Elektrik Mühendisliği · Sayı 238 · Ekim 1976

OLAYLAR - YORUMLAR

Toplum, demokrasi ve emek Haber ve etkinlik

Yıl
1976
Sayfa
9
Okuma süresi
28 dk
Görüntülenme
0

Konu

Toplum, demokrasi ve emek

İlgili: Mühendislik mesleği, meslek hakları ve istihdam, Mevzuat ve hukuk

Anahtar kelimeler

  • SİSAG grevi
  • TÖB-DER kapatılması
  • Danıştay
  • Vedat Dalokay
  • teknik eleman sendikalaşması
  • TMMOB

Özet

SİSAG şirketindeki teknik elemanların grevine TMMOB'a bağlı odaların ve teknik eleman derneklerinin destek verdiği, ayrıca TÖB-DER'in kapatılması ve Ankara Belediye Başkanı Vedat Dalokay'ın görevden alınması işlemlerinin Danıştay tarafından durdurulduğu olaylar aktarılmaktadır.

Tam metin

Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.

TÜM TEKNİK ELEMAN

ÖRGÜTLERJ SİSAGDAKİ GREVİ

DESTEKLİY OR

Hacettepe vakıfları kuruluşla rından SİSAG şirketinin merkez binası önünde, bir süredir grevde bulunan SÎSAG i ş ç i l e r i y le birlikte 13 Ekim'de bir ba sın toplantısı yapan teknik eleman örgütlerinin y e t k i l i l e r i , SİSAG işçilerinin grevini sonuna kadar destekleyecekleri ni bildirdiler. TMMDB ve ona bağlı 18 Meslek Odası i l e , TÜTED, Tüm Yüksek Tekniker ve Teknikerler Derneği, Türkiye Jeomorfologlar Derneği ve Tür kiye Teknik Öğretmenler Derne ği'nin ortaklaşa açıklaması şöyle:

"SİSAG'da çalışan teknik e l e manların aylardır sürdürdükle ri sendikalaşma ve toplu söz leşme i l e haklarını alma, in sanca çalışma koşullarına ka vuşma mücadelesi, Şirket Yöne timinin sendikal hakların kul lanılmasına özünde karşı tutu mu nedeniyle grev noktasına gelmiş ve SİSAG i ş ç i l e r i bir hafta önce greve başlamışlar dır.

Gelişmeleri başından beri i z l e

mekte olan teknik eleman örgüt l e r i , bugün tümüyle SİSAG i ş ç i lerinin haklı eyleminin yanında ve güçlerini grevin başarısı için kullanmaya k a r a r l ı d ı r l a r .

SİSAG grevi, teknik eleman ör g ü t l e r i için özel b i r önem ta şımaktadır. Çünkü, ülkemizdeki teknik elemanların büyük bir kesimi, yasal olarak sendikal haklara sahip olduğu halde bu haklar onlara kullandırılmamak t a d ı r . Bu durumdaki teknik ele manların sendikal haklarını kullanmalarının sağlanması, ör gütlerimizin ortak eylem prog ramında öncelik ve a ğ ı r l ı k l a yer almaktadır.

Sistem İşletme Proje Servisi Araştırma Geliştirme (SİSAG) Limited Şirketi, Hacettepe Vak fına bağlı en büyük şirketler den biridir ve burada 170 tek nik eleman çalışmaktadır.

Ve bugün bu teknik elemanların tümü grevdedir.

SİSAG'da çalışan teknik eleman lar, yılda 100 milyon TL'den fazla karşılığı olan değerde proje üretmektedirler. Bunlar arasında üniversite sınavları seçme ve yerleştirme, Yay Kur, Mektupla Yüksek Öğretim gibi yüzbinlerce öğrenciyi ilgilen diren teknik hizmetler, birçok

üniversitelerin eğitim ve has tane binalarının yapı projelen dirme hizmetleri bulunmaktadır.

Bu kadar önemli projeleri yürü ten ve çok ç e ş i t l i uzmanlık dallarındaki teknik elemanlar, SİSAG Yönetimi tarafından köle gibi çalıştırılmak istenmekte dir. Sendikalaşma çalışmalarına katıldıkları için 12 teknik ele man grevden önce işten atılmış t ı r . SİSAG patronları, grevi kırabilmek için önemli kamu ya tırımlarını tehlikeye düşürecek sorumsuz davranışlar içindedir ler. SÎSAG'daki uzmanlaşmış teknik elemanlarca yürütülen bu projeler TEKSİS ve METEKSAN gi bi paravan şirketlerce dışarıya verilmekte, ayrıca ehliyetsiz elemanlar gizlice ç a l ı ş t ı r ı l a rak projelerin sağlığı kuşkulu duruma getirilmektedir.

Bu açılardan bakıldığında, SİSAG'daki sendikalaşma ve grev olayının önemi açığa çıkmakta dır. Çok sayıda n i t e l i k l i tek nik elemanın diğer i ş ç i l e r l e birlikte sendikalaşmayı ç e ş i t l i baskılara karşın başarması ve haklarını bilinçli bir kararlı lıkla savunmaları sendikal mü cadelede önemli ve örnek bir adımdır. SISAG'daki grevci i ş ç i l e r i sonuna kadar destekleye ceğimizi duyururuz."

SİSAG emekçileri ve teknik eleman ö r g ü t l e r i n i n t e m s i l c i l e r i , basın toplantısından sonra birarada...

HM TURKMUHENDfSVElSHUlOaALAİIlBfRLieJ j t

•CUCkTHİK M.O.

TMMOB"

•KMtAM.ft •MADES M.a

MAKİVA M.O. .MKT.HJ BJİ M.« >CTEOR.M.a MbUHI.AH O.

HAS M.ft

"Ertelenen Y AY KUR sınavlarının sorumluluğu, SİSAG yöneticilerine a i t t i r *

Teknik eleman örgütlerinin yu kardaki açıklamasının yanısıra, Milli Eğitim Bakanlığı yetkili lerinin, Yay Kur sınavlarının ertelenmesine ilişkin ve grev cileri suçlar nitelikteki de meçleri üzerine, TMMOB ve Bir liğe bağlı Elektrik ve Makina Mühendisleri Odasınca yapılan 16 Ekim tarihli açıklamada şöyle denildi:

"Bugün, güvenlik kuvvetlerince çadır kurmalarına bile izin verilmeyen, grevci teknik ele manlar, açık havada, yağmurda ve soğukta, direnişlerini inanç la sürdürmektedirler. SİSAG grevini kırmak için işverence çeşitli girişimlerde bulunul makta, çalışmaları sürdürülen YAY KUR gibi projeler, işvere nin sorumsuz davranışları ne deniyle çıkmaza girmektedir.

Uzmanlık isteyen çalışmaların, grev kırmak amacıyla, işten an lamayan kaçak işçilere yaptı rılmak istenmesi, grevci teknik

elemanların daha önce çeşitli defalar işaret ettikleri sonu cu getirmiştir. Milli Eğitim Bakanlığınca, YAY KUR sınavla rının SİSAG grevi nedeniyle er telendiği bildirilmekte ve so rumluluk SÎSAG grevcilerine yüklenmek istenmektedir. Oysa, bu sonucun tek sorumlusu, işçi lerin haklarını vermeyi redde den, grevi kırmak için işten anlamayan ehliyetsiz kişileri çalıştırarak sorunu çıkmaza gö türen SÎSAG yöneticileridir. Bu davranışın sürmesi, yalnız ca YAY KUR sınavlarının erte lenmesi sonucunu vermekle kal mayacak, sorunu içinden çıkıl maz duruma getirecektir.

