Elektrik Mühendisliği · Sayı 203 · Kasım 1973

GEÇEN AY

Enerji politikası, piyasa ve özelleştirme Haber ve etkinlik

Yıl
1973
Sayfa
9
Okuma süresi
12 dk
Görüntülenme
0

Konu

Enerji politikası, piyasa ve özelleştirme

İlgili: Toplum, demokrasi ve emek, Mühendislik eğitimi

Anahtar kelimeler

  • ITT
  • TEK
  • Keban Barajı
  • OECD raporu
  • Danıştay
  • 12 Mart

Özet

Derginin 'Geçen Ay' köşesinde dönemin basınından derlenen haber özetleri: ITT'nin Türkiye'deki yatırım girişimleri, 12 Mart sonrası memur maaşlarındaki reel gelir kaybı, OECD'ye göre Türkiye'nin hayat pahalılığında en fazla artışın yaşandığı ülke olması, üniversiteden ihraç edilen öğretim üyelerinin Danıştay kararıyla görevlerine dönmesi ve TEK'in Enerji Bakanlığı'na sunduğu enerji açığı raporu.

Tam metin

Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.

• DARBE YAPMAKLA TANINAN ITT TÜRKİYEDE DE YATIRIM OLANAKLA­ RI ARIYOR

Güney Amerika ülkelerinde darbe olaylarına adı kansan, özellikle son Şili dar­ besinde rolü olduğu öne sürülen Amerikan firması ITT nin Türkiyede yatırım olanakları aradığı ve Türkiyede büyük yatırımcı kuruluşlarla ilişkilere giriştiği söylenmektedir. ITT (International Telephone and Telegramm Company), dün­ yada 73 şirket halinde çalışmakta, özellikle Fransız «Line Materiale Telephonique» firması bir çok ülkede bu firmayı temsil etmektedir. Line Matariale Telephonique firmasının Türkiye temsilcisinin de Ermeni asıllı Fuat Sürenyan adında bir Türk vatandaşı olduğu bildirilmektedir. Sürenyan aynca, halen yurt dışında bulunan Şellefyanın da ortağı bulunmaktadır.

Ankarada siyasî çevrelerde, Amerikan ITT firmanın PTT ile ve OY AK ile ortak­ laşa yatırım yapmak için teşebbüslerde bulunduğu ileri sürülmüş, ancak bu konularda bir açıklama yapılmamıştır.

ITT NEDÎR?

ABD nin en büyük tröstlerinden biri olan Uluslararası Telefon Telgraf şirketi, çok uluslu şirketlerin en ünlülerinden olup halen 93 ülkede faaliyet göster­ mektedir.

ITT nin adı özellikle Silide faşist bir darbeyle devrilen Salvador Allendehin iktidara geldiği günden sonra, sık sık duyulmaya başlanmıştır. Allendeyi devir­ mek ve işbirlikçi sermayedarların iktidara gelmesini sağlamak üzere komplo ha­ zırlamakla suçlanan ITT, uzun tartışmalardan sonra «komplo» iddiasını kabul etmek zorunda kalmıştır. ITT nin Silide olduğu gibi, geçmişte de dünyayı yakından ilgilendiren ciddî politik girişimleri olmuştur. Bunlardan en ünlü­ sü, ikinci Dünya Savaşı sırasında Nazilerle yaptığı işbirliğidir.

ITT şirketi Hitler rejiminin başladığı 1933 yılından, Müttefik kuvvetlerinin zaferi olan 1945 yılına kadar, Nazi Almanyası liderleriyle çok sıkı ilişkiler kurmuştur. Alman savaş çabalarına büyük yatırımlarda bulunan ITT, müttefik konvoyları yokeden Focke - Wulf bombardıman uçaklarını yapmıştır. ITT,. Nazilerin harbi kaybetmelerinden hemen sonra «Alman» olmaktan vazgeçmiş, vakit geçirmeden «Amerikan» olmuştur.

