demokrasi ve emek

İlgili: Mühendislik mesleği, meslek hakları ve istihdam, Oda ve TMMOB örgütsel yaşamı

Anahtar kelimeler

  • Muradiye Çaldıran depremi
  • TMMOB
  • işçi memur ayrımı
  • 657 sayılı Personel Yasası
  • Ankara Şubesi
  • deprem yardımları

Özet

Yazıda EMO Ankara Şubesi'nin kuruluşu ve şube genel kurul tarihleri duyurulmakta, teknik elemanları işçi-memur olarak ayıran kararname eleştirilmekte ve TMMOB'un Muradiye-Çaldıran depremiyle ilgili inceleme raporunda önlem eksikliği, yardım dağıtımındaki usulsüzlükler ve siyasi istismar anlatılmaktadır.

Tam metin

Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.

ANKARA

ŞUBEMİZ

KURULDU

Odamızın 22. Genel Kurulunda Ankara Şubesinin açılmasına ve bu konudaki çalışmaları Merkez Yönetim Kurulunun yapmasına karar v e r i l m i ş t i . 22. Genel Kurulda benimsenen Şube Yönet meliğinde öngörüldüğü üzere, Yönetim Kurulumuz, Ankara Şu besinin kuruluş çalışmalarını yapmak için Kaya Nomaler, Esen Ergin ve Ahmet Erol Albayrak'ı kurucu heyet olarak a t a d ı . Ku rucu heyetin ön çalışmaları geçtiğimiz günlerde tamamlandı ve Ankıra Şubesi a ç ı l d ı . Yeni Şubemilin adresi, "Ihlamur So luk 8/9 12.

üç ay içinde yapılacak olan Ankara Şubesi 1. Genel Kurulun da, Şube Yönetim Kurulunun ya n ı s ı r a , Merkez Genel Kuruluna katılacak olan delegeler de seçilecek.

İŞÇİ MEMUR AYKIMI KONUSUNDAKİ yeni kararnamenin hedefi teknik elemanla]

1897 sayılı yasanın 5. maddesi gereğince bir yıl içinde Çalış ma Bakanlığı ve Devlet Personel Dairesinin uzmanlarından oluşan komisyon, kimlerin işçi, kimle rin memur olduğuna ilişkin ke sin kararını verdi ve karar, 28 Kasım günü Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe girdi. Teknik eleman örgütleri, yayın ladıkları basın açıklamasında, komisyon kararının özellik le teknik elemanları hedef aldığını, kararın teknik ele manlar arasında ayrıcalıklar yarattığını, bu ayrımla teknik elemanların ikiye bölündüğünü ve işçi memur ayrımının çalı şanların önemli bir bölümünü sendikal haklardan yoksun bıra karak sürdürülen mücadeleyi ge riletmeyi amaçladığını b e l i r t t i l e r . Teknik eleman örgütleri "işçi memur ayrımı yoluyla so runlarımızın çözümlenemeyeceği n i , temel çözümün tüm çalışan ların grevli, toplu sözleşmeli sendikal haklarını almalarında olduğunu, mücadelemizin sonuna kadar* süreceğini" bir kez daha açıkladılar. Komisyon kararının getirdiği sonuçların ayrıntılı bir incelemesinin yer aldığı ortak basın açıklamasında özet le şöyle dendi:

"657 sayılı Personel Yasasında yer alan memur, geçici perso nel, sözleşmeli personel ve iş çi tanımlarından geçici perso nel ve sözleşmeli personel, işçi memur ayrımı dışında bıra kılmıştır. Böylece teknik ele manların istihdam edildiği bu kadrolar iş güvenliğinden yok sun olarak istenildiği gibi doldurulacak, aynı i ş i yapan i ş çi kadrolarının azaltılması sağlanabilecektir.

•Yürürlüğe giren kararnameye gö re mühendis ve mimarlar, tüm teknikerler, biolog, bakterio log, fizikçi, jeolog, jeomor folog, jeofizikçi, kimyager, matematikçi, programcı, sistem operatörü, statiker, topoğraf ve yardımcısı, zooteknisyen, hesap kontrolörü ve araştırma cılar memur sayılmaktadır. Böy lece işçi memur ayrımı ile/ya pılan iş değil, unvanlar ön plana çıkarılmakta, işyerinde aynı i ş i yapan teknik «tumanlar arasında yapay bir ayrım geti rilmektedir.

Memur olarak tanımlanan teknik elemanların içinde eskiden işçi olarak çalışanlar yer almakta dır. Böylece sendikal haklara sahip olanların kazanılmış hak ları geri alınmaktadır. Yine işçi memur ayrımı ile sen dikal haklara sahip olan teknik elemanların kapsamı d a r a l t ı l makta, bu yönü ile de teknik elemanlar arasında ikinci bir ayrım getirilmektedir. Kararna me teknik eleman kapsamı içinde yer alan teknisyenleri, sanat okulu mezunlarını işçi olarak tanımlamış diğer teknik eleman l a r ı bu kapsamın dışında bırak mıştır. Böylece şimdiye kadar körüklenen mühendis tekniker teknisyen ayrımı teknisyenleri i ş ç i , diğerlerini memur yaparak pekiştirilmek istenmektedir.

îşçi memur ayrımı ile eskiden bir bölümü memur olarak çalış makta olan teknisyenler, labo rantlar, nivocular, operatör ler, işçi sayılmaktadır. Karar namede teknisyenlerin i ş ç i sa yılmaları, teknisyenlerin hak larını elde etmeleri açısından olumludur. Ve kararnamenin tek nik elemanlar yararına olan tek maddesidir."

ŞUBE GENEL KURULLARI

Odamız İstanbul, İzmir ve Ankara Şubelerinin Genel Kurul tarihleri belli oldu. Buna göre, îzmir Şubesi Genel Kurulu 16 Ocak 1977 günü saat 14.30'da Büyük Efes Oteli Petek Salonunda, İstanbul Şubesi Genel Kurulu 23 Ocak 1977 günü saat 10.00'da Galatasaray Lisesi Tevfik Fikret Salonunda, Ankara Şubesi Genel Kurulu 29 Ocak 1977 günü saat 11.00"de Makina Mü hendisleri Odası Toplantı Salonunda yapılacaktır.

ELBKTRtK MÜHENDİSLİĞİ 240

DEPREMDE

ONBININ ÜSTÜNDE CAN,

GEREKLI ÖNLEMLERIN

ZAMANıNDA ALıNMAYıŞı

YÜZÜNDEN YITIRILMIŞTIR"

24 Kasım Çarşamba günü meydana gelen Muradiye Çaldıran depre minin e r t e s i günü TMMOB tara fından deprem bölgesine gönde rilen inceleme kurulu, ilk göz lem ve izlenimlerini film, fo toğraf, ses bandı ve raporlar la saptadı.

İnceleme sonuçları 1 Aralık1ta yapılan basın toplantısıyla ka muoyuna açıklandı. Toplantı metninde şöyle denildi:

"İncelemeler, depremin ilk gün lerinde TMMOB'ce yapılan açık lamadaki can kaybı tahminlerini doğrulamaktadır.

Bir yandan yıkıntıların buldo zerlerle sürülerek kapatılması, öte yandan halkın göçe başla ması, kesin sayının tesbitini olanaksız kılmaktaysa da can kaybının resmi sayıların aksi ne onbini aştığı kesindir.

Köyleriyle birlikte e l l i b i n nü fuslu Muradiye İlçesinde bu denli büyük can kaybı meydana g e l i ş i , deprem öncesi ve sonra sı önlemlerin alınmayışına bağ lıdır.

Can kaybının en yüksek orana ulaştığı Muradiye i l ç e merkezi ne a i t ve 1950 t a r i h l i jeolo jik raporda, ilçenin kaya par çaları ve dere birikintilerin den oluşan dolgu toprak tabaka sı üzerine kurulduğu ve 1. de rece deprem bölgesi sayılması gerektiği belirtilerek ilçenin düzlüğe taşınması önerilmektey di. Bu öneri birçok başka yer leşme yerleri için olduğu gibi İmar İskân Bakanlığı dosyala rında tozlanmış, gerekli önlem * l e r 25 y ı l d ı r alınmamış, dep rem haritasında b i l e bölge 3. derece deprem bölgesi s a y ı l mıştır. Bu tutumun başka bir örneğini Lice depremi sonrasın da açıklamıştık.

İLKEL YAPI TEKNİĞİ HASARIN VE CAN KAYBININ BÜYÜMESİNE YOL AÇMIŞTIR

Böyle bir arazi üzerinde bulu nan Muradiye i l ç e s i s ı n ı r l a r ı

içindeki yapıların hemen tümü deretaşı kerpiç karışımı ve ça mur harçla örülen duvarlı, ka baca yontulmuş ağaçlarla t a ş ı nan düz toprak damlı konutlar dır. Bu teknikle yapılan yapı l a r ı n yıkılması i ç i n depreme b i l e gerek olmadığı ortadadır ve bugün tümü de yıkılmış durum dadır .