TMMOB, MMO ve EMO olarak, bu sorunun ancak, insanca çalışma koşulları ve işgüvenliginin mevcut olduğu bir ortamda, ko nunun gerçek uzmanı olan grev deki SÎSAG teknik elemanların ca çözülebileceğini kamuoyuna bildirmeyi görev sayıyoruz."

Danıştay,

TÖB DERin kapatılması işlemini durdurdu

TÖBDER Genel Merkezi 1 Ekim günü Ankara Valiliğinin bir ya z ı s ı y l a kapatıldı. Emniyet 1. Şube ekipleri TÖBDER Genel Merkezine gelerek kapatılmaya i l i ş k i n Valilik onayını göster diler ve arama yapacaklarını bildirdiler. Valilik kapama gerekçesi olarak DGM1lerle i l g i l i toplantı ve yürüyüşte s i yasal n i t e l i k bulunduğunu öne sürüyor ve TÖBDER Genel Mer kezini Dernekler Yasasına da yanarak kapatıyordu. TÖBDER Genel Merkezinde arama yapan polisler, içerdekilerin adla rını saptayarak dışarı çıkardı lar ve Genel Merkezde bulunan kitaplar ve diğer yayınları gö türdüler. Genel Merkez kapatı lınca TÖB DER1in bütün şubeleri de kapatılmış olmaktaydı. Emni yet görevlileri aramadan sonra TÖBDER yöneticilerinin i s t e ğ i üzerine bir tutanakla "herhangi bir suç unsuruna rastlanmadığı nı" belirttiler.

Genel Merkezin kapatılmasından sonra TÖBDER y ö n e t i c i l e r i ka rarın kanunsuz olduğunu ve dur durulması için Danıştay'a başvu racaklarını söylediler. Genel Başkan Gültekin Gazioğlu "TÖB DER1 li öğretmenler Kurtuluş Sa vaşı y ı l l a r ı sırasında kurulan antiemperyalist Türkiye Mual limler Cemiyeti'nin mirascısı dır. Onların mücadelesi keyfi tasarruflarla durdurulamaz. TÖBDER yaşayacaktır" dedi.

VALÎLIĞÎN AÇIKLAMASI

Ankara Valisi Durmuş Yalçın, kapatılma kararıyla i l g i l i ola rak yaptığı açıklamada "TÖB DER' in Dernekler Kanununda yer alan 'tek amaçla uğraşma1 kuralına uymadığını, kurulması yasak dernek durumuna geldiği ni, dernek y e t k i l i ve sorumlu larının faaliyetlerini TCK'nun 141 ve 142. maddeleri çerçeve sinde değerlendirmek gerekti ğini" i l e r i sürdü.

TÖBDER Genel Merkezi ve Ankara Şubesinin polislerce aranıp mü hürlenmesinden sonra, istanbul' daki TÖBDER Aksaray Şubesi i l e

İstanbul Öğretmenler Derneği Lokali de kapatıldı. Aksaray Şubesinde arama yapan p o l i s l e r i k i s i kadın olmak üzere a l t ı k i ş i y i gözaltına aldılar. Ayrı ca p o l i s l e r TÜMDER Genel Mer kezinde de arama yaptılar.

TÖB DER DANIŞTAY'a BAŞVURUYOR

TÖB DER y ö n e t i c i l e r i kapatma kararının durdurulması ve ip t a l i i ç i n 4 Ekim'de Danıştay1 da dava açtılar. TÖB DER avukatları Danıştay'a verdikleri dava dilekçesinde Valilikçe i l e r i sürülen gerek çelerden h i ç b i r i n i n 1630 s a y ı l ı Dernekler Yasası'nın 45. mad desinde gösterilen 'faaliyetten alıkonma' sebepleri arasında sayılmadığını belirterek özet le şöyle dediler:

"Toplantı ve gösteri yürüyüşle ri hakkı Anayasa'nın 28. madde sinde yer alan temel haklardan dır. Yasal şartları yerine ge tirilerek yapılan toplantı ve gösteri yürüyüşlerinden ötürü suçlamada bulunmak, Anayasal bir hakkın kullanılmasını en gellemek anlamını t a ş ı r . Der nek Tüzüğünün 3. maddesinde TÖB DER'in amaçları arasında 'insan hakları evrensel beyan namesi i l e Anayasamızın m i l l i , demokratik, layik ve sosyal hu kuk d e v l e t i kapsamı içinde faa liyet göstereceği1 belirtilmiş tir.

Kamuoyuna da genişçe yansıdığı gibi, devlet memurları içinde görev yeri değiştirilmek, gö revden uzaklaştırılmak, görevi ne son verilmek biçiminde ida ri işlemlere en yoğun konu olan görevliler, öğretmenler olmuş tur. Düzenlenen türlü saldırı larda çok sayıda öğretmen yara lanmış ve a l t ı öğretmen öldü rülmüştür. Geçim düzeyleri çok dUşük olan bu meslek mensupla rı, aile ve çocuklarıyla bir likte açlığa mahkum edilmiştir. Öğretmenlerin bu tür tehlikeler ve ağır yaşam koşulları karşı sında, yasal çerçevede tepki göstermelerini, amaç dışı bir faaliyet saymak olanaksız oldu ğu gibi, dernek üyelerinin ha yatına mal olan faşist baskıla rı, örgütü ilgilendirmeyen bir konu olarak görmek ve göstermek de tutarlı bir tutum sayılamaz."

TÖBDER yöneticilerinin başvu rusu üzerine Danıştay 12. dai resi yürütmenin durdurulmasına karar verdi. Danıştay'ın bu ka

rarından sonra Ankara Valiliği nin hareketsiz kalması üzerine TÖBDER yöneticileri gazeteci lere bir açıklama yaparak Genel Merkez kapısındaki mühürleri açtılar. Bunun üzerine yöne t i c i l e r ve çalışanlardan olu şan 22 k i ş i gözaltına alınarak tutuklanma istemiyle mahkemeye sevkedildiler. Nöbetçi Ankara Asliye Ceza Mahkemesinde sorgu ları yapılan Gazioğlu ve arka daşları tutuklamaya gerek olma dığına karar verilerek serbest bırakıldılar.

TÖB DER AÇILARAK ÇALIŞMALARINA BAŞLADI

Danıştay'ın TÖB DER'in kapatıl ması i l e i l g i l i olarak aldığı yürütmeyi durdurma kararı üzeri ne Ankara V a l i l i ğ i n i n , bu kara rın yeniden gözden geçirilmesi ne i l i ş k i n talebi de Danıştay 12. dairesince reddedildi. Ge rekli bildirimlerin yapılmasıy la b i r l i k t e TÖBDER yeniden açıldı.

İÇİŞLERİ BAKANI NİN İŞLEMİNİN DANIŞTAY CA DURDURULMASI ÜZERİNE

Vedat Dalokay görevine döndü

1 Ekim günü İ ç i ş l e r i Bakanı Asiltürk, Ankara Belediye Baş kanı Vedat Dalokay'in, beledi yede çalışan temizlik i ş ç i l e r i nin direnişiyle i l g i l i hiçbir tedbir almadığını iddia ederek görevinden el çektirildiğini açıkladı. Bunun üzerine bir ba sın toplantısı yapan Dalokay, işlemin yasal olmadığını belir terek Danıştay'a başvuracağını bildirdi ve özetle şöyle dedi:

" İ ç i ş l e r i Bakanı beni Memurin Muhakemat Kanunu'nun 12. mad desine göre görevden aldığını belirtiyor, oysa bu madde Ana yasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiş ve mahkeme 3.7.1963 ta r i h l i kararıyla bu tür işlemle rin yargı organlarından geçme den uygulanamıyacağını bildir miştir. Daha dayandıkları mad denin yürürlükte olup olmadığı nı bilmeyenler, halkın güvendi ği ve seçimle işbaşına getirdi ği k i ş i l e r i görevden alabili yorlar. Bu, Cephe hükümetinin içinde bulunduğu durumu açıkça ortaya koyan bir örnektir."