Hiç şüphesiz ITT tarihinin en büyük rolünü Silide oynamıştır. Şirketin bir yet­ kilisi ,1970 yılında Allendenin iktidara gelmesinden hemen sonra «ekonomik bir kriz» yaratmak üzere komplolar hazırladıklarını kabul etmiştir. Birleşik Amerikanın birçok büyük şirketlerine, Beyaz Saraya ve Dışişleri Bakanlığına da yanaşan ITT nin, Allendenin seçilmesinden önce ve sonra CIA ile önemli kontakları olduğu da bilinmekteydi.

ITT nin Şili iç politikasındaki rolü, bundan bir yıl önce ABD li gazeteci Jacque Anderson tarafından kamuoyuna duyurulmuştu.

(9 Ekim, Yeni Ortam)

• 12 MARTTAN SONRA GERÇEK MA\Ş VE ÜCRETTE DÜŞÜŞ OLDU

12 Marttan sonra izlenen ekonomik politikanın doğal bir sonucu olarak kamu hizmeti gören memur ve ücretlilerin gerçek gelirlerinde mutlak bir azalma ol­ muştur. Devletin yaptığı maaş ve ücret ödemeleri toplanandaki artış, fiyat ar­ tışları ile memur ve ücretli sayısındaki artışların gerisinde kalmıştır. Bu yüz­ den, sabit fiyatlarla ortalama maaşlar 1972 yılında, 1970 yılındaki ortalama maaş düzeyinin gerisine düşmüştür. Devlet istatistik Enstitüsünün istatistiklerinden «personel reformunun» uygu­ landığı 1970 yılından 1972 yılı sonuna kadar, devletin yapmış olduğu toplam

maaş ve ücret ödemelerinin yüzde 78 oranında artmış olduğu anlaş^maktadır. Yalnız bu artış carî fiyatlarla toplam ödemelerdeki artış olmaktadır. Mutlak rakam olarak devlet, tüm maaş ve ücretlerine 1970 yılında 12,5 milyar lira öder­ ken, 1972 yılı sonunda 22,5 milyar ödemiştir. Fakat devletin yaptığı bu maaş ve ücret arttınmının çok büyük bir kısmı fiyat artışları nedeniyle erimiştir. 1968 sabit fiyatlariyle hesaplandığında, devletin toplam maaş ve ücret ödemesi 1970 yılının 10,2 milyar lirasından 1972 yılı sonunda 11,5 milyar liraya çık mistir. Artış oranı yüzde 12,7 de kalmaktadır.

1970-1972 yıllan arasında sabit fiyatlarla devletin yapmış olduğu maaş ve ücret ödemelerinin toplamı yüzde 12,7 oranında artarken, devlet hizmeti görmek üzere kamunun çeşitli kuruluşlarında çalışanların sayısında da artışlar olmuştur. Aynı dönem içindeki kamu hizmetinde çalışanların sayısındaki artış yüzde 21,2 yi bulmuştur. Dolayısiyle sabit fiyatlarla yapılan toplam ödemelerdeki artış, kamu görevlilerinin sayısındaki artışın gerisinde kalmıştır. Böyle bir durum, memur ve maaşlıların gerçek gelirlerinin azaldığını ortaya çıkarmaktadır.

1968-1972 dönemindeki durum ise, bu dönemde memur ve ücretlilerin gerçek gelirlerinde bir değişme olmadığını göstermektedir. Söz konusu dönemde carî fiyatlarla toplam devlet maaş ve ücret ödemesi yüzde 161,7 artmıştır. Ancak aynı dönemde fiyat artışları da olduğundan sabit fiyatlarla artış yüzde 33,5 e inmiştir. 1968-1972 yılan arasında kamu hizmeti görenlerin sayısındaki artış da yüzde 33,5 çevresinde kalmıştır. Bu nedenle 1968 den bugüne göre kamu hizmeti görenlerin gerçek gelirlerinde bir değişme sağlanamamıştır.