ENKAZ KALDIRMA ÇALIŞMALARI GEÇ BAŞLAMIŞTIR VE BİLGİSİZCE YÜRÜTÜLMEKTEDİR Can kaybını yüksek düzeye ulaş tıran etkenlerden b i r i de, kur tarma çalışmalarının geç başla ması ve kurtarma ekiplerinin y e t e r s i z l i ğ i d i r . Enkaz altında kalan binlerce k i ş i , s ı f ı r ı n al tında soğukta ve kar altında do narak ölmüşlerdir.

Enkaz kaldırma çalışmalarına depremin 3. gününe kadar baş lanmadığı görülmüş, örneğin tü müyle y ı k ı l a n Çaldıran'da ça lışmalarına 26 Kasım günü saat 10.00 da başlandığı saptanmış tır.

Enkaz kaldırmayla görevli bir liklerin, daha çok disiplini sağlama görevini yaptıkları göz lenmiştir. Zaten yetersiz olan kurtarma çalışmaları daha çok Muradiye ve Çaldıran merkezle rine yönelmiş, diğer bucak ve köylerde ise 5. günde b i l e bir çalışma yapılmamıştır. Halk kendi enkazını kendi kaldırma ya çalışmaktadır, öte yandan enkaz kaldırma çalışmalarını örgütleyen demokratik kuruluş ların çabaları, resmi makamlar ca engellenmek istenmekte, ekip lerin başlarında jandarma bekle tilmektedir.

YARDIMLAR HALKA ULAŞMAMAK TA, DEMOKRATİK KURULUŞLARIN YARDIM ÇABALARI ENGELLEN MEKTEDİR.

Tümüyle açıkta ve giyecek, y i y e cek malzemelerinden yoksun ka lan halk arasında, bundan sonra da soğuk ve salgın hastalık ne deniyle can kaybının artması o l a s ı l ı ğ ı görülmektedir. Günler dir radyo, televizyon ve basın da iktidar sözcülerinin, yardım kurumlarının ve özel girişimci l e r i n b i r s i y a s i propaganda ha vasıyla duyurdukları yardımlar, deprem bölgesindeki halka hâlâ iletilmemiştir.

Depremin 5. gününde hiç yardım almamış köylerin bulunduğu sap tanmıştır. Yurt içinden ve dı

şından uçaklarla Van hava a l a nına g e t i r i l e n yardım malzeme s i n i n burada depolandığı görül müştür. İktidar sözcüleri dep rem bölgesine onbinden fazla çadır yollandığını ilan ederken, 28 Kasım gününe kadar Muradiye merkez ve köylerine resmi makam larca ancak 252 çadır d a ğ ı t ı l dığı saptanmıştır. Bunlardan 122'si köylere dağıtılmıştır. Bir çadırda 3 yada 5 a i l e n i n barınmaya ç a l ı ş t ı ğ ı gözlenmiş t i r . Van'daki demokratik kuru luşlarca sağlanan 215 çadırın dağıtımı ise Valilikçe engellen miş, çadırlara el konmuştur. Buna rağmen demokratik örgütler depremin 3. gününe kadar 300 ça dır dağıtmış ve dağıtımın devam ettiği bildirilmiştir.

Gelen yardım malzemelerinin dep rem bölgesinin merkezi olan Mu radiye yerine 80 Km. uzaktaki Van'da depolanması, malzemenin başka amaçlarla kullanılacağı kanısını halk arasında yaygın laştırmaktadır. Battaniye, gi yecek ve yiyecek malzemesi yar dımının son derece yetersiz kal dığı çevre halkınca belirtilmek t e , malzeme k ı t l ı ğ ı n ı n karabor saya yolaçtığı görülmektedir.

YARDIM DAĞITIMI SİYASİ İSTİSMAR ARACI OLARAK KULLANILMAKTADIR.

Yardım malzemesinin dağıtımında siyasi çıkarlar gözetilmekte, çeşitli iktidar partilerine men sup yetkililer dağıtımda kendi taraftarlarını kayırmak için birbirleriyle çekişmektedirler. Dağıtımdaki yolsuzluklara i l i ş kin söylentiler halk arasında yaygınlaşmaktadır. Muradiye Be lediye Başkanının İl Yardım Ko mitesinden atılması bu söylenti leri güçlendirmiştir.

Demokratik kuruluşlarca gönderi len yardım malzemelerine Vali likçe el konulurken, deprem böl gesine gönderilmek üzere Van Valiliğince hazırlanan bir kon voyun yola çıkışının Başbakan Yardımcısı Turhan Feyzioğlu'nun Ankara'dan Van'a gelişine kadar bekletildiği, konvoyun Feyzioğ lu ile birlikte bir siyasi pro paganda aracı olarak hareket ettirildiği öğrenilmiştir.

Çoğaltılması mümkün olan benzer örnekler, seçim platformuna gi rildiği bu dönemde kısır parti çıkarlarının nasıl ön plana ge çirildiğinin göstergesi olmak tadır."

Basın toplantısında daha sonra, TMMOB tarafından açılan yardım kampanyasına üyelerin yanısıra halkın da katıldığı, toplanan yardımın, yerinde saptanacak ihtiyaca göre yiyecek yada gi yecek malzemesi olarak iletile ceği belirtildi. Bu arada, yine TMMOB'nin kurduğu bir yerel ko mitenin de deprem bölgesinde uzmanlık alanlarıyla ilgili ça lışmalar yürüttüğü belirtilen açıklama, şöyle sona erdi:

"Emperyalist ilişkiler içindeki iktidarlar sanayileşme, yerleş me, kentleşme ve konut alanında ulusal politikalar saptama ye teneğinden yoksun olduklarından halkımızı yoksulluk ve ölüme terketmişlerdir. Yurtsever tek nik eleman kuruluşları olarak doğal afetlerde uğranılan kayıp ları azaltmak için yıllardır geliştirdiğimiz öneriler dikka te alınmamış, sosyal ve ekonomik yapıyı gözönünde bulundurmayan yetersiz ve göstermelik uygula malarla yetinilmiştir. Dışa ba ğımlı politikaların yürütücüsü iktidarlarca benimsenmeyeceğini bildiğimiz halde, bu konudaki önerilerimizi bir kez daha ka muoyuna iletmeyi görev sayıyo ruz.

Bu önerilerin başında dışa ba ğımlılığı kaldıracak ulusal politikalar saptanması gelmek tedir. Bu politikaların sap tanmasında sömürünün yokedil mesi, dengeli gelir dağılımı nın sağlanması, bölgelerarası dengesizliklerin giderilmesi ilke olarak gözönünde tutul malıdır.

Yardımın halkın eline doğru dan ve olduğu gibi aktarılma sı, yolsuzlukların önlenmesi için sorumlu devlet kuruluş larının sıkı bir denetim kur ması kaçınılmazdır. Bu dene timde mahalli idareler de gö revli ve yetkili kılınmalıdır.

Yeniden iskan amacıyla yap tırılacak konutlarda bölge halkının sosyal ve ekonomik yapıdan kaynaklanan yaşama ko şullarının gözetilmesi zorun ludur.

Yeni yerleşme kararlarının ve konutlarının gerçekleştirilme sinde bölge ekonomisinin etkin ve verimli bir üretime sokul ması deprem sonrasının en önemli sorunlarından biridir. Eldeki teknik bilgi, malzeme ve para, halkın mahalli gücü nü harekete geçirmeli ve ko

nutların üretimi bölgede ya şam ve çalışma koşullarına olumlu etkiler getirecek bi çimde düzenlenmelidir.

Özellikle bu alanda, müteah hitlik kurumu devreye sokul mamalıdır.

Önerilerimizin egemen sınıfla rın iktidarlarınca benimsenece ğini sanmıyoruz.

Güvencemiz halkımızdadır.

Halkın örgütlü ve etkin gücü, işçi sınıfının devrimci mücade lesi, halka kendini yönetme yo lunu açacaktır. Ve daha güzel günler gelecektir."

TMMOB lokali kurşunlandı

TMMOB Lokali 9 Aralık gecesi kurşun yağmuruna tutuldu. Per delerle kapalı olan lokale rasgele açılan ateş sırasında lokalde bulunan görevliler, bir raslantı sonucu bu kurşun lara hedef olmadılar. Açılan ateş sonunda lokalin camları k ı r ı l d ı , lambalar düştü. Olay sonrası, TMMOB tarafından ya pılan açıklamada şöyle denildi:

"Egemen sınıfların değil ülke sinin ve halkının çıkarlarını savunan teknik elemanlar ve on ların örgütleri ülkenin dört bir yanında faşistlerin saldı rısına uğramaktadır.