Dalokay daha sonra Danıştay'a başvurarak hakkındaki kararın durdurulmasını ve iptalini i s tedi. Dalokay, dilekçesinin olaylar bölümünde şöyle dedi:

"Ankara Belediyesi temizlik i ş çileri, ücretleri belediyenin mali imkanları elvermediği için ödenmediğinden greve başvurmuş lardır. Belediye Başkanı sıfa t ı y l a bu duruma karşı alacağım herhangi bir kanuni tedbir bu lunmamaktadır. Ancak i ş ç i l e r i n ücretlerini ödemek için gerek li parayı bulmak amacıyla hükü met nezdinde defalarca girişim de bulunulmuş, hatta Say in Cum hurbaşkanı katına kadar g i d i l miştir. Fakat bir sonuç elde edilememiştir. Bütün bunlar ortadayken İ ç i ş l e r i Bakanı ba na gerçeğe uymayan beyan ve davranışlar izafe ederek hak kımda işten el çektirme kararı vermiştir."

Dalokay'in başvurusu üzerine Danıştay 5. dairesi oybirliği i l e İ ç i ş l e r i Bakanı'nın işlemi nin yürütülmesini durdurma yo lunda karar aldı. Danıştay'ın yürütmeyi durdurma kararı al ması üzerine Dalokay görevine başladı.

t ç i ş l e r i Bakanı Oğuzhan Asil türk ise bu karara i l i ş k i n ola rak görüşünü açıklarken Danış tay'ın hukuki bir hata yaptığı nı öne sürdü ve Danıştay nezdin de karara itiraz edilerek tas hihi karar isteminde bulunula cağını bildirdi. Bu arada Dalo kay 'in, göreve başladığına dair Ankara Valiliğine bir yazı gön dermesi üzerine Vali Yalçın "Danıştay'ın verdiği kararın muhatabının Valilik olmadığını, İ ç i ş l e r i Bakanlığından da bu konuda herhangi bir iş'arın ya pılmadığını" bildirerek Dalokay' in yazısını işleme tabi tutma dan iade e t t i .

İ ç i ş l e r i Bakanlığı'nın Danıştay'a yaptığı tashihi karar talebi nin de reddedilmesi üzerine Da lokay' in görevine devam etmesi kesinleşti.

TEMİZLİK İŞÇİLERİNİN GREVİ YASAL

Bu gelişmelerin yanı sıra Yeni mahalle 2. Asliye Ceza Mahke mesi, Ankara Cumhuriyet Savcı l ı ğ ı ' n ı n başvurusu üzerine yap t ı ğ ı inceleme sonunda belediye i ş ç i l e r i n i n direnişlerinin ka nunsuz grev olmadığına karar vererek tutuklu i ş ç i l e r i ser best bıraktı.

ıH:VM:T «ÜVENLIK AlAHKEAtELEKİ

12 Hart döneminden beri üzerin de pek çok t a r t ı ş ı l a n ; p o l i t i k a hukuk çevrelerinde, sendikalar, meslek örgütleri ve demokratik derneklerde birkaç kez en gün cel konu olarak e l e alınan Dev l e t Güvenlik Mahkemeleri sorunu Ekim 1976'da yeni bir döneme girdi. Anayasa Mahkemesinin, ye niden yasa hazırlanıp yürürlüğe konulması i ç i n tanıdığı süre içinde M i l l i y e t ç i Cephe'nin ta sarılardan birini kanunlaştıra maması üzerine DGM'ler kapatıl dı. Başarılı bir dayanışma için de eylem ortaya koyan devrimci ve demokrat çevrelerin üzerine yapılan baskılar yoğunlaşıp TÖBDER kapatılır, Dalokay gö revden alınırken, TMMOB başka nının da 63 y ı l a mahkum olması istendi.

Türkiye'de demokrasinin s ı n ı r larını daha da daraltmak i ç i n cephe ortaklarınca yürütülen çalışmalar toplu demokratik di renişle karşılaşıp yenilgiye uğrayınca, yeniden DGM'ler ç ı kartmak, baskıları yoğunlaştır mak, "sıkıyönetim" hesaplarına girmek, iç tüzük d e ğ i ş i k l i k l e riyle CHP parlamenter muhalefe tinin s e s i n i kısmak e ğ i l i m l e r i gözlendi.

î ş t e bu ortamda DGM'leri, onla ra karşı verilen mücadeleyi ye niden gözden geçirmek ve bu taptaze toplumsal deneyi değer lendirmek gereklidir.

DGM'lerin KURULUŞU

Yakın tarihimizin en karanlık dönemlerinden birinde, 1961 Anayasasının defalarca değiş t i r i l i p "lüks" olmaktan çıka r ı l d ı ğ ı , demokratik gelişimle rin önüne set ç e k i l d i ğ i günler de hukuk düzenimizde yapılan en önemli değişikliklerden b i r i de Devlet Güvenlik Mahkemeleri Ka nunu oldu. Olağanüstü yargılama

yöntemleriyle "huzur" sağlamak üzerine düşünceler darbeden he men sonra yayımlanmaya başlan dı (Nihat Erim, 10.4.1971 ta r i h l i Cumhuriyet Gazetesi). Se çim öncesinde sıkıyönetime son verme gerektiğinde sıkıyönetim mahkemelerinin yerini alacak "olağanüstü" mahkemeler kurma özlemleri yeniden dile gelmeğe başladı. 1976 Eylül Ekim'inde DGM'lerin kapatılması yönünde tepkilerin yoğunlaşması üzeri ne Başbakanın birkaç kez s ı k ı yönetimden söz etmesi "DGM" i l e "sıkıyönetim" arasındaki ilişkinin hiç de raslantısal olmadığını kanıtlamaktadır.

DGM1ler NEDEN TEMEL HUKUKA VE ANAYASAYA AYKIRIDIR ?

Bu konu demokratik güçlerce en ince ayrıntılarına dek i n c e l e nen, bilim adamları, gazete ya zarları ve geniş bir toplum ke simince değerlendirilen ender konulardan b i r i d i r . Birçok kez b e l i r t i l m i ş görüşlerin en önem l i l e r i n i özetlemek bizim değer lendirmemiz i ç i n y e t e r l i olacak tır.

a) Tüm demokratik girişimlerin kaynaklandığı burjuva demok ratik devrimi düşünürlerin den Montesquieu'den beri "ya sama", "yürütme" ve "yargı" organlarının ayrılması temel bir görüştür. İnsan ve Yurt taş Hakları B i l d i r i s i i l e Amerikan Anayasası bu görü şün temel kazandığı 18. yüz y ı l hukuk belgeleridir. Cum huriyet Anayasalarında da bu görüş önemle yer almıştır. Devlet Güvenlik Mahkemelerin de ise hakimlerin, savcıla rın hükümet adayları arasın dan seçilmesi ve b e l i r l i bir süre için görevde kalmaları hem "hakim teminatı"nı orta dan kaldırmakta hem de "yar gı"yı "yürütme"ye bağımlı kılmaktadır.

b) 1876 Kanunu Esasi'si bile ola ğanüstü mahkemeyi reddeder ken 1973 DGM'leri i l e saman kavramı dışında tabii hakim anlayışı da çiğnenmektedir. Kişileri artık suçun işlen diği yere, zamana göre deği şen hakimlerin karşısında yargılamak istenmektedir.

c) Mahkemelerin görevlerinin kanunla gösterileceği ilke sine aykırı olarak bir suç lunun DGM'de yargılanıp yar gılanmamasına Savcılar ve Mahkemelerin karar vermesi olanağı yaratılmıştır.