1970-1972 yıllan arasındaki gelişmeler genel olarak bürokratlann, siyasal olduğu kadar ekonomik bakımdan da mahkum edilmiş olduklannı göstermektedir. 1970 yılma kadar bürokratlann kazanmış olduğu ekonomik hakların büyük bir kısmı 1970 yılını takip eden yıllarda izlenen ekonomik politika ile ortadan kaldırılmıştır. Bu durum, 12 Marttan sonra izlenen ekonomik politikadan en çok zarar görenlerin arasında her türlü bürokratlann da bulunduğunu ortaya çıkarmıştır.

(20 Ekim, Cumhuriyet)

• OECD RAPORUNA GÖRE 1972 DE EN PAHALI ÜLKE TÜRKİYE iktisadî işbirliği ve Kalkınma Teşkilâtı (OECD) tarafından hazırlanan bir rapora göre Türkiye, 1972 itibariyle hayat pahalılığının en fazla arttığı OECD ülkesidir.

Tüketimin mallan fiyatları esas alınmak suretiyle hazırlanan rapora göre, Türkiyede hayat pahalılığı, 1972 yılında, bir yıl öncesine nazaran °/o 15,5 art­ mıştır. 1971 yılında meydana gelen hayat pahalılığı artış oranı ise % 19 dur.

1972 rakamlan itibariyle Türkiyeyi % 10,7 lik artışla Portekiz ve % 9,7 lik artışla izlanda izlemektedir.

Aynı dönemler itibariyle hayat pahalılığının en az arttığı ülkelerin başında % 3,3 lük artışla ABD ve % 4,4 lük artışla Yunanistan gelmektedir. Ancak Yunanistanda hayat, ağustos 1973 itibariyle bir önceki yıla nazaran % 15,5 daha pahalılaşmıştır.

(18 Ekim, Yeni Ortam)

• 12 MARTTAN SONRA ÜNİVERSİTEDEN ÇIKARILAN ÖĞRETİM ÜYELERİ Nİ DANIŞTAY GÖREVE İADE ETTİ

12 Mart sonrası siyasal düşünceleri nedeniyle, çeşitli gerekçeler gösterilerek istanbul Üniversitesinden ihraç edilen 10 öğretim üyesi ve yardımcısının 8 i Danıştaydan yürütmeyi durdurma karan almıştır. Üniversite bu kararların 3 ünü henüz uygulamamış, 5 öğretim üyesi ise eski görevlerine dönmüştür.

Esas Teşkilât Hukuku kürsüsünden Doç. Erdoğan Teziç ve asistan Ersan îlâl ile İdare Hukukundan asistan Pertev Bilgen askerlik dönüşü Üniversiteye alınmamışlardır. Bunun üzerine her üçü de Danıştaya başvurmuş ve yürüt­ meyi durdurma karan almışlardır. Ancak istanbul Üniversitesi sadece asis­ tan Pertev Bilgen için Danıştay kararına uymuş, Doç. Erdoğan Teziş ile asis­ tan Ersan Hali Danıştay kararına rağmen yeniden görevlerine almamıştır.

Kimya Fakültesinden Doç. ismet Gürgey, Dev-Gençli öğrencilerden Mustafa Karşılayana vize verdiği gerekçesi üe, «devamsız bir öğrenciye vize vermek suçundan» Üniversiteden ihraç edilmiş, ancak Danıştaya başvurarak yürütme­ yi durdurma karan almış ve görevine dönmüştür.

Yine Kimya Fakültesi Anorganik ve Analitik Kimya Kürsüsü asistanı Nurten Bilbay, tezini zamanında hazırlamadığı gerekçesi ile ihraç edilmiş, Danıştakyaarabnaşavluarraakrakg(örteevzeinbi azşalammaınştıınrd.

a verdiğin Ancak bir

i

ispatlamış, yürütmeyi ay sonra yeniden ihraç

durdurma edilmiştir,

ikinci ihraç için Danıştaya başvuran asistan Nurten Bilbay henüz bir sonuç

alamamıştır.