Urfa'da, Seydişehir'de, İsken derun'da, Trabzon'da, Adana'da, Kırıkkale'de, Ankara'da sürdü rülen bu saldırılar ve baskı lar, yurtsever, devrimci teknik elemanları sindirmeyi amaçla maktadır.

Bu saldırı MC topluluğundan ce saret alan s i l a h l ı f a ş i s t çete lerin tüm emekçi sınıf ve taba kalara karşı g i r i ş t i ğ i saldırı ların bir parçasıdır. Hergün yeni bir saldırı, yeni bir ci nayet tezgahlanmaktadır.

Emekçi sınıf ve tabakaların bir parçası olan teknik eleman lar olarak bütün bu saldırı ve cinayetler karşısında yılmaya cağımızı; her türlü baskı yön temlerine karşın, mücadelemizi, etkin bir biçimde sürdürmeye kararlı olduğumuzu bir kez da ha kamuoyuna açıklarız."

SISAG grevi ve MC nin politikası

Sosyal tş'de örgütlü SİSAG i ş çilerinin grevi 45'inci gününde Demirel hükümeti tarafından 30 gün süre i l e ertelendi. Ba kanlar Kuruluna grevi erteleme hakkını 275 s a y ı l ı yasa veri yor. Ama "memleket sağlığını veya milli güvenliği bozucu ni telikte" koşulları var i s e . Ba kanlar Kurulunun erteleme kara rından öğrenildiğine göre "mil li güvenliği bozucu" n i t e l i ğ i n den ötürü SİSAG grevi ertelen miş. Aynı karardan, Milli Eği tim Bakanlığının bu yolda Ba kanlar Kuruluna başvurusu ol duğu da öğreniliyor. Bu konuda bilgisine başvurulan Sosyal lş y e t k i l i l e r i , aşağıdaki görüşle ri belirttiler.

"Milli Eğitim Bakanlığına bağ lı Yay Kur'un sınav sonuçları SİSAG tarafından değerlendiril mektedir. Yay Kur programını yürütenler ise grevdedir. SİSAG yönetimi, bu programı greve ka tılmayan vasıfsız i ş ç i l e r e yap tırmak istemektedir. Ehil olma yanların yürüteceği işin sonucu da sağlıklı olmayacaktır elbette.

Grevin ertelenmesi gerekçesi de Yay Kur programı olunca, işbaşı yapan i ş ç i l e r e Yay Kur projesinin yaptırılması gere kir. Bu doğru mantık, SİSAG yönetimi için geçerli olmamış t ı r . Yay Kur projesini başın dan beri yürüten grevci i ş ç i lere hiç iş verilmemiş, bir odada oturmaları istenmiş, Yay Kur projesini yine ehil ol mayan insanlar yürütmeye devam etmişlerdir.

Sosyal lş, Bakanlar Kurulunun kararına Danıştay'da itirazda bulunmuştur. Danıştay Dava Dai releri Genel Kurulu oy b i r l i ğ i i l e Bakanlar Kurulu kararının uygulamasını durdurmuştur. Böy lece SİSAG i ş ç i l e r i n i n yeniden greve başlama hakları doğmuştur.

Bu ara, yine yasa gereği, Yük sek Uzlaştırma Kurulu oluştu rulmuştur. Devlet Bakanı Gıya s e t t i n Karaca başkanlığında toplanan Yüksek Uzlaştırma Ku rulu önümüzdeki günlerde bir karara varacaktır. Kararın bağ layıcı n i t e l i ğ i yoktur. Kurul dan i ş ç i l e r i n benimseyeceği bir karar çıkmazsa greve devam edileceği açıktır."

BİRİNCİ ULUSAL BİLİŞİM KONGRESİ

Türkiye Bilişim Derneği'nin dü zenlediği Birinci Ulusal Bili şim Kongresi 18 20 Ekim 1976 günleri Orta Doğu Teknik Üni v e r s i t e s i ' n d e y a p ı l d ı . Yedi oturum olarak düzenlenen prog ramda sunulan b i l d i r i l e r şöyle:

I. BİLİŞİM: ÜLKE ve TOPLUM SORUNLARI

1. Bilişim Teknikbiliminin Top lumsal İ ş l e v l e r i ve Türkiye Bilişim Kurumu, Dr.Aydın Koksal.

2. Ulusal Bilişim Politikası Güncel Görev, Dr.Necdet Bulut.

3. Bilişimin Ekonomik, Sosyal ve P o l i t i k Alanda Önemi, Betül fğdeligüvenç.

4. Bilgisayar însan Etkileşimi, Bülent Taş, Dr.Ziya Aktaş.

II. ENDÜSTRİ ve İŞLETMEDE KULLANIM

1. Fabrika İşletmesinde Bilişim Ortamı Güncel Yaklaşımlar, Turgut Ağar.

2. İşletme Muhasebecisi ve Bil gisayar; Kurum, Uygulama ve E l e ş t i r i , Dr.Erkut Göktan.

3. Terminal i l e b i r Stok Kon t r o l Uygulaması, Tuncer Uney.

4. Türkiye'de Bilgi İşlem Stan d a r t l a r ı , D."W.Simons.

I I I . PROGRAMLAMA YÖNTEMLERİ

1. SNOBOL i l e Tasırgama, Dr.Fevzi Ünlü.

2. Yapısal Programlama, Dr.Erol Arkun.

3. G e l i ş t i r i l m i ş Programlama Yöntemleri, Yücel Eğecioğlu.

4. MEP ö z d e r l e y i c i s i n i n Ç a l ı ş masının Tanıtımı, Behçet Sarıkaya.

IV. EĞİTİM ve İNSANGÜCÜ

1. Türkiye'de Bilişim Teknik Personeli Eğitiminin Genel

Durumu ve İşyerinde Eğitim, Dr. Ziya Aktaş. 2. Bilgisayar Bilimi İçin Bir Lisans Programı, Dr.Yüksel Uçkan. 3. Bilgisayar Bilimleri Eğitimi ve Boğaziçi Üniversitesi Uygulaması, Dr.Tuncay Saydam, Dr.Nejat Tuğcu. 4. FORTRAN Öğretiminde Yapısal Yaklaşım, Ümit Karakaş. 5. BİM Kuruluşu ve İş Tanımla r ı , Yalçın Süer.

V. UYGULAMA ve KULLANIM BİÇİMLERİ

1 Veri Temeli Emniyet Düzeni, Dr.Savaş Özatalay.

2. Sistemli Yaratıcılık ve Bilişimle İ l i ş k i s i , Turgut Ağar.

3. U l u s l a r a r a s ı B i l g i Akımında Bilgisayarın Yeri, Sönmez Taner.

4. Avrupada Hukuk B i l i ş i m i Çalışmaları, Salih Özdemir.

V I . BÎLGÎ İŞLEM ve YÖNETİM

1. Bilişim ve Bilgi Üretimi, N.Kaya Kılan.

2. Bilgisayar Alımındaki Sorun l a r ve BİM1in Kuruluş İ ç i n deki Yeri, Güngör Günalçın.

3. Temel Sorunlar ve B i l g i s a y a r l a r , Tevfik Çavdar.

4. Yönetimde B i l g i Bankası ve Arçelik Uygulaması, M.Ahmet Gökçen.

V I I . ÇEŞİTLİ UYGULAMALAR

1. Toplum Bilimlerinde B i l g i sayar Uygulaması, Dr.Hamit Fişek.

2. Doğal D i l l e r Alanında B i l gisayar Kullanımı, Dr.Güney Gönenç.

3. Ergin Dillerde Yapıbilim Denetimi, Dr.Fevzi Ünlü.

4. Bilgisayarların Bilgisayar Benzetim Modelleriyle Değer l e n d i r i l m e s i , Dr.Tuncay Saydam.

5. Örüntü Tanımı, Dr.Müren Gökeri.

Kongrede yedinci oturum b i r açık oturum biçiminde yapıldı ve bilişim alanında Türkiye' deki sorunlar t a r t ı ş ı l d ı . Bi rinci Ulusal Bilişim Kongresi ne 200 ün üstünde i z l e y i c i ka t ı l d ı . Kongreye sunulan b i l d i r i l e r i n tümünün Türkiye Bilişim

Derneği'nce bir kitap halinde derlendiği öğrenilmiştir.

Kongrede sunulan b i l d i r i l e r d e n i k i s i n i , Dr.Necdet Bulut'un sunduğu "Ulusal Bilişim P o l i t i kası Güncel Görev" a d l ı b i l d i r i y l e , Dr. Aydın Koksal'm sun duğu "Bilişim Teknikbiliminin Toplumsal İ ş l e v l e r i ve Türkiye Bilişim Kurumu" a d l ı b i l d i r i y i dergimizin bu sayısına aldık.