Türk Ceza Kanunu'nun b e l i r l i maddelerinde b e l i r t i l e n suç lar "devlet güvenliğini i l gilendiriyorsa" DGM'lerce incelenecekler aksi durumda olağan mahkemelerin kapsamın da kalacaktır. Bu karar ise yürütmeye "bağımlı" oldukla rına değindiğimiz yargıç ve savcılarınca verilecektir. Örneğin hepimizde, dinledi ğimiz haber bültenlerinden, gazete haberlerinden, poli tikacıların demeçlerinden çağrışımlar yapan "siyasi menfaat veya şahsi nüfuz temin ve t e s i s eylemek mak sadıyla dini veya dini his siyatı veya dince mukaddes tanıtılan şeyleri alet ede rek her ne suretle olsun propaganda yapan" (TCK mad de 163) satırlarında y a z ı l ı olan suçun "devlet güvenli ğini ilgilendirip ilgilendir mediğine" yürütmeye bağımlı k i ş i l e r karar verecektir! (Meclis gündeminde t a r t ı ş ı lan son tasarıda 163. madde nin DGM görevlerinden çıka rılmış olduğunu da bu arada belirtmeliyiz).

d) Savunma hakkı DGM'lerde Ana yasaya aykırı olarak sınır landırılmıştır. Mahkeme Baş kanının sanık veya müdafiini salondan çıkartabilme yetki si ve hele bu yetkinin "du ruşma inzibatı" gibi esnek bir kavrama dayandırılması, itiraz olanağının yokluğu, avukat üzerinde de bir baskı olarak kullanılabilmesi so runu daha da karmaşıklaştır maktadır. Hakimin reddi i s tendiğinde, incelemenin red di istenen hakimin de katıl

dığı kurulca yapılması ve karara i t i r a z hakkının olma ması en temel savunma hakla rından birini ortadan kaldır maktadır.

FRANSA VE İTALYA ÖRNEKLERİ

DGM1 l e r i n gerek kurulma günle rinde gerek kapatılma tartışma larında "benzeri mahkemelerin Fransa'da da olduğu" savı sık s ı k öne sürüldU. Fransız hukuk bilimcileri tarafından bir "yüzkarası" olarak nitelenen bu kuruluşun gerçek kaynağı 1926 t a r i h l i F a ş i s t İtalyan Ceza Kanunu'dur. " A n t i f a ş i s t davranışlar, suç haline dönüş müşler, bu suretle istisnai sert tedbirlerin alınmasını ge rekli hale getirmişlerdir" ge rekçesiyle İtalya'da kurulan bu mahkemeler Fransa'ya Vichi Hükümeti döneminde ünlü dikta tör Mareşal Petain tarafından g e t i r i l m i ş sonradan k a l d ı r ı l mış, Cezayir savaşı sırasında yeniden kurulmuştur. Mussolini ve PStain gibi kişileriı. sınıf sal çıkarları doğrultusunda ça l ı ş a n bu mahkemelerin Türkiye1 de savunmasını yapmak oldukça güçtür. 1958'de De Gaulle yö netimindeki Fransa'yı, Cezayir savaşını ve bu sömürge savaşı na karşı Fransa içindeki muha l e f e t i gözönüne alınca "savaş durumunda düşmanla i ş b i r l i ğ i yapanlar" için kurulan mahke meleri ve bunlara karşı başta mahkemeleri kuran kararnameyi iptal eden Fransız Danıştayı olarak tüm hukuka saygılı çev relerin verdiği mücadeleyi an lamak daha kolaylaşmaktadır.

Ülkemizde tüm i l e r i c i güçlere karşı kurulan mahkemelere, çağ daş Fransız hukuku; burjuva de mokratik devrimini 187 y ı l ön ce tamamlamış bir toplum i l e geri bıraktırılmış ülkemizin toplumu; arasındaki aykırılık lar hiçbir demogojiye yer bı rakmayacak kadar açıktır.

Fransa'daki mahkemelerin ne ku ruluş amaçları ne de uygulama ları Türkiye'dekilerle karşılaş tırılamaz. Türkiye'deki DGM'le rin yargılama dönemi içinde ele aldıkları suçların Fransız huku kunda yeri olmadığını b i l e b i l e böyle benzerlikler kurulması inandırıcı olmaktan çok uzaktır.

DGM'lere TEPKİLER

• Olağanüstü mahkemelerin çık ması hakkında ilk söylentiler üzerine Türkiye Barolar Bir liği'nin 25.4.1971 tarihli b i l d i r i s i bu konudaki ilk tep kilerden biri oldu.

• DGM yasası 1973 Haz iran'ında yürürlüğe girdi.

• Temmuz 1973'te TBB kanunun i p t a l i için Cumhurbaşkanına başvurdu.

• Diyarbakır DGM ve CHP kuruluş kanununa olan i t i r a z l a r ı n ı Anayasa Mahkemesine i l e t t i l e r .

• 1975 Mayıs'ında Anayasa Mah kemesi DGM'lerin kuruluş ka nununu Anayasaya aykırı bul du ve hükümete yeni bir tasa rının yasalaşması için 1976 y ı l ı 11 Ekim'ine kadar süre tanıdı.

• Diyarbakır DGM Yargıcı Şera f e t t i n Canpolat "şaibeli" DGM'leri e l e ş t i r d i (21 Kasım 1975, Cumhuriyet Gazetesi).

• Adana DGM Cumhuriyet Savcı Yardımcısı Osman Nuri Karate ke DGM'ye karşı ç ı k t ı (2 Ara lık 1975, Cumhuriyet Gazete si).

• Askeri Yargıtay Başkanı Hakim Tümgeneral Rafet Tüzün ve Yargıtay Başkanı Cevdet Men teş de DGM'yi e l e ş t i r d i .

• Adana DGM, Anayasa Mahkeme since kapatılmasına karar ve rilen mahkemelerde yargılama nın durdurulmasını i s t e d i .

• Özel olarak DGM'lerin verdi ği kararları incelemek için kurulan Yargıtay 9. Dairesi bu görüşe katılmadı.

Yasama döneminin sona ermesi ne yakın, 1976 yazında ve Meclisin olağanüstü toplantı ya çağrılması sırasında DGM' ler konusunda demokratik ku ruluşların tepkileri çok yo ğunlaştı.

• 26 Haziran 1976'da Çağdaş Hu kukçular Derneği bir Açık Oturum düzenledi (Katılanlar Prof .Faruk Erem, Prof .Bahri Savcı, Prof .Muammer Aksoy, Prof.Mümtaz Soysal).

• Temmuz 1976'da TBB'ce hazır

lanan bir rapor Cumhurbaşkan lığına, TBMM Başkanlığına, Anayasa Mahkemesi Başkanlığı na, Yüksek Hakimler Kurulu, Yüksek Savcılar Kurulu Baş kanlıklarına ve Başbakanlığa sunuldu.

• İstanbul, İzmir ve Van Baro ları bildiriler yayımladılar, Ankara Barosu Açık Oturum dü zenledi.

• TBB gündeminin tek maddesi DGM olan Olağanüstü Genel Ku rul toplandı, yürüyüş kararı aldı.

