Elektrik Mühendisliği · Sayı 203 · Kasım 1973
ELLİ YILDA TÜRK BASINI
Toplum, demokrasi ve emek Görüş ve değerlendirme
- Yıl
- 1973
- Sayfa
- 5
- Okuma süresi
- 9 dk
- Görüntülenme
- 0
Konu
İlgili: Mevzuat ve hukuk, Bilim, teknoloji ve meslek tarihi
Anahtar kelimeler
- Türk basını
- basın özgürlüğü
- Matbuat Kanunu
- İstiklal Mahkemesi
- sıkıyönetim
- gazetecilik
Özet
Yazar, Cumhuriyet'in ellinci yılında Türk basınının 1923'ten 1973'e teknik, ekonomik ve siyasi gelişimini; baskı ve sansür dönemlerini, gazete sayısı ve tirajlarındaki değişimi değerlendiriyor.
Tam metin
Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.
ELLİ YILDA TÜRK BASINI1
Hıfzı TOPUZ
Türk basını elli yılda nereden nereye vardı? Cumhuriyetin kurulduğu yıllarda Türkiyede nasıl bir basın vardı, bugün nasıl bir basın var? Neler yazılıyor? Nelere ön celik veriliyor? Olayları nasıl yansıtıyoruz? Basın hangi güçlerin baskısı altında dır? Elli yıl öncesine karşılık basın daha mı özgürdür, daha mı bağımlı?
Olayların temellerine inmeden bakılınca basının şöyle bir görünüşü var: 1923 den bu yana gazetelerin sayısı ve baskısı aşağı yukarı 10 kat artmış, dizgi, baskı, dağı tım ve yönetim tekni'kleri gelişmiş, gazetecilerin kültür ve bilgi düzeyleri çok yük selmiştir. Ama bunların berisinde "başka etkenler ve sonuçlar yok mudur acaba?
1923 lerde Türkiyede belki topu topu 40 gazete çıkıyordu. Sekizi îstanbuldaydı bunların : Tanın, ikdam, Tevhidi Efkâr, Heri Akşam, Vakit, Tercümanı Hakikat ve Vatan. Ankarada önemli iki büyük gazete vardı: Hâkimiyeti Milliye (Ulus) ve Yeni Gün (Cumhuriyet). Anadoluda da Millî Mücadele havasım sürdüren 20-30 kadar ufak gazete yayınlanıyordu.
(*) Cumhuriyet, 29 Ekim 1973. 666
İstanbulda büyük gazetelerin baskısı 10 binin çok üstünde değildi o zaıhanlar. Bü tün basının baskısı ne kadardı, pek belli değil. O yıllarda yayınlanmış hiçbir ista tistik yok, ama yurttaki baskı toplamının ancak 100-150 bin yakınlarında olduğu sanılır.
Dizgi ve baskı teknikleri çok ilkeldi elli yıl önce. Yazılar elle diziliyor, basımevleri düz baskı makineleriyle çalışıyordu. Doğru dürüst bir dağıtım örgütü yoktu ül kede, îstanbulda gazeteleri genellikle gazete satıcılığından yetişme bayiler dağıtı yorlardı.
Haberalma ve haberleri gazetelere ulaştırma teknikleri çok ilkeldi. Şehirlerarası te lefon konuşmaları daha yeni yeni kuruluyor ve sık sık aksıyordu. Muhabirler ga zetelere haberleri genellikle telgrafla veya mektupla gönderiyorlardi.
Yüksek okul ve üniversite bitirmiş gazeteci sayısı çok azdı basında. Bunlar gazete lerin patronları ve yazı işleri müdürleriydi. Sekreterler ve muhabirler genellikle meslekten yetişmiş kişilerdi. Ama Ankara muhabirleri arasında görgülü ve bilgili gençler de vardı.
Gazete çıkarmak büyük sermaye işi değildi o zamanlar, örneğin Akşamı Necmettin Sadak, Kâzım Şinasi Dersan, Ali Naci Karacan ve Falih Rıfkı Atay aralarında 800 lira toplayarak çıkarmışlardı. Vakit'in kuruluş sermayesi de 500 liraydı.
Geniş bir düşünce özgürlüğü vardı basında, istanbul Hükümeti çöktükten sonra bu hükümeti savunan gericiler