Birinci Ulusal Bilişim Kongresi dolayısıyla Türkiye Bilişim Derneği aşağıda verdiğimiz ba sın bildirisini yayınlamıştır:

"Çeşitli üniversitelerden, kamu ve özel kesimden ikiyüz e l l i dolayında uzmanın katıldığı l ' i n c i Ulusal Bilişim Kongresi 18 20 Ekim 1976 tarihleri ara sında Ankara'da yapılmıştır.

Bilişim teknikbilimi konusunda 30 bildirinin sunulup t a r t ı ş ı l dığı kongrede aşağıdaki temel görüşler belirtilmiştir:

1. Bilişim teknikbiliminden ül kemiz çıkarları doğrultusun da yararlanabilmek için tek nik insangücü yaratmadan başlayarak, bilişim araç ve gereçlerinin yapımına giden ulusal bir politika izlen melidir.

2. Bu alanda yaratılacak insan gücünü sağlamada her düzeyde eğitim yaygınlaştırılmalı ve sürekliliği sağlanmalıdır.

3. Ülkede bilişim politikasını kurma ve bu teknikb il imden yararlanma koşullarını sağ layacak bir kurum kurulma lıdır.

4. Günümüzde bilgisayar donanı mından yararlanmada ortak ve verimli kullanım sağlan malıdır.

5. Bu alanda çalışan her düzey deki teknik personelin ve rimli çalışma koşulları bu güne değin gerçekleştirile memiştir. Bu konuda geçerli önlemlerin alınması zorunlu dur. Çalışma koşullarını iyileştirme yolunda katkı veren tüm bilişim teknik elemanları desteklenmelidir.

Sonuç olarak çalışmaların, bi lişim teknikbilimini ve araç larını toplum yararına endüstri yel ve ekonomik kalkınmayı hız landırıcı ve dışa bağımlılığı azaltıcı yönde sürdürülmesi ge reklidir."

1976 TÜRKİYE

SANAYİ KONGRESİ

TMMOB Makina Mühendisleri Oda sı'nın düzenlediği 1976 Türkiye Sanayi Kongresi 23 27 Kasım 1976 günlerinde Ankara'da ya pıldı. Büyük bir ilgiyle karşı lanan Kongreye Odamız da "Ülke mizde Elektrik Enerjisi Üretim ve Tüketimi" konulu bildiriyle katıldı.

Kongrede sunulan bildiriler şun lardır:

Cumhuriyetin İlk Yıllarında Sa nayiin Korunması Sorunu ve Ti caret Sermayesinin Tavrı, Dr. Orhan Kurmuş.

Devletçilik Öncesinde Sanayi Politikası Arayışları, Selim îlkin, Dr.îlhan Tekeli.

Büyük Dünya Bunalımı İçinde Türkiye'nin Sanayileşme ve Ge lişme Sorunları, Doç.Dr.Korkut Boratav.

1950 1960 Döneminde Sanayileş me, Dr.Gürel Tüzün.

Türkiye Sanayiinde Teknoloji ve Teknoloji Transferi, Makina Mühendisleri Odası Teknoloji Transferi Komisyonu.

Teknoloji Transferi, Doç.Simeon Celepov, Bulgaristan Bilim ve Teknik Birliği.

Teşvik Tedbirlerinin Sektörel ve Yöresel Dağılımı, Süer Kır çak.

AET Türkiye İ l i ş k i l e r i ve Sana yileşme Sorunu, Doç.Dr.Bilsay Kuruç.

4. Plana Girerken Sanayi Poli tikası, Berk Koçer.

Türkiye'de İşgücü Eğitimi, Tevfik Çavdar.

Zonguldak Kömür Havzasındaki tş Kazalarının Nedenine Tarih sel Bir Yaklaşım, Abdullah Yılmaz.

Sanayileşmenin Yaşadığımız Çev re Üzerinde Etkisi, tnşaat Mü hendisleri Odası, Mimarlar Oda s ı , Şehir Planlpjna Mimar ve Mühendisleri Cdası.

Türkiye'de İstihdam Yada İ ş s i z lik Sorunu, DİSK Adına Prof. Sadun Aren.

Sanayide Maliyetler, Ücretler ve Verimlilik, Ayla Dorsay.

Türkiye'de Yabancı Sermaye, Tunç Tayanç.

Sanayileşme ve Bölgesel Denge sizlik, Oktay Varlıer.

Özel Kesim İmalat Sanayiinde Gelişme ve Yoğunlaşma Eğilim leri, M.Tanju Akad, Sulhiye Arıkan.

Genel Olarak ve Türkiye Sana yiinde Yoğunlaşma, Toplulaşma, Tekelleşme, Orhan Silier.

Sanayiin Üretim Yapısı, Doç.Dr. Yakup Kepenek.

Türkiye'de Montaj Sanayii, Nadir Akgül.

Girdiler Yoluyla Dışa Bağım l ı l ı k , Dr.Sevil Korum.

Ülkemizde Elektrik Enerjisi Üretim ve Tüketimi, Elektrik Mühendisleri Odası.

Kongrede ayrıca Türkiye'nin sa nayi sorunlarını ilgilendiren önemli konularda paneller de

yer aldı. Bu paneller, konula rı ve katılanlarıyla şöyle:

12 Mart Öncesinde ve Sonrasın da Sanayideki Gelişmeler ve Bu günkü Durum, Prof.Dr.Besim Üs tünel, Dr.Yalçın Küçük, Mümtaz Zeytinoğlu.

4. Plana Girerken Sanayi Poli tikası, Prof.Dr.Kenan Bulutoğ lu, İçen Börtücene, Dr.Gürel Tüzün.

Sanayide Maliyetler, Ücretler ve Verimlilik, Çimen Turan, Gül Neşe Erel, Cumhur Turanlı.

Türkiye Sanayiinin Yapısal So runları, Doç.Dr.Korel Göymen, Arif Merdol, Yavuz Bayülken, Dr.Özcan Ertuna.

Makina Mühendisleri Odası'nın "Çizgilerle Sanayi 76" konulu karikatür yarışmasına katılan karikatürlerden oluşan sergi de kongre süresince izleyicile re açık tutuldu.

OW ®M §,,. .mm

İbrahim Tapa, "Çizgilerle Sanayi 76" karikatür yarışması, Başarı ödülü

ELEKTRİK MÜHElNatSLİĞİ 240

DOĞA KİRLENMESİNİN ARDINDA KİM VAR? hüseyin bas

Sayın Profesör Sadun Ar en'in, önceki gün Politika'da yayınla nan "Yabancı Sermaye ve Doğa Kirlenmesi" yazısı, bu çağdaş afetle büyük sermaye arasında ki ilişkilere açıklık kazandır ması açısından son derece il ginç. Sayın Aren söz konusu ya zısında "Yabancı sermaye yatı rımlarının yayılma eğilimleri son zamanlarda yeni bir gerek çe ile 'teçhiz' edilmiştir. Bu yeni gerekçe doğanın kirletil mesiyle ilgilidir. Sanayi te sislerinin neden olduğu doğa kirlenmesi, ileri kapitalist ülkelerde çok ciddi bir sorun halini almıştır. Bu durumda ileri kapitalist ülkeler doğa kirlenmesine yol açan sanayi lerle ilgili yatırımlarını ya bancı ülkelere yöneltmektedir ler. Yabancı sermaye yatırım larının ekonomik ve siyasal ba ğımsızlığımıza verebilecekleri zararın yanısıra, doğa kirlen mesi bakımından da özel sakın caları olabileceğini unutmamak lazımdır" demekte ve "geçen hafta ülkemizi ziyaret eden Ba tı Alman yatırımcılarının bu yöndeki muhtemel girişimlerine bu açıdan bakılması gereğine" işaret etmektedir.

Doğa, yada çevre kirlenmesi ve ya bilimsel adıyla "ekoloji"nin son yirmi yıldan bu yana ileri endüstri ülkelerinin önde gelen temel sorunlarından biri haline geldiği biliniyor. Oysa, endüs trinin gelişmesi, özellikle ka

SLEKTRtK MÜHENDİSLİĞİ 240

pitalist ülkelerde bir yığın sorunu da birlikte getirmekte dir, örneğin sanayi artıkları, ileri kapitalist ülkelerin çö zünü hemen imkansız hayati so runlarından biri olmaya devam etmektedir. İlk ve ölümcül be lirtileri bundan yirmi yıl ön ce Japonya'nın küçük Minimata kentinde görülen "çevre kirleh mesi"ne ileri kapitalist en düstri ülkeleri, bu yönde ko parılan tüm gürültülere rağmen şimdiye değin geçerli bir çö züm bulmuş değiller. Gerçekten de bundan yirmi küsur yıl önce Japonya'nın küçük kenti Mini mata'da kediler birdenbire kor kunç sesler çıkararak çılgınca oraya buraya koşmaya başlamış lar, sonra da kendilerini deni ze atarak telef olup gitmişler di. Kedileri bir süre sonra in sanlar izlediler. 250'yi aşkın insan bilinmeyen bir hastalığa tutularak esrarlı bir biçimde bir kaç gün içinde ölüp gitti.