• Çağdaş Hukukçular Derneği, Avukat Halit Çelenk tarafın dan yazılan "Devlet Güvenlik Mahkemeleri Niçin Kaldırıl malıdır?" adlı broşürü yayım ladı.

• 4 Eylül1de MC'nin topladığı imzalarla, DGM tasarılarını kanunlaştırmak için Millet Meclisi olağanüstü toplantı ya çağrıldı.

• 14 Eylül'de Meclisin olağan üstü toplantısında DGM yasa tasarıları görüşülmeye baş landı.

• 17 Eylül'de TMMOB ve Oda yö neticilerinin toplantı ve or tak açıklamasında DGM'lere karşı tutum duyuruldu.

• DİSK, DGM'lere karşı direni şe g e ç t i . Yurt çapında büyük e t k i l e r yapan 350 bin işçinin eylemi bağladı (17 Eylül).

• 18 Eylül'de Devrimci Gençlik Dernekleri Federasyonunun Ankara mitinginde 20 bin k i şi yürüdü.

• 23 Eylül'de Mecliste çoğunluk sağlanamadığından görüşmeler ertelendi.

• DİSK Yöneticileri bir gün hapsedildikten sonra serbest bırakıldılar, Adana, Mersin, Malatya, İzmir ve İstanbul1 da i ş ç i l e r tutuklandı (24 Eylül).

• 27 Eylül'de Ankara'da yürüyüş düzenleyen TÖB DER, TMMOB, Halkevleri Genel Merkezi, Çağdaş Hukukçular Derneği, Ankara Barosu, TÜTED, TÜMDER İKD, İGD, Ankara Tabipler Odası, TİB, AKD, Devlet Gü venlik Mahkemelerine karşı büyük bir k i t l e eylemini yü rüttüler.

• 30 Eylül'de Meclis yeniden olağanüstü toplantıya çağrıl dı.

• Tüm Öğretim Üyeleri Derneği i l e TÜMAS İstanbul Şubele rinin 2 Ekim'de düzenlediği açık oturumda Prof.Tarık Za fer Tunaya, Prof.öztekin To sun, Orhan Apaydın konuştu.

• 27 Eylül yürüyüşü bahane edi lerek TÖBDER Valilikçe kapa t ı l d ı , direnen i ş ç i l e r i des teklediği gerekçesiyle Anka ra Belediye Başkanı Vedat Dalokay, İ ç i ş l e r i Bakanlığın ca görevinden alında (2 Ekim).

• Bu baskı yöntemleri de Danış tayca geri çevrildi verilen yürütmeyi durdurma kararla r ı y l a hem TÖB DER y ö n e t i c i l e ri hem de Dalokay görevleri ne döndüler (6 Ekim).

• Çağdaş Hukukçular Derneği' nin yayın organı "Çağımızda Hukuk ve Toplum"un Ekim'de yayımlanan ilk sayısında DGM'ler incelendi.

• CHP'nin parlamento i ç i engel lemeleri sonucu Meclis 11 Ekim'e kadar DGM Kanununu ç ı kartamadı ve MC iç tüzük de ğ i ş i k l i ğ i ve yeni b i r yasa tasarısı gibi çalışmalara yöneldi.

DGM'lere KARŞI TEPKİLER NEDEN BU DENLİ YAYGIN VE GÜÇLÜ OLDU

Devlet Güvenlik Mahkemelerinin kapatılması yaklaştıkça bir yandan MC'nin giderek daha sert baskı tedbirleri aldığı diğer yandan demokratik güçle rin toplu eylemlerinin tabana yayıldığı; konunun bilim ve "yüksek" politika çevrelerinde t a r t ı ş ı l a n bir konu olmaktan çıkıp k i t l e l e r e ulaştığı gö rüldü. Bu nokta sanırız önemle ele alınıp incelenmesi gereken bir özelliktir.

Her ne kadar "Devletin Güven l i ğ i " terimi casusluk, yabancı devletlerle Türkiye aleyhine i ş b i r l i ğ i , savaş suçları gibi konuları akla getiriyorsa da günümüz Türkiye'sinde DGM tar •tışmasında işin bu yönü önem taşımamaktadır. Türkiye'de DGM'ler i l e demokrasiye, sola olan yönelme engellenmek isten mektedir ve sorunun odak nokta sı budur.

Yukarda niteliklerine kısaca değinilen "hükümete bağımlı", "olağanüstü", "siyasi nitelik l i " mahkemelerin yetki alanın da aşağıda özetlenen konular en önemli yeri almaktadır.

• Türk Ceza Kanunu'nun birçok maddesinin antidemokratik uy gulamalara olanak verecek maddeler olduğu uzun süredir hukuk çevrelerinde t a r t ı ş ı l a n b i r konudur. Yürütmeden ba ğımsız yargıçlar ve savunma hakkına saygı duyan bir muha keme usulü ile biraz yumuşa t ı l a n uygulama, egemen çevre l e r i rahatsız ettiğinden DGM ile bağımlı yargıçlar ve an tidemokratik yargılama yöntem lerine başvuruldu. Ceza Kanu nu 'ndan en antidemokratik, esnek, yorum gerektiren mad deler özenle seçilip DGM'le rin yetki alanı içine alındı. Ünlü 141., 142. maddeler; (ba sılmış vaya basılmamış belge l e r i . . . ) "fesat kasdıyla neş retmek üzere ele geçen" (TCK madde 154), "memleketin emni yetine tehlike iras edecek surette makale neşreden", "halkı askerlik hizmetinden soğutan" (TCK maddp 155) gi bi bir yasada bulunması gere ken açıklık yerine elden gel diğince bulanık bırakılmış, öznel yorum gerektiren anla tımlar içeren maddeler alınıp DGM'lerin yetki alanı oluştu rulmuştur.

• 12 Mart döneminde yapılan de ğişikliklerle "lüks" olmaktan çıkarılan Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası.

• Yine aynı dönemde tümüyle ye ni bir yasa olarak hazırla nan, antidemokratik n i t e l i ğ i hepimizce bilinen 1972 tarih li Dernekler Yasası.

• Toplu îş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Yasası.

MC çevreleri ve özellikle Başbakan tarafından "DGM i l e işçiler arasında bir i l i ş k i yoktur" benzeri ifadeler yal nızca DGM'lerin görev alanla rı incelendiğinde bile kolay ca çürütülebilecek görüşler dir.

Kaldı ki 1973 1976 arasında tam anlamıyla hükümetin gü dümünde DGM'ler kurulması için yetersiz bir süre de

olsa uygulamalar, geniş k i t lelerin gözünden kaçmayacak kadar belirgindir.

• DGM'ler özellikle toplumsal uyanışın h ı z l ı olduğu, işçi kesiminin, i l e r i c i çevrele rin etkin olduğu kentlerde kurulmuştur.

• Yüzlerce i ş ç i , beşyüzden faz la öğretmen DGM'lerde yargı lanmıştır.

• TMMOB Başkanı Teoman Öztürk' ün yargılanması başlıbaşına yeterli bir örnek oluşturmak tadır. Birlik Haberleri Der gisi'nin 9 Temmuz 1976 tarih li 43. sayısında Makina Kim ya Endüstrisi Kurumunda yapı lan bir yolsuzluğu açıkladığı için Öztürk DGM'de yargılan maya başlanmış ve 13 63 y ı l hapsi istenmiştir. Yakıştırı lan suç "devlet s ı r l a r ı n ı açıklamak"tır. Yalnızca bu olay "Devlet Güvenliği" "Dev let Sırrı" gibi sözcüklerin ardında yatanı açıklamak için yeterlidir.

SONUÇ

DGM1ler tüm demokratik güçlerin e t k i l i eylemi sonucunda kapan dı.