Sıkıyönetimde tutuklu iken Üniversiteden ihraç edilen Ceza Hukukundan Doç. Çetin Özek, Danıştaya başvurarak yürütmeyi durdurma karan almış ve eski görevine başlamıştır.

Medenî Hukuk asistanı Rona Serozan da Çetin Özekle aynı döneme rastlayan ihraç kararım Danıştaya iletmiş, önce Üniversitenin savunması almana ka­ dar, sonra da esas baklandaki dava sonuçlanıncaya kadar yürütmeyi dur­ durma kararı almış, yeniden çalışmaya başlamıştır.

(6 Ekim, Cumhuriyet)

• TEK BAKANLIĞA BİR RAPOR VERDİ

,

)

TEK Genel Müdürlüğünce Enerji Bakanlığına verilen raporda, «Türkiyede

Santrallerin Ve Keban Barajının zamanında hizmete girememesi yüzünden

bu yıl sonuna kadar enerji açığının 400 milyon KWh ı aşacağı ve sıkıntının daha da artacağı» açıklanmıştır.

•«Türkiyenin enerji sorununun» ayrıntıları ile ele alındığı raporda, «Büyük bir sanayi patlaması yüzünden elektrik enerjisinin ihtiyaca yetmediği, tamamlan­ ması beklenen santral ve barajların 1973 yılı sonlarında tamamlanması ile 1974 yılında enerji durumunun daha iyi bir düzeye ulaşabileceği» ifade edil­ miştir.

Raporda, «Enerji tüketiminin hızla artmasına karşılık, inşa halinde bulunan üretim tesislerinin ve özellikle Keban Barajının gecikmesinin Türkiyeyi büyük bir enerji sıkıntısı ile karşı karşıya bıraktığı» ifade edilmiş ve özetle şöyle denilmiştir:

«Kebanda büyük mağaralara rastlanmasının doğurduğu aksaklık 10 yıl içinde giderilememiştir. 1970 te bitmesi gereken Keban 1974 yılına kaymıştır. İhtiyacı karşılamak için termik santraller çok zorlanmaktadır. Bu zorlama santrallere sürekli azami üretim yaptıracak şekilde olmakta, bu yüzden santrallerin nor­ mal revizyon ve bakımları yapılamamaktadır.

Ayrıca, belediyelerce TEK e devredilen İstanbul (Silâhtar) ve İzmir santral­ lerinin kömür havzalarından uzak kurulmuş olmaları, kömür ikmalleri yö­ nünden, bu santrallerin tam kapasiteleri ile çalışmalarım önlemektedir.»

Uzun ve her türlü yan kuruluşlarla yapılan ortak çalışmalar sonunda hazırla­ nan raporda, «1973 ve 1974 yıllarında da kuraklığın devam edeceği, barajlara gelecek suyun yüzde 65 i geçmeyeceği» ifade edilmiş ve şu bilgiler verilmiştir :

«Enerji ihtiyacı dolayısıyle suyun azlığına rağmen, hidrolik santraller azamî kapasitede çalıştırılma zorunluğundadırlar. Bu yüzden barajlardaki su seviyeleri asgari seviyelerine inmek gibi bir tehlike ile karşı karşıyadır. Türkiyede, Ekim, Kasım, Aralık aylarında elektrik enerjisi ihtiyacı bir milyar KWh civa­ rında olacaktır. Bu duruma göre elektrik enerjisi açığı en iyimser hesapla 400 milyon KWh olacaktır.»

Raporda, «Termik santrallerine gerekli yakıt sağlanması için» uyanda bulunul­ muş ve enerji için alınması gerekli tedbirler şöyle özetlenmiştir:

«Hizmete girmesi öngörülen santrallerin mümkün olan en kısa zamanda ser­ vise girme çareleri araştırılmalıdır. 60 milyon KWh ekonomi sağlayan ileri" saat rejimi Mayıs 1974 tarihinden itibaren yeniden uygulanmalıdır.»