Korkunç olayın nedeni sonradan anlaşıldı, tnsanlar da, kediler de bölgede bulunan bir kimya fabrikasının "artıklarından" zehirlenen balıkları yemişler di. Çıldırarak ölüp gitmeleri nin nedeni buydu. Minimata fa ciası, bir anda tüm dünyanın dikkatini "çevre kirlenmesi" denilen çağdaş afete çekmişti. Basın, tüm kitle haberleşme araçları olayın üstüne çullan makta gecikmedi. Dünyanın sonu gelmişti artık. Batı uygarlığı, insan soyunun geleceği tehlike

deydi. İnsan bizzat yarattığı bilimin ve teknolojinin kurbanı olmuştu. Doğanın uyumlu dengesi bozulmuş, yeryüzü yaşanmaz hale gelmişti. Bu, insanı doğasıyla, uygarlığıyla, silip süpüren afe te dur demenin zamanıydı. Yirmi yıldan bu yana sürüp giden, za man zaman kaybolup, zaman zaman had düzeylere çıkan "ekolojik isteri" böyle başlamıştı. Peki ama çevreyi kirleten, ırmakla rı, denizleri zehirleyerek do ğanın uyumlu dengesini bozan, böylece de yeryüzünü yaşanası bir yer olmaktan çıkaran kimdi?

Her zaman olduğu gibi bu konu da da en büyük gürültüyü çıka ranlar, bizzat doğayı kirleten ler oldu. Kapitalist dünyanın hizmetindeki tüm imkanlar eko lojik krizin suçunun bilimin ve teknolojinin sırtına yüklen mesi yolunda seferber edildi ler. Doğa doğayı kirletmekle suçlanıyordu. Oysa bütün bu ça balar asıl suçluyu, kapitalizmi gözlerden saklamaya, giderek korumaya yönelikti. Kuşkusuz bu koruma son derece ince yön temlerle yapılıyordu, örneğin çevrenin kirlenmesinden herkes sorumlu tutuluyordu. Otomobil kullanan milyonlarca ortahalli Amerikalı ile fabrikalarından çıkan 100 milyonu aşkın otomo bilin egzozlarından atmosfere yılda 86 milyon ton zehirli madde saçan Standart Oil ve Ge neral Motors çevrenin kirlenme sinden "aynı derecede" sorumlu tutulmak isteniyordu. Burada

da tozun dumanın ardında sak lanmak istenen büyük tekeller di. Ama bütün bu çabalar boşu naydı. Güneşi balçıkla sıvamak mümkün değildi. Nitekim dürüst bilim adamları gerçeği bütün çıplaklığıyla açıklamakta ge cikmediler. Batı Alman bilim adamı Sturm, Federal Almanya1 nın dev kimya firması Hoechst' in sadece bir fabrikasının 200 000 nüfuslu bir kentin tüm çöplerinden daha fazla doğayı k i r l e t t i ğ i n i ortaya koydu.

Ünlü Bayer fabrikalarının Ren nehrine boca e t t i ğ i "artıklar" ise Ruhr havzasının tüm nüfusu" nun çöplerine e ş i t t i . Ağır en düstrinin kümelendiği havzanın tüm fabrikalarının ise bölgede yaşayan 6 milyon nüfustan daha çok "çevreyi k i r l e t t i ğ i " sap tanmıştır. Daha çok kâr, daha çok büyümenin kısır döngüsünde ki kapitalizmin, bu korkunç afeti durdurmak için gerekli önlemleri alması ise olanaksız dı. Zira bu önlemler için muaz zam ek yatırımlar gerekliydi. Örneğin salt Batı Almanya'da en düstrinin çevreyi kirletmesini önlemek için 40 milyar marka ih tiyaç vardır. îleri kapitalist ülkelerinin çevre kirlenmesi ko nusunda alınacak önlemler için ortalama olarak ulusal hasıla larının en az % 1 ila % 1,5'a tekabül eden ek yatırım yap maları gerekmektedir. Ekonomi uzmanlarının hesaplarına göre bu, anında başlıca endüstri ürünlerinin fiyatlarında % 5 i l a 10 oranında bir artışa yol açacaktır ki bu da doğal olarak satışların, dolayısıyla da kâr ların azalmasıyla sonuçlanacak t ı r . Büyük tekellerin "kârdan" fedakarlık etmelerini istemek ise eşyanın tabiatına, giderek sermayenin yapısına uygun değil dir. Gerçi kimi b a t ı l ı ülkeler de mahalli yönetimler, bıçak kemiğe dayanıp, ölüm tehlikesi yüzbinleri tehdit etmeye başla yınca çevreyi kirleten firmala rı para, hatta bazen hapis ce zasına bile çarptırabilen yasa lar çıkartmaktadırlar. Ne var ki bunlar etkin olamadıkları gibi, büyük tekellerin "fabri kaların kapısını kapatma" yada "söküp başka yerlere götürme" tehditlerine yol açmaktadır. 0 kadar ki çoğu kapitalist ül kede çevre kirlenmesine karşı savaş için kurulan komisyonlara bizzat çevreyi kirleten tekel lerin "adamları" hakimdir. Çoğu

ülkede de paradoksal bir biçim de çevre kirlenmesiyle "sava şan" yada bu göstermelik sava şa öncülük eden, dahası onları sözüm ona "paraca" destekleyen ler de yine çevreyi kirleten ler, yani büyük tekeller olmak tadır. Lockheed rüşvetçiliğiyle büyük sermayeye bağlılığı şaş maz bir biçimde saptanan Prens Bernardt'ın çevre kirlenmesiy le savaşan uluslararası bir ku ruluşun başkanı olması, soruna bu açıdan yaklaşıldığında hiç de şaşırtıcı görünmemektedir. Türkiye'de de aynı oyunu görmek mümkündür. Doğanın korunmasını Türkiye'de de "zengin takımı" üslenmiştir. Kuş Cennetinde* surda burda "kelaynak" kuşları nı korumak da, hiçbir önlemin alınmadığı düzüneyle rafineriy le yeryüzünün h a t ı r ı sayılır bir bölümünü "kirleten" Shell Şirketine düşmektedir. Bu takı mın görevi, bir iki sözde "doğa tutkunu" şaşkını da kullanarak işin sergi, konferans, film gösterisi gibi en ti püf ten ön lemlerle geçiştirilmesini sağ lamaktır. Biraz da bu yüzden Türkiye'de büyük yerli ve yaban cı şirketlere ait fabrikaların çevreyi ne ölçüde k i r l e t t i k l e ri ve hele doğada ne tür yıkım lara yolaçtıklarının .envanteri bile henüz yapılmamıştır. Sayın Aren'in de isabetle işaret et t i ğ i gibi sadece Haliç'le, iz mit Körfezinin bugün içinde bu lundukları yürekler acısı durum bile çevre kirlenmesinin Türki ye'de de ölümcül boyutlara ulaş tığını açık seçik gözler önüne sermektedir. Başkent Ankara'nın yürekler acısı hali ise handiy se efsane boyutlarına ulaşmış t ı r . Çevre kirlenmesi uzmanları başkentte önlem alınmazsa, in sanların "maskesiz" yaşamaları nın mümkün olamayacağını i l e r i sürmektedirler. Bu yüzden işin içinde olan konuyla i l g i l i kor kunç sorumsuzluğun mekanizması nı, işleyişini herkesten iyi bilen Belediye Başkanı Sayın Dalokay'ın vargücüyle "tehlike çanları"nı çalması boşuna değil d i r . Sayın Dalokay, • Politika'da yayınlanan "Kirleten Ödemeli" adlı başyazısında Ankara halkı nın yaşamı üzerinde oynanan yüz kızartıcı oyunları, doymak b i l meyen kâr isterilerinin bencil ve köpeksi tezgahlarını birer ikişer kulaklarından tutup ka muoyu önünde sergilemektedir. Ama kim dinler? Vahşi kapita lizm, t a t l ı kârlar söz konusu

oldu mu, bizzat kendi mahvına da yol açacağını bilse de insa n ı , hayvanı, ağacı, ırmağıyla güzelim doğayı üzerinde ot bit meyen yağmursuz bir çöle çevir mekte hiçbir sakınca görmemek tedir. Ama Batı dünyasında mis li görülmemiş bir biçimde yo ğunlaşan endüstrilerin muazzam boyutlara ulaşan "artıkları"nın doğayı kirletmeleri olasılığı kapitalist düzenleri ister iste mez bazı önlemler almaya itmek tedir. Oysa kapitalizm, yukarda da belirttiğimiz gibi, muazzam yatırımlar, dolayısıyla da kâr marjlarından önemli fedakârlık lar yapılmasını gerektiren kök lü önlemlere yönelme yeteneğin den yapısına da uygun olarak bü tünüyle yoksundur. Bu yüzden şimdilerde en az doğanın tepe lenmesi kadar utanmas iz ve kö peksi karanlık bir komplonun içindedir. Profesör Aren'in de işaret ettiği gibi uluslararası kapitalizm yabancı tekellerin doğayı a ş ı r ı , tahammül edilmez ölçüde kirleten, bu nitelikle riyle de Batı kamuoyunda artık "reddedilen" petro kimya türün deki endüstrilerin, bu konudaki yasaların yada doğa kirlenmesi ne karşı önlemlerin gerektire bileceği ek yatırımların bütü nüyle mevcut bulunmadığı "azge lişmiş ülkelere" kaydırılmasını planlamaktadır.