• Hukukçular DGM'li b i r Türki ye'de Hukuk olmayacağını,

• i ş ç i l e r en doğal hakları olan Grev uygulamalarının engelle neceğini,

• Yurtsever aydınlar yolsuzluk ları açıklayınca "devlet sır r ı " açıklamış casus muamelesi göreceklerini,

• Tüm demokratik güçler, Der nekler hiçbir demokratik bas kı yapamayacak, yürüyüş dü zen leyemeyecek duruma gele ceklerini,

• DGM'li Türkiye'de ekmek fiya tının artırılması üzerine kahvede sohbet eden b i r yurt taşın bile tutuklanabileceği ni anladılar.

İşte geniş k i t l e l e r i n önlerin deki bu büyük tehlikeyi görüp kavraması üzerine DGM'lerin ka patılması sağlandı.

Bundan sonra da benzeri baskı önlemlerinin demokratik yöntem l e r l e engellenmesinde örgütle rimize ve tek tek hepimize çok önemli görevler düşmektedir. ^

KONUT KİRALARJNDAKİ GÜNCEL ÇELİŞKİ ilhan tekeli

Konut kiraları siyasal gündem de önemli bir yer tutmaya baş lamak üzere. Bu, Türkiye'nin siyasal gündeminde ikinci kere yer alışı olacak. Birincisi, İkinci Dünya Savaşı sonrasında Türkiye'de hızlı bir şehirleş me sürecine girince ortaya çık mıştı. Yapı sektörünün örgütleş mesi bu talebi karşılayacak dü zeyde değildi. Şehirleşmeye ko şut olarak yükselen kiraların kamuoyunda yaptığı baskı, konut kiralarının dondurulması gibi etkili olmayacağı bilinen ön lemlerin alınmasına neden oldu. Oysa sorunun çözümü bu tür yü zeysel önlemlerden değil, konut arzını artıracak yeni bir örgüt leşmeden geçiyordu. Bu çözüm toplumsal süreçlerin ikili bir konut piyasasını oluşturmasıyla kendiliğinden ortaya çıktı. Bir yandan gecekondu yapım süreci etrafında formel olmayan bir konut piyasası oluştu, öte yan dan sosyal güvenlik fonlarının ve konut ihtisas bankalarının orta sınıflara sağladığı kredi olanaklarına paralel olarak formel konut piyasasındaki ko nut arzı arttı, iki piyasadaki konut arzının artışı konut ki ralarının düşmesini sağladı ve kira sorunu siyasal gündemden oldukça uzun bir süre için düş tü.

ARSA SPEKÜLASYONUNU KIŞKIRTAN ÇÖZÜM

Bulunan çözüm geçici idi. Üre tim teknolojisinde bir değişme getirilmemişti. Konutlar yine tek tek üretiliyordu. Teşvik edilen, herkesin kendi evine sahip olması idi. Sistem, ilke olarak kiralık konut üretmiyor du. Ancak toplumdaki yatay ha reketlilik sonucunda boşalan konutlar kiralık olarak arz ediliyordu. Böyle bir çözüm küçük üreticiye ve orta sınıf ların mülkiyet güdülerinin kış llhan Tekeli, Danışman, Ankara Belediyesi

kırtılmasına dayanıyordu. Bu ise spekülatif bir arsa piyasa sının doğmasına neden oluyordu. Böylece İkinci Dünya Savaşı sonrasında bulunan çözüm kendi iç çelişkisini de beraberinde getirmiş oluyordu.

YÜKSEK KÎRA DÜŞÜK GETÎRÎ ÇELİŞKİSİ

Bugün konut kiraları ilginç bir çelişkinin varlığını sergile mektedir. Kiracılar açısından konut kiraları çok yüksek bir düzeydedir. Orta ve üst orta sınıflar, gelirlerinin yüzde kırkına ulaşan bir bölümünü ki ra olarak ödemektedir. Bu düzey hem gelişmiş kapitalist ülkele re hem de sosyalist ülkelere göre çok yüksektir.

Oysa konut kiralarına mülk sa hipleri açısından bakınca çok farklı bir durum görülmektedir. Kira gelirleri, yatırılan ser mayeye yüzde onun altında bir getiri sağlamaktadır. Bu ise Türkiye'deki sermaye piyasası nın getirilere göre çok düşük tür. İkinci Dünya Savaşı sonra sında bulunan çözüm bu ilginç çelişkiyi ortaya çıkarmıştır. Konut kiraları, kiracılara göre çok yüksek değerlere ulaşırken, mülk sahiplerine çok düşük ge tiri sağlamaktadır.

ÇELİŞKİNİN NEDENLERİ

Neden bu çelişki doğmakta ve varlığını sürdürmektedir? Do ğan spekülatif arsa piyasası içinde, tek tek konut yapmaya dönük bir süreç içinde yapılan konutlar, çok pahalı olmakta dır. Bu durumda kiracının öde diği yüksek miktarlar bile ser mayeye düşük getiri sağladığı için yeterli, sayıda kiralık ko nut üretilmemekte, kiralar yük sek düzeylerini koruyabilmekte dir. Bugün konutlar sağlayacak ları kira için üretilmemekte dir. Konut üretiminde hakim olan iki güdü vardır. Bu güdü lerden biri enflasyonist ve spekülatif bir ortamda gayri menkul sahibi olmanın sağladığı güvence, diğeri ise orta sınıf ların sosyal güvenlik kurumla rın sağladığı uzun süreli düşük faizli krediden yararlanarak kendi evine sahip olup yüksek kira ödemekten kaçınmaktır. Bu tür güdülere dayanarak gelişen bir piyasa yukarıda belirtilen çelişkinin keskinleşerek deva mını sağlamaktadır.

SANAYİ SERMAYESİ DURUMDAN MEMNUN

Bu noktada ortaya çıkan en önem li soru kiraların yükselmesinin sanayi sermayesinin çıkarları ile çelişip çelişmediğidir? Nor mal olarak kiraların yükselmesi nin, emeğin maliyetini artıraca ğı için sanayi sermayesinin bu artışı engelleyici çabalarda bu lunması beklenebilir. Oysa Tür kiye'de konut piyasasının ikili olması bu sorunu kendiliğinden çözmektedir. Gecekondu arzı sa nayi sermayesine bir yük yükle meden emeğin maliyetini düşük tutmayı sağlamaktadır. Sanayi nin gereksinim duyduğu bürokra tik, orta sınıf işgücü ise yu karıda sıralanan mekanizma ile kendi evine sahip olabilmekte dir. Orta sınıfların konut so rununun kiralık konutlarla de ğil, mülk konutlarla çözülmesi, bu işgücünün coğrafik hareket liliğini azaltıcı bir etki ya rattığı için ayrıca sanayi ser mayesinin çıkarları ile uzlaş maktadır.

ÇÖZÜM KONUT ÜRETİMİNDE SANAYİLEŞME

Bu çelişki ne kadar devam ede cektir. Bunun değişmesi yönün de belirtiler var mıdır? Bugün kü düzenin hakim sınıfların çı karıyla çelişen bir yanı, açık ça ortaya çıkmamaktadır. Buna karşın iki önemli gelişme göz lenmektedir. Bunlardan birisi 1971'den beri konut yatırımla rında gözlenen göreli düşmenin neden olduğu epeyi hızlı bir kira yükselmesidir. Artık kira lar, kamuoyunda baskı yaratma ya başlamıştır. Diğeri ise en düstriyel konut üretimine ge çiştir. Belediyeler ve başka organizasyonlar hızla endüstri leşmiş bir toplu konut üretimi ne geçmektedir. Bu hem arsa spekülasyonunun etkisini kıra cak, hem konutun yapım süresi ve maliyetini düşürecektir. Mu hakkak olan bir şey varsa o da gelecekte konut sorununa bulu nacak çözüm, bu eğilimin güç lendirilmesinden geçecektir. Bu sürecin hakim hale gelmesi Türkiye'de konut sorununun eko nomi politiğine çok yeni boyut lar getirecektir. Yeni koşul larda gecekondu sorununa hem hakim sınıfların hem de gece konduluların bakış açısı bugün künden çok farklı olacaktır.