öte yandan, «Türkiye ile Bulgaristan arasındaki enerji nakil anlaşması» hak­ kında bilgi veren Enerji Bakanlığı yetkilileri, «Bütün hattın Türkiyede Ba­ baeski, Bulgaristanda ise Doğu Meriç (Svilingrad) transformatör istasyonları arasına çekileceğini, bu suretle yılda 100 milyon KWh civarında elektrik müba-dele edileceğini» belirtmiş ve şu bilgileri vermişlerdir :

«Yıl içinde Türkiye Bulgaristandan alacağı enerji kadar enerjiyi, aynı yıl için­ de Bulgaristana verecektir. Bu hat, her iki ülkenin enerji fazlası olduğu zaman-

.

larda bu enerjiyi mübadele edebilmek için çekilecektir. Enerji akışı, genellikle Türkiyeden Bulgaristana Ocak, Mart aylarında Bulgaristandan Türkiyeye ise Haziran - Ağustos aylan arasında yapılmış olacaktır.»

(21 Ekim, Hürriyet)

• KMO BAŞKANI KARABAŞA SANAYİ POLİTİKASINI ELEŞTİRDİ

•Dün Ankarada başlayan 50. Yıl Sanayi Kongresinin açış konuşmasını yapan Kimya Mühendisleri Odası Başkanı İhsan Karababa; sanayimizin tüketim mallarına dönük bir gelişim göstermesini eleştirmiş; Türkiyede yatırım mal: lannın toplam imalât sanayiindeki oranının yüzde 47 yi bulduğunu açıklamış ve sanayimizin halâ yeterli bir düzeye ulaşamadığını belirtmiştir.

Konuşmasına, kongrenin önemi üzerinde durarak başlayan Karababa, sanayi­ mizi ve sorunlarını 6 gün süreyle tartışacaklarını ifade ederek özetle şunları söylemiştir:

«Bugün 4390 Kimya Mühendisi Sanayiinin çeşitli dallarında görev yapmakta­ dır. Sadece Petrokimya ve Kimya sanayi ürünleri toplamının, imalât sanayi­ mizin yüzde 19 unu kapsadığı gözönüne alınırsa, bu kongrenin anlamı bütün açıklığıyla ortaya çıkar.

içinde bulunduğumuz 3 plan döneminde Türkiyemiz gene tarım ve hizmet sek­ törlerinin ağırlık kazandığı bir yapıyı sürdürmektedir. Mevcut sınai üretimin yapısı da yeterli bir sanayinin henüz kurulmadığını göstermektedir. Sanayimiz tüketim mallarına dönüktür. Son 10 yıllık dönemde, imalât sanayii içinde yatı­ rım malan sanayii yönünde büyük bir gelişme sağlanamamıştır.

DPT kaynaklan incelendiğinde görüşümüz somut olarak ortaya çıkmaktadır.

(1972 yılında gerçekleşme tahmini olarak) Türkiyede yatırım mallarının toplam

imalat sanayiindeki oranı yüzde 14 iken, bu rakam gelişmekte olan ekonomi­

lerde yüzde 25; gelişmiş ekonomilerde yüzde 45 dir. Tüketim mallan oranı ise

Türkiyede nomilerde

yüzde yüzde

47 20

iken dir.