Uluslararası kapitalizm nasıl ucuz emeğin, işçiyi ezen yasa ların, dolayısıyla da büyük kâr oranlarının geçerli olduğu ırk çı Güney Afrika yada Rodezya' ya üşüşmüşse, bu kez, zehir sa çan endüstrilerini bizim gibi azgelişmiş, muhtaç ülkelere ta şımanın tezgahındadırlar. Ame rika'nın ünlü ve ciddi yayınev lerinden Mc Graw Hill'in araş tırmaları bu konuda en kalın kafalıları bile ikna edecek güçtedir. Birleşik Devletlerde endüstri ve madencilik alanında yapılan yatırımlar toplamının çevre kirlenmesine karşı alın ması zorunlu olan önlemlerin pay oranı % 12,7 dir. Oysa bu oran yabancı ülkelerde sadece % 2,2 düzeyindedir. Bize gelin ce, hiç kuşkusuz, bu oran % 0 dır. Bedavadır.

Dünyanın tüm k a p i t a l i s t l e r i , firmaları, dev tekelleri gelin, koşun, burada Türkiye'de beda vadan, doyasıya, kıyasıya ze hirleyebileceğiniz 40 milyon insan var.

(Politika, 11 12 Kasım 1976)

uluslararası af örgütü işkenceleri protesto etti

Uluslararası Af Örgütü Türkiye' deki işkence olaylarını protes to için Başbakan Demirel'e bir mektup göndermiştir. Örgütün Genel Sekreteri Martin Ennals gönderdiği mektupta şöyle de mektedir:

"Aldığımız bilgiler en azından iki polis merkezinde, Ankara Emniyet Sarayında ve İstanbul Gayrettepe'deki Birinci Şubede, siyasal tutuklulara işkencenin günlük olay haline geldiğini göstermektedir." İşkence olayla rından örnekler de veren Genel Sekreter, mektubunu şöyle bi tirmektedir: "Suçlamaların çok luğu ve içerdikleri ayrıntılar çok inandırıcıdır ve anladığı ma göre Türkiye'de bu konuda araştırma t a l e p l e r i i l e r i sü rülmektedir. Sizden en kısa za manda bu konuda bir soruştur ma başlatmanızı şiddetle talep ediyorum."

Uluslararası Af Örgütünün, Tu tuklu ve Mahkumlarla Dayanışma Derneği'nce açıklanan 1975 76 dönemi çalışma raporunun 170 ve 171. sayfalarında yer alan Türkiye i l e i l g i l i kısmında ay nen şöyle denilmektedir:

"Türkiye'de son bir yıl içinde birçok kişi ceza yasasının 141 ve 142. maddelerinden tutuk lanmış ve mahkum edilmiştir. Bu maddeler "bir sosyal sını~ fin diğer bir sosyal sınıf üze rinde tahakkümünü kurmayı amaç layan" örgütlerin kurulmasını ve "komünizm propagandası" ya pılmasını yasaklamaktadır.

Tutuklamaların sayısı arttıkça işkence iddiaları da artmakta dır. Çeşitli vesilelerle Ulus lararası Af Örgütü, Türk Hükü meti yetkililerine Türkiye'deki cezaevlerindeki işkence haber leri konusunda duyduğu kaygıyı dile getirmiştir. 11 Temmuz 1975'te Adalet Bakanı İsmail Müftüoğlu'na yazılan bir mek tupta, bir tutukluya elektrik işkencesi yapılması hakkında soruşturma açılması istenmişti. 5 Mart 1976'da iki işkence ola

yı hakkında Başbakan Demirel'e başvurulmuş ve "bu suçlamalara ilişkin durumların resmen araş tırılması" talen edilmiştir.

Öte yandan, Uluslararası Af Örgütünün raporunda iranV.a da 25 bin ila 200 bin kişinin s i yasal inançları nedeniyle ha pishanelerde tutulduğu belir tilmiştir.

Örgüt İran Şahı'nın ülkede sa dece 3 bin tutuklu bulunduğu konusunda geçenlerde verdiği demeci eleştirmiş, şiddeti onay lamayan ve şiddete hiçbir şe kilde başvurmayan binlerce in sanın daha, sadece siyasal inançları nedeniyle hapse a t ı l dığını bildirmiştir. Örgüte göre, tutuklu bulunanlar ara sında çok sayıda din adamı, sa

natkâr, üniversite profesörü, ayrılıkçı unsurlar ve etnik azınlıklara mensup kimseler vardır.

Uluslararası Af Örgütü, İran' daki rejime karşı mücadele edenlerin, vatana ihanet suçu işlemiş kabul edildiklerini, iç güvenlikten "Savak"ın sorum lu olduğunu, bu örgütün bütün şüpheli kimseleri izlediğini, sorguları bizzat kendisinin yaptığını ve tutuklanan kimse nin, hakkındaki iddianameyi, mahkemeye çıkmadan az bir süre önce öğrendiğini kaydetmiştir. Örgüte göre, İran'da siyasal suçtan dolayı verilen bir ce zanın temyizi de olanaksızdır. Örgüt, ayrıca İran'daki siya sal tutuklulara ç e ş i t l i işken celer yapıldığını bildirmiştir.

CHP GENEL MERKEZİNİN ELEKTRİK SORUNUNA İLİŞKİN RAPORUNA GÖRE

Türkiye'de elektrik üretiminin yüzde 35* i ithal edilen petrole dayalı

CHP Genel Merkez Araştırma Bü rosunca hazırlanan elektrik so rununa ilişkin bir raporda, Türkiye'nin giderek artan bir elektrik sıkıntısıyla karşı karşıya bulunduğu ve enerji üretiminin gereksinmeden daha az olduğu belirtilerek, "ener ji yokken hayali fabrika teme li atanlar, ülkemizin gelece ğini karanlığa itmektedirler" denilmiştir. Raporda, Türkiye' nin elektrik üretiminin yakla şık % 35'inin ithal edilen petrole dayalı olduğu b i l d i r i lerek, ülkedeki mevcut su kay naklarının % 8'inin, linyit kaynaklarının da % 5'inin an cak değerlendirildiği belir tilmektedir. Cephe hükümetinin enerj i santralları yapımını geciktirdiği anlatılan rapor da, bu konuda örnekler veril miş ve "elde ne y e t e r l i döviz, ne de y e t e r l i Türk parası bu lunmadığı için yatırımlar ol duğu yerde saymaktadır" denil miştir.

CHP'nın elektrik araştırmasın da daha sonra şu görüşlere yer verilmiştir:

"Türkiye'de sanayi, büyük ölçü de Batıda ve Kuzeybatıda yoğun laşmıştır. Oysa en büyük enerji potansiyeli Doğudadır. Enerji nin Doğudan Batıya taşınması çok büyük sorunlar yaratmakta dır. Kuşkusuz Batının gelişme sine karşı çıkılamaz. Ama Doğu nun giderek daha geri kalması na da göz yumulamaz. Sözde Ka rakaya Barajıyla Doğuya yatırım götürülmektedir. Aslında bu ba rajın enerjisi Batıya ve çok pahalıya iletilecek, Doğu bun dan yararlanamayacaktır."

Raporda, 1976 programının ger çekleşmesi halinde bile, ülke deki köylerin ancak % 29'unun elektriklendirilmiş olacağı, öte yandan "katılım payları" i l e köylerin elektriğe kavuş mak için büyük yük altına gir diği b e l i r t i l m i ş t i r . CHP'nin raporunda, köy elektriklendi rilmesi amacıyla yapılan tesis ler için köylüden alınan dört te bir oranındaki "katılım pa yı"nın kaldırılması istenerek, "Cephe İktidarı bu konuyu prog ramına almıştır. Ancak hiçbir ciddi girişimde bulunmamıştır" denilmiştir.

petrol ithalatı için 1980'de 2 milyar dolar ödenecek

Cephe yetkililerinin akaryakıt ve elektrik fiyatlarının arttı rılmayacağını ısrarla öne sür melerine rağmen zamlar kaçınıl maz görünmektedir. Ayrıca, akaryakıt ve elektrik kısıtla maları giderek yoğunlaşacağa benzemektedir.