(Politika, 3 Eylül 1976)

EÜSKTRİK MÜHENDİSLİĞİ 238

Anayasa Mahkemesi kamu kuruluşlarının özel sektöre devrini önledi

Kamu iktisadi kuruluşlarının hisselerinin yüzde 49'una ka dar olan bölümünün özel kesime satılmasını öngören Cephe Hü kümetine ait 1976 bütçesinin 72. maddesi CHP'nin açtığı da va sonucunda Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiştir. Anayasa Mahkemesinin 1976 Mali Yılı Bütçesinin 72. maddesinin iptal edilmesine ilişkin kara rı 15 Eylül 1976 tarihli Resmi Gazete'de yayınlanmıştır. Büt çenin anılan maddesi "Anonim şirket statüsündeki kamu ikti sadi kuruluşlarının yüzde 49 hisse oranına değgin olan bölü münün hisse senetlerinin rayiç bedelleri üzerinden üçüncü ki şilere devrini" öngörmekteydi. Cephe Hükümetince hazırlanan ve ilk kez bütçe yasasına geti rilmiş olan bu madde bütçe gö rüşmeleri sırasında büyük tar tışmalara yol açmış ve kamu ik tisadi kuruluşlarının birer "kamu kuruluşu" olma niteliği ni ortadan kaldırıcı, bu kuru luşları da özel kesimin emrine devredici bir yöntem olarak yo rumlanmıştı.

Meclislerde bu maddenin de büt çenin tümü gibi kabul edilmesi üzerine CHP iptal istemiyle Ana yasa Mahkemesine dava açmıştı, îptal gerekçesinde bütçe yasası nın ve Anayasanın değişik mad delerine yollama yapılmakta ve şöyle denilmektedir: "Sosyal devlet ilkesinin bir gereği olarak, toplumun tüm ke simlerinin katkısıyla kurulmuş olan kamu iktisadi teşebbüsleri ne ve bunların ortaklarına iliş kin payların bir bölümünün özel girişim sahiplerine katılması nın, kamu yararı ve sosyal dev let kavramlarıyla bağdaşır yanı yoktur. Devlet, Anayasanın üçün cü bölümünde belirtilen iktisa di ve sosyal amaçlara ulaşma ödevlerini önemli oranda kamu iktisadi teşebbüsleriyle yerine getirebilecektir. Bunların sa tılması halinde ise, mali kay naklar büsbütün yetersiz hale getirilmiş olacaktır. Kamu ya rarının gerektirdiği hallerde devletleştirme için 39. madde yi getiren Anayasa, kamu ikti sadi teşebbüslerinin satılması

ve bunun sınırları konusunda herhangi bir madde getirmemiş tir. Çünkü kamu iktisadi teşeb büslerinin satışını istememiş tir. Bunların satışına giriş mek, Anayasanın ruhuna ve dü zenlemesine ters düşer."

Anılan iptal istem gerekçesi Anayasa Mahkemesi tarafından yerinde görülmüş ve bütçenin 72. maddesi oybirliği ile ip tal edilmiştir.

Anayasa Mahkemesi'nin Resmi Ga zete'de yayınlanan kararında özetle şöyle denilmektedir:

"Yapılan açıklamalardan da an laşılacağı gibi, anonim şirket statüsündeki kamu iktisadi te şebbüslerine, iktisadi devlet teşekkülleri müesseselerine ait hisse senetlerinin belirli bö lümlerinin üçüncü şahıslara devri, satışı, sermayelerinin artırılması, iktisadi devlet teşekkülleri müesseselerinin anonim şirket statüsüne geçi rilmesi gibi konular, bu kuru luşlarla ilgili kanunlarda ve ya Türk Ticaret Kanunu gereğin ce esas mukavelelerinde düzen lenmiş iken, bütçe kanunu ile getirilen hükümlerle başka ku rallara bağlanmış, diğer bir deyimle değişikliklere uğratıl mıştır. (...) 1976 bütçesinin 72. maddesi hükmü, sözü edilen madde kapsamına giren kuruluş ların kendi özel kanunlarının bazı hükümlerini, Anayasa'nın bütçe kanununa ilişkin 94. mad desindeki yol ve yöntemler uy gulanmak suretiyle değiştiril miş olduğundan, Anayasa'nın 92, 93, 94 ve 126. maddelerine aykırı düşmüştür."

Bir üyemiz uluslararası ödül aldı

Belçika'daki "A.I.M. (Associa tion des Ingenieurs ElSctrici ens Montefiore)" örgütü tara fından elektrik mühendisliği dalında her 5 yılda bir verilen uluslararası "George Montefiore" ödülünü, 1975 yılında üyemiz Muzaffer Canay aldı. ödül töre ni 18 Eylül 1976'da Liege ken tinde yapıldı.

KTU'ye ülkücü" elemanlar yerleştirilmek isteniyor

TMMOB Başkanı Teoman Öztürk ve Makina Mühendisleri Odası Sek reteri Neşet Kocabıyıkoğlu, yaptıkları açıklamada, Karade niz Teknik Üniversitesi'ne asis tan olarak alınacak teknik ele manlarda "ülkücü olma" koşulu arandığını belgelerle açıkla mışlar, faşist baskı ve uygula maların yanısıra devlet kadro ları hızla faşistleştirilmekte dir diyerek özetle şöyle konuş muşlardır:

"Ülkücü Teknik Elemanlar Derne ği (Ülkü Tek), ne olduğu iyiden iyiye ortaya çıkmış olan 'ülkü leri' açısından 'fazla tayda mülahaza ettiği için' tüm 'ül küdaş' makina mühendislerine Karadeniz Teknik Üniversitesi1 ne girmeleri için çağrı yapmak tadır. Fotokopisi bulunan bu belge de kanıtlamaktadır ki, 'ülkücüler' makina mühendisli ği bölümüne eğitimi ve bilimi geliştirmek açısından değil, 'ülküleri' açısından 'fazla fayda' gördükleri için, yada bir başka deyişle Karadeniz Teknik Üniversitesi'nde ileri ci, yurtsever öğrenciler üze rinde yeni oyunlar tezgahlamak için kendi adamlarını yerleş tirmeyi planlamakta ve uygula maktadırlar. Karadeniz Teknik Universitesi'nin de önümüzdeki günlerde diğer okullarda ve iş yerlerinde tezgahlanan oyunlara sahne olacağı şimdiden, bu bel geye dayanarak, söylenebilir."

Öte yandan, basına dağıtılan belge şöyledir:

"Ülkü Tek Ülkücü Teknik Elemanlar Derneği

Sayın...,

28.8.1976

Karadeniz Teknik Üniversitesi1 ne asistan olmak üzere makina yüksek mühendisleri aranmakta dır.

Ülkümüz yönünden fayda mülaha za ettiğimizden dolayı gereken ilginin gösterilmesi ve en kı sa zamanda derneğimiz genel merkezine müracaat edilmesi ri ca olunur. Tanrı Türk'ü korusun.