gelişmekte

olan

ekonomilerde

yüzde

gelişmiş

eko­

Sanayimizin yapısı yönünden ihracat ve ithalatımız incelendiğinde ekonomimi­ zin dış kaynaklara bağımlılığı belirgin olarak ortaya çıkmaktadır. Gene DPT kaynaklarına göre, ihracatımızın yapısı yüzde 73 tarım ürünleri, yüzde 27 si sa­ nayi ürünlerinden oluşmaktadır. Halbuki ithalatımız tamamen sanayi ürünle­ rine dayanmaktadır. Bugün yurdumuzda ara malı ve yatırım malı ithalatı, toplam ithalatın yüzde 91 ini bulmaktadır. Bu yüzde 91 in yüzde 29 u yatırım mallarına, yüzde 62 si ise ham maddelere aittir. Burada ham madde dediğimiz şey, gelişmiş ülkele­ rin sanayi mamullerinden başka bir şey değildir. Şimdi sanayinin temel ihti­ yacı olan enerjideki açığı, yerli kaynaklar yerine, ithalatla karşılama yoluna gidilmesi, durumu daha da aleyhimize çevirmektedir. Diğer yönden, sanayileş-

menin temel unsuru olan yerli teknolojinin kurulması ve geliştirilmesine gere­ ken önem verilmemektedir. Yılda ortalama olarak yurt dışına giden 375 Türk bi­ lim adamlarının yüzde 40 ınm mühendislik hizmetleri konusunda olduğunu da gözönünde tutmamız gerekmektedir.»

Konuşmasında eğitim sorununa da değinen Oda Başkanı îhsan Karababa, eğiti­ min, gelişen teknolojiye göre düzenlenmesi ve bilimsel gerçekler ışığında plananması gereğine işaret etmiş; üniversiteye hazırlık lehine yapılan propaganda­ ların konuyu içinden çıkılmaz duruma getirdiğini söylemiştir. «Bunun tabii neticesi olarak üniversiteye artan hücum karşısında apartman katlarında mü­ hendislik eğitimi yaptırmaya başlandı.» diyen Karababa, konuşmasını daha sonra özetle şöyle sürdürmüştür :

«Personel Kanununun getirdiği tek şey apartman dairesi kirasına teknik ele­ man çalıştırmak olmuştur. Yıllardan beri sözü edilen yan ödemeler bugün tam anlamıyla uygulanamamakta, bir çok ayrıcalıklar yapılmaktadır. Diğer taraf­ tan torba kadrolar tam bir ulufe anlamı içerisinde dağıtılmakta, geniş teknik eleman kadrolarını kapsam dışı bırakmaktadır. Bunların yanında büyük bir grup 1970-76 yıllan arasında terfi etme haklarından mahrum bırakılmışlar­ dır. Kendi elemanlarımıza karşı bu personel politikası sürdülürken, yabancı elemanlar bizleri ayrıca yaralamaktadır. Bugün 6-7 yıllık tecrübesi olan bir ya­ bancı elemana yurdumuzda ayda ödenen para, 10-13 yıllık tecrübe sahibi iki mühendisin yıllık kazançları toplamına eşittir.»

Teknik elemanların ivedilikle çözümlenmesi gereken başka bir sorunun da as­

kerlik olduğunu bildiren Karababa, genç elemanların askerlik görevi için 3 yıl

sıra b şöyle

etakmleadmikllaemriınşit;ırb:u

nedenle

iş

bulamadıklarını

açıklamış

ve

konuşmasını

«Kimya Mühendisleri Odası olarak, kalkınmanın gereği olan planlı çalışmala­ rın titizlikle yürütülmesini, iktidarların devletin bir organı olan planlamayla ça­ tışır halde bulunmamalarını temenni ediyoruz. Diğer yandan gerçekçi bir per­ sonel politikası uygulanmasını; kalkınmanın vazgeçilmez bir gereği olarak gö­ rüyoruz.»