Akaryakıt ve elektriğe ilişkin bu bekleyişlerin günlük yaşam da yadsınmaz etkileri olacağı kuşkusuzdur. Bekleyişlerin te melinde ise, önemli konular gündeminde;yeniden üst sırala ra yükselen "petrol sorunu" yatmaktadır.

Günümüzde ham petrol, toplam ithalat ödemelerinin tek başı na beşte birini yutan dev bir gereksinim haline gelmiştir. Bu yılın ilk sekiz ayını kapsa yan Ocak Ağustos döneminde ham petrol ödemeleri, geçen yılın eş döneminden % 45 oranında da ha fazla olarak, 630 milyon 550 bin doları bulmuştur. Böy lece ham petrol, ülkemiz dış alımlarının en büyük kalemi olarak ağırlığını giderek art tırırken, ihracattan elde edi len döviz gelirlerinin yarısı na yakın bir değere ulaşmıştır. Bu arada, ham petrol harcama ları yurt dışında çalışan Türk işçilerinin gönderdikleri dö vizlerin toplamı ile para piya salarından yüksek faizler üst lenilerek yapılan Dövize Çevri lebilir Mevduat hesapları borç lanmaları toplamını aşmıştır.

Ham petrol ithalatının, fiyat ların hızla yükselmeye başladı ğı 1973 yılından bu yana seyri Tablo l'de gösterilmiştir. Tab loda ayrıca, yurt içi üretim değerleri de verilmiştir.

Tablonun incelenmesi, ithalatın yıldan yıla miktar olarak büyü mesi yanında, değer olarak bu nu aşan bir hızda arttığını ortaya koymaktadır. Bunun ne deni ham petrol fiyatlarındaki yükselmedir. İthalat gereksi nimi büyürken ve fiyatlar yük selirken, yurt içi üretim azal ma göstermektedir. Bugünkü ko şullarda ve mevcut rezervlere göre üretim olanakları belirli bir düzeyin üzerine çıkamamak tadır.

Bu durumda ham petrol gereksi nimimizin yerli ham petrol ile karşılanması oranı düşme eğili mi taşımaktadır. 1973 yılında % 45 olan bu oran, halen % 25 dolayında bulunmaktadır.

Yurt içi ham petrol üretiminde ki azalma önemli olmakla bir likte, ithalattaki artışı ger çekte çok küçük ölçüde etkile mektedir. Örneğin, 1975 yılı Ocak Ağustos döneminde yurt içi üretim 2 milyon 86 bin ton iken bu yıl 1 milyon 825 bin tona düşerek 261 bin ton azalmış, ithalat 5 milyon 413 bin ton dan 7 milyon 367 bin tona çıka rak 1 milyon 954 bin ton art mıştır.

Ham petrol ithalatındaki artı şın gerçekte sır olmayan neden leri, petrol türevleri tüketi mindeki gelişmeler izlenerek somutlaştırılabilecektir. Pet rol türevleri tüketiminin sey ri son üç yıl itibarıyla Tab lo 2'de verilmiştir.

Tablodaki bilgiler, benzin tü ketiminin yılda ortalama % 14' lük bir hızla arttığını, bunu fuel oil ve motorinin izlediği ni göstermektedir.

Fuel oil ve motorin tüketimin deki artışlar ise, ülkemizde halen enerji üretiminin yarısı na yaklaşan kısmının bunlar kullanılarak karşılanmasından doğmaktadır. Bu olgu ağırlığı nı önümüzdeki yıllarda da bü tün şiddetiyle duyuracak nite liktedir. Çünkü enerji darbo ğazına çözüm aranırken, yerli kömür ve su kaynakları, bunla ra dayanan elektrik enerjisi santrallarinin "uzun sürede gerçekleştiği" gerekçesiyle, âtıl durumda bekletilirken,

Yıllar

üretim

İ T H A L A T ithalatta

(Bin Ton) (Bin Ton) (Bin Dolar) Yüzde Pay

3.504 7.827 199.891

9,6

1974/1

3.312 10.464 693.633 18,4

3.095 8.920

15,2

1975 (Ocak Aj.)

2.086

5.413

436.334

13,6

1976 (Ocak Ağ.)

1.825

7.367

630.550

19,0

1/ İthalattaki artış geniş çapta Kıbrıs çıkartmasından etkilenmiştir.

Kaynak: Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı ve Ticaret Bakanlığı.

Tablo 1. Ham petrol üretimi ve ithalatı.

fuel oil santralı ve gaz tür binleri teşvik edilmektedir.

Öte yandan, ülkemizin ham pet rol gereksiniminin yıldan y ı l a hızla artacağı hesaplanmakta dır. Beş Yıllık Kalkınma Planı dönemine ilişkin tahminler, ham petrol için 1980'den i t i baren 2 milyar doların üzerinde ödeme yapılmak zorunda kalına cağını belirlemektedir.

Gerçekte döviz olanaklarının bu düzeyde ham petrol ithaline olanak vermesi güçtür. Nitekim güçlükler bugünden başlamış bu lunmaktadır. Halen ham petrol için ithalatın yapıldığı ülke ye 60 günlük senetler verilmek tedir. Borç i s e , genellikle sü resinde ödenmemekte, bu nedenle yükleme durmaktadır.

Son günlerde sık sık karşılaşı lan akaryakıt ve fuel oil sıkın tısının nedenini, rafinerilerde yoğunlaştığı öne sürülen i ş ç i eylemlerinden çok, bu ödeme güç lüklerinde aramak daha doğru olacaktır.

Tablo 2. Petrol türevleri tüketimi (Bin Ton).

Örün Benzin/1 Gazyağı Motorin Fuel 011/2 Madeni Yağ Diğer/3

19 7 3 Miktar Yüzde Pay

1.843

12,9

4,8

2.735

23,7

5.549

48,0

1,5

1.045

9,1

1 974 Miktar Yüzde Pay

1.578

13,3

3,9

2.895

24,4

5.666

47',8

1,2

1.112,') 9,4

19 75

Miktar 1Cüzde Pav

1.913

14 ,3

3 ,6

3.211

24 ,7

5.947

45 ,8

1,4

1.276

9 ,8

1/ Uçak, süper, normal benzin ve iprajet dahildir.

2/ Fuel Oil 4 5 6 3/ Rafineri y a k ı t gazı , LPG, n a f t a , s o l v e n t l e r , a s f a l t, parafin> vazelin, kükürt ve özel müstahzarlar d a h i l d i r .

Kaynak: Akaryakıt Dağıtım Anonim Şirketi (ADAŞ)

D P T ' N I N EKONOMIK PROGRAMıNA GÖRE

1977 yılı büyük ekonomik güçlükler getiriyor

Devlet Planlama Teşkilatı tara fından 1977 için hazırlanan ekonomik programda, gelecek yıl başgösterecek "büyük güçlükle re" dikkat çekilmekte ve 1976 yılında iki milyonu aşan işsiz sayısının 1977 yılında daha da artacağı bildirilerek işsiz sa yısının iki milyon 183 bine jlaşacağı belirtilmektedir. Ay rıca, 1976 yılında fiyatlar I 20 dolayında artarken, işçi ücretlerinin kamu kesiminde an cak % 1, özel kesimde % 4 dola yında artış gösterdiği saptan nıştır.

Devlet Planlama Teşkilatı tara fından her yıl olduğu gibi, bu yıl da ekonomik program üzeri ıe yapılan çalışmalar sona er niş ve programın bütçe ile bir Likte Yüksek Planlama Kurulun da görüşmeleri başlamıştır. Programın "ekonomik kesimler" deki gelişmeleri ortaya koyan bölümleri 1977 yılının fiyat a r t ı ş l a r ı , ödemeler dengesi açıklarının büyümesi, ihracat ta gerilemeler gibi "büyük güç lükler"e dikkat çekerken, programın "sosyal kesimler"le i l g i l i bölümleri de işsizliğin 1976 yılında bir önceki yıllara şöre arttığını ve 1977 yılında da artacağını göstermektedir, lîçüncü Beş Yıllık Kalkınma Pla ıında da 197 7 y ı l ı için öngörü Len işsiz sayısı bir milyon 300 bin kişidir. Oysa, progra na göre, 1976 yılında işsiz sa fisi iki milyon 80 bine yüksel niştir. 1977 de ise iki milyon 183 bine yükselmesi beklenmek tedir. Dolayısıyla Cephe Hükü netinin son iki yılda izlediği îkonomi politika sonucu tüm sanayi dallarında bir üretim düşüklüğü ile karşılaşılırken, Lşsiz sayısı da önemli ölçüde artmıştır ve artacaktır. Böyle Likle, Üçüncü Beş Yıllık Kal cınma Planı hedeflerinin geri sinde kalınmış olduğu da kanıt lanmış olmaktadır.