Genel Sekreter Selâhattin Baysal"

80 milyonluk

TV malzemesi depolarda çürüyor

Türkiye i l e Almanya arasında üç y ı l önce imzalanan bir anlaşma uyarınca Bonn Hükümeti tarafın dan TRT'ye verilen 11 milyon marklık (yaklaşık 80 milyon Türk Lirası) televizyon araç ve gereçleri, Ankara îstanbul yolu üzerindeki TRT kısa dalga verici istasyonları depoların da çürümeğe terkedilmiştir. Bu arada, özel donatımlı iki tane Volkswagen kamyonet de depo önünde bekletilmektedir. Türkiye i l e Almanya arasındaki söz konusu anlaşma 28 Mayıs 1975 günkü Resmi Gazete'de yayımlan mış ve Bonn Hükümeti anlaşmaya uyarak geçen Şubat ayında Türki ye'ye ayrıca 8 k i ş i l i k b i r uzman heyeti göndermiştir. Bonn Hükümeti, ayrıca TV eğitim merkezlerinde kullanılmak üzere TRT Genel Müdürlüğüne 11 milyon Mark değerinde TV araç ve gereç l e r i de göndermiş, ancak bu araç ve gereçler aylardır depolarda bekletilmeye başlanmıştır.

TBMM CHP gruplarının TRT Genel Müdürü Şaban Karataş'ın işlem l e r i n i araştırmakla görevli ko misyonunun sözcüsü Necdet Evli yagil de Bonn Hükümetinin TRT1 ye gönderdiği araç ve gereçle rin depolarda bekletildiği yo lundaki haberi doğrulamış ve şunları söylemiştir:

"Türkiye i l e Almanya arasında üç y ı l önce imzalanan bir an laşma uyarınca Bonn Hükümeti, Türk TV elemanlarının e ğ i t i l mesi amacıyla Ankara ve İstan bul'da b i r e r TV eğitim merkezi nin kurulmasına yardım yapma ya söz vermiş ve bu merkezler de kullanılmak üzere 11 milyon marklık TV stüdyo araç ve ge r e ç l e r i n i ve bunlara ek olarak özel donatımlı iki adet kamyo neti Türkiye'ye hibe olarak vermiştir.

Bu anlaşma Resmi Gazete'de de yayınlanmıştır. Bonn Hükümeti aynı anlaşma çerçevesinde bina l a r ı TRT tarafından y a p t ı r ı l a cak bu merkezlerde görev yap mak üzere 10 TV uzmanından 8" ini geçen Şubat ayının sonla rında Ankara'ya göndermiştir. Ancak Karataş TV Eğitim Merke zi binalarını sağlayamadığı gi

bi Alman TV uzmanlarını da ay larca oyalamış ve bu uzmanlara ayda ortalama 70 bin l i r a olmak üzere Şubat'tan bu yana yakla şık olarak yarım milyon l i r a ödeme yaptırmıştır."

CHÜrriyet, 6 Ağustos 1976)

Cumhuriyet Y urdunun polis zoruyla boşaltılması geniş tepki yarattı

SBF ve Basın Yayın Yüksek Oku lundan 160 öğrencinin kaldıkla rı "Cumhuriyet Öğrenci Yurdu" nun, Ankara Valiliği'nin emri ile onarım gerekçesiyle boşal tılması geniş tepkilerle karşı lanmıştır. Bayramın ikinci günü Cumhuriyet Öğrenci Yurdu boşal tılarak SBF1 liöğrenciler Yenişe hir Öğrenci Yurdu'na taşınmışlar dır. SBF'de bir yandan sınavlar yapılmaktadır ve son günlerde herhangi bir olay çıkmamıştır.

Sınav arasında bayram gününde sabah erken saatte öğrenci yur dunun onarım iddiasıyla boşal tılması SBF Öğrencilerine ha zırlanan yeni bir oyun olarak nitelendirilmiştir. Ankara Va liliği, Kredi ve Yurtlar Kuru mu'nun "onarım" isteği üzerine, yurdu güvenlik kuvvetlerine bo şalttırmıştır. Bayram günü, ki tapları eşyaları kapı dışına bırakılan öğrenciler uzun süre dışarıda kalmışlardır. Yurda giren polisler yurtta arama da yapmışlar, öğrencilerin bazı ki taplarını alıp Emniyete götür müşlerdir. Polisler, yurtta si lah araması yapmışlar, ancak her hangi bir şey bulamamışlardır. Yurda yakın oturan vatandaşlar olayı protesto etmişler, "po lisler komandoların barındığı Site yurdunu boşaltabiliyorlar mı, orada arama yapabiliyorlar mı?" diye sormuşlardır. Yurt bo şaltılırken minderler havada uç muş, öğrencilerin yatakları yer lere atılmıştır. Yataklar sonra "Site" yurduna taşınmıştır.

ONARIM BAHANE M İ ? Öte yandan SBF'li öğrencilerin kaldıkları "Cumhuriyet" yurdu nun boşaltılmasının onarımla hiçbir ilgisi olmadığı da bil dirilmektedir. Öğrenildiğine göre SBF Cumhuriyet Yurdu, sa at 05,30'da sarılmış, öğrenci ler 06'da yataklarından kaldı rılmışlardır. Yapılan aramada

Tandoğan mitingi ile ilgili ba zı bildiriler bulunarak 4 kişi gözaltına alınmıştır. Öğrenci ler polis arabalarına dolduru larak Yenişehir Kız Öğrenci Yurdu'na götürülürken öğrenci lerin yatakları da Site Yurdu' na taşınmıştır.

SBF ve BYYO öğrencilerinin Cum huriyet Yurdundan çıkarılmala rının gerçek nedeninin, buranın da bir komando yuvası yapılması olduğu ileri sürülürken, Tica ret ve Turizm Yüksek Okulu'nun Cumhuriyet Yurdu'na taşınacağı da söylenmektedir.

"Kimya mühendisi Tünce!* in ölümü, basit bir iş kazası değildir"

Kimya Mühendisleri Odası Merkez Yönetim Kurulu, bir süre önce Petkim Yarımca tesislerinde bir iş kazası sonucu öldüğü bildiri len Oda üyesi Fuat Tuncel'in ö lümüyle ilgili bir açıklama yap tı. Açıklamada özetle şöyle de nildi:

"Yönetim Kurulumuz, Petkim Ya rımca Petrol Kimya tesislerin de 19 Ağustos 1976 günü 5 işçi ile bir mühendisin had safhada zehirlenmesi ve bir mühendisin de ölümü ile sonuçlanan, bası na ve kamuoyuna 'cıva zehirlen mesi' ile ilgili bir iş kazası olarak yansıtılan olay üzerin de konuyla ilgili gerekli araş tırmaları yerinde yapmıştır.

Olay kompleksin etilen ünite sinde bulunan kulelere kurutu cu maddenin doldurulması sıra sında ve sorumluların su götür mez açık ihmali sonucu meydana gelmiştir.

Sınırlı ölçüde sanayi işyerle rine sahip ve ekonomisinde ha len tarımın ağır bastığı bir ülkede her yıl ortalama 800 00C iş kazası oluyor, 800 kişi ölü yor ve 2500 kişi sakat kalıyor sa, ülke ekonomisini canları pahasına ayakta tutan milyon larca emekçi biraz da şans ese ri yaşıyor demektir.

Öte yandan, bunları olağan "iş kazaları" olarak gösterip ge çiştirmek mümkün değildir.

Bu ölümleri olağan göstermeye çalışan, gerekli önlemleri al mayan yöneticiler sorumludur lar ve suç işlemektedirler."

ELEKTRİK MÜHENDİSLİĞİ 23i