(9 Ekim, Barış)

• «KÖPRÜ İSTANBULUN GELİŞİMİNİ OLUMSUZ YÖNDE ETKİLEYECEK»

Mimarlar Odası, dün açılışa giren Boğaz köprüsü ile ilgili raporunda, «Bo­ ğaz köprüsü istanbul şehrinin rasyonel gelişimini olumsuz yönde etkileyecek, desantralize, doğuya kaymış büyük şehir yerine, tek merkezli, ulaşım masraf­ ları çok yüksek araç spekülasyonuna açık, demode, pahalı bir şehir biçimi geliştirecektir. Bu gelişmenin sonucunda yeniden başka köprü ve çevre yol­ lan, pek masraflı şehir içi anterleri inşası kaçınılmaz olacaktır» demiştir. Mi­ marlar Odasınca hazırlanan ve bugün de aynı görüşleri taşıdığı açıklanan, Oda­ nın raporunda sonuç bölümün de aynen şöyle denilmektedir :

1. Boğaz köprüsü devlet planı ile tutarlı değildir. Planın ulaşım sektörü için de yatırım masrafları ayrılmamıştır. Rantabl olmayan bir yatırım için hedef kalkınma hızını düşürecektir.

Gelir bölüşümünü istimlâk, arsa spekülasyonu .yüksek gelirli bir bölgede sanayi konstrasyonu vb. nedenleri ile bugünkünden de fena duruma getirecektir.

32.Boğaz köprüsü projesi, Boğaz geçme hizmetini görecek diğer çeşitli çözüm lerle karşılaştınlmamıştır. ilk bakışta görülmektedir ki araba vapurlarının ge liştirilmesi projesine nazaran kıyaslanmayacak kadar pahalıdır. Gerek inşaatın da, gerekse servis ömrü boyunca döviz harcamalarını arttıracak, Türk ekono misinin yabancı ülkeler ekonomilerine bağımlılığını körükleyecektir. Bilhassa toplum yönünden rantabl bir proje değildir.

33.Ne tatbikat projesinin hazırlanması ,ne de inşaatı ile Türk mühendisliği ne bir şey kazandıracak, teknolojik bir hamle yaratacak bir yapı değildir. Tür kiye dışında, yabancı proje ve inşaat mühendislerinin bir eseri olacaktır.

34.Boğaz köprüsü fikri her devirde, dış memleketlerden gelmiş, etütler, proje, ler hep dış memleketlerce hazırlanmıştır. Tarafsız Türk teknisyenlerinin yaptığı tek etüt saklanmış, hazırlayanlar ve hazırlatanlar cezalandırılmıştır. Konu, hü kümetçe başından beri bir politik sadakat sorunu haline getirilmiştir. Bütün bunlar, ülke gereği ve kamu yaran fikrinin tam karşısında, dış ve iç çıkar çevre lerinin bir oyununu kanıtlamaktadır.

35.Projenin başta Amerika olmak üzere sadece, yabancı çıkar çevreleri, bir de iktidar politikacıları tarafından savunulması ve tartışmaların daima bilim ve akıl paralelinden kaydırılması, konunun artık teknisyenlerin dışında ve üstün de başka seviyelerde ele alınması gerektirdiğini açıkça göstermektedir.

Mimarlar Odası, Boğaz köprüsü düşüncesinin muhtelif kesit ve perspektiflerini Türkiyedeki uyanık ve ilerici çevrelerin gözleri önüne sermekle yetinmekte­ dir.»

(31 Ekim, Yeni Ortam)

50. YIL AMBLEMİ BİR KOZMETİK FİRMASININ AMBLEMİNDEN ALINMIŞ

Açılan büyük yarışma sonucu birincilik alarak ellinci yıl amblemi olarak seçi­ len şeklin Fransada mini eteği icat eden kozmotik sanayiinin patentli amble­ mi olduğu ortaya çıkmıştır.

Mary-Quant adlı Fransız firmasının kadınlarla ilgili her türlü süslenme araç ve gerecinin üzerinde bulunan bu amblemi alıp yarışmaya girerek birinci olan sanatçıya 5 bin lira da ödül verilmişti.

Gerekli araştırmayı yapmadığı için müstesna bir yıldönümünde herşeyde kulla­

nılan amblemin bir kozmotik sanayii ürünlerinin üzerinden kopya çekilmesi­ nin gözden kaçışı büyük hayret uyandırmıştır.

(23 Ekim, Barış) ,