CESÎMLERE GÖRE İSTİHDAM tşsiz sayısının giderek artma sı programda ekonomik kesimler itibarıyla tek tek ele alınmış

Bulgulara göre, 1976 yılında tarım dışı istihdamın beş mil yon 800 bin dolayında gerçekle şeceği tahmin edilmektedir. 1977 y ı l ı n d a bunun 6 milyon 160 bin dolayına yükseleceği bek lenmektedir. Tarımda ç a l ı ş a n l a rın sayısı ise, 1977 yılında 8 milyon 600 bin dolayına düşe c e k t i r . 1976 yılında tarım d ı ş ı sektörler içinde oran olarak istihdamın en çok genişlediği alanlar sanayi ve hizmetler ke simidir.

SOSYAL GÜVENLİK ve ÜCRETLER

İşsiz sayısı artışı dışında, 1976 yılında çalışan nüfusun yararlandığı sosyal güvenlik alanında da olumsuz gelişmeler görülmüştür. Programda toplam ü c r e t l i l e r içinde sosyal güven likten yararlananların oranının % 53 dolayında bulunduğu b i l d i rilmektedir. Aynı oran toplam nüfus açısından ele alındığın da nüfusun % 55,7'si sosyal gü venceden yoksun bulunmaktadır. Öte yandan, toplam s i g o r t a l ı sayısı 1976 yılında üç milyon 600 b i n d i r . Bunun b i r milyon 825 b i n i Sosyal Sigortalar Ku rumuna, 900 b i n i Emekli Sandı ğına, 890 b i n i Bağ Kur'a, 47 bi ni de özel banka ve kurumlara bağlıdır.

Toplam s i g o r t a l ı sayısının i k t i saden faal nüfusa oranı 1976

yılında % 23,1'dir. 1977'de bu oranın % 24'e çıkması beklenmek t e d i r . Oysa, Üçüncü Beş Yıllık Kalkınma Planında bu oran % 38 olarak belirlenmiş ve bu hedefe ulaşılacağı öngörülmüştür. Böy l e l i k l e , bu alanda da plan he deflerinin gerisinde kalınmış tır.

Programda 1970 yılından bu yana işçi ücretlerindeki ge'l.işmeler de ele alınmakta ve ortalama yıllık fiyat artışlarını.n % 20 dolayında bulunduğu dikk.ate alındığında ücret artışl.arının fiyat artışı gerisinde k.aldığı saptanmaktadır. Bu konuda prog ramda şöyle denilmektedir:

"1970 y ı l ı fiyatlarıyla kamu kesiminde 1975 yılında 44,47 l i ra olan gerçek ücret 19 76 yılın da % 1,31 artışla 47,72'. liraya, özel kesimde 36,74 l i r a olan gerçek ücret % 4 a r t ı ş l a 38,23 liraya yükselmiştir. Ortalama sigortalı işçi gerçek, ücreti 1974 yılına oranla \975 yılın da % 5,19 artarak 3 9,48 liradan 41,53 liraya yükselmiştir." t ı r . Bu konuda şöyle denilmek tedir:

"Toplam işgücü t a l e b i içinde, tarım kesiminde çalışanların azalması, tarvm dış IL kesimler de çalışanların da artmasx ol gusu sürmekte, r.arım dışında yeterli istihdfjm olanakları ya ratılamadığınc'ıan, tarım dışı. işgücü fazlaf,ı giderek büyünek tedir."

ÎZMÎR SOBESİ 10. GESjhL KURULU 16 Ocak 1977 Saatf 14.30 da Efes Oteli Petek/salonunda

İSTANBUL ŞUBESİ lfcf. GENEL KURULU 23 Ocak 1977 S/ıatslO.OO da

Galatasaray L i s e s i Tev fik F i k r e t Salonunda

ANKARA ŞUBESÎ j . . GENEL KUBİULU 29 Ocak 197 7 Saat 11.00 de

Makina Mühendisleri odası Toplantı Salonunda

Elektrik Mühendisleri Odası Yönezim Kurulu

Aybars Ungan Başkan Abdü'l kadir Kahraman Başkan Yrö. Bekir özgirgin Yazman Üye Mahmut Kurtulmaz sayman üye Teoman Alptürk üye Doğan Anakök üye Oğuz Kırımkan üye

İstanbul Şubesi Yönetim Kurulu

Yüksel Bİrdal Başkan Alaattin Anahtarcı Başkan Yrö. Yavuz Çizmeci Yazman Üye Berkay GÜnay Sayman Üye Gönül Taylan üye Hüseyin Yeşil üye Hanna Can üye

İzmir Şubesi Yönetim Kurulu

Ergun Elgin Başkan Yüksel Levendoçlu Baçk irfan Arabacı Yazman i Muammer Göksel sayman Ömer Güner üye Muammer Argün ("ye Ajlan Kural üye

Elektrik Mühendisleri Odası

Ihlamur Sokak 10/1 Yenişehir Ankara Tel. 25 32 72 25 32 73

İstanbul Şubesi

Cumhuriyet Caddesi 283 Engin Han Kat.2 Harbiye İstanbul Tel . 48 50 52 48 50 53

İzmir Şubesi

Talat Paşa Bulvarı Al sancak İzmir Tel. 14 89 73

17/1

*>.'?•"'

ELEKTRİK MÜHENDİSLERİ ODASI TEMSİLCİLİKLERİ

Adana

Yaşar Okşaşoğlu

7. Bölge Müdürlüğü

Antalya

Durmuş Arı

Hv.Meyd.lnş. Bölge Müdürlüğü

Artvin

Fahri Kaya

Lif Levha Fab., Enerji Şefi

Aydın

Can înalöz

TEK Eatı Anadolu Şube Md.

3. Bölge Başmühendisliği

Balıkesir

şahin Şen

SEKA Müessese Müdürlüğü PK.201

Bitlis Can Kitabevi

Hasan Dalkıran

Burdur Uzun Çarşı No.46

İrfan Bilgin

Bursa Veziri Cad. Tahtakale

Ahmet Akküçük Kent îşhanı Kat.5

Çorlı Cumhuriyet Meydanı Bilgin Pasajı 13

Yasin Zirek

Çorum

Y.İzzettin Hürer

Çimento Fab., Santral Şefi

Denizli İller Bankası

Abdullah Şavklı Başmühendisliği

Diyarbakır

Burhan Elçioğıu

Kunt Ismailpaşa, 3.Sokak

Yenişehir

Elazığ

Mustafa Ayduran

TEK Hazar Santralı PK.65

Eskişehir

İsmet Erorta

Yunus Emre Cad., 67

Gaziantep Hürriyet Cad., Kamil Afat Îşhanı

Ali Ercan Kat.3

İsparta

Ahmet Emir

TEK 5.Bölge Müdürlüğü

İçel Kuvayimilliye Cad.,

Ali Öztürk 94

Karabük

Ömer Çolakoğlu

Hürriyet Cad. ,

Özmen îşhanı No.247

Kastamonu

Fehmi Tuncel

Belediye Cad., 46/A

Kayseri

Yetkin Önem

TEK İşi.ve Bkm.Başmüh., PK.9

Kocaeli

Sait Bülbül

Belediye Elektrik İşletmesi

Konya

Birol Adalığ

15.Bölge Müdürlüğü

Kütahya

Rüştü Kaytancı

Yapı İşleri 4.Bölge Müdürlüğü

Malatya

Kazıcı Îşhanı

Hasan Baran

Kat.2 No.204

Manisa Manisa

Bahadır Karaman Tekstil Fabrikası

MuŞla İller Bankası

Türker Özcan Başmühendisliği

Nevşehir Şahin Yurtbeğendi Şehir Palas Oteli

Niğde

Mustafa Karadal

Aşağı Kayabaşı Mah.,

duyulu Çıkmazı No. 5

Rize

Tayfun Gençsoy

Çay Kur Teknik Şubesi

Sakarya

Faruk AIOÛIU

TEK 4.Bölge Başmühendisliği

Samsun

A.Sefa ütkür

13.Bölge Miuîi:rlüC:ü

Sinop

: 1uznffı:r kariler

Eoeing Serv. Inc. Radaı

Sivas

İsmail Nalçacıoğlu

TEK 9. Bölge Baş Mühendisi

Tekirdağ

Aydın Gönül taş

12. Eöige }'d. Millet Cad.32^/2

Trabzon

Kc mal Kazmaz

İller Bankası ^.Pc]qe .v.ü. lııç i;

L'rfd

: :ahnut Tellaliası

Belediye ESO İşletmesi

Zonguldak

İbrahim Tatbul

EKİ Yüksek Gerilim

Başmühendis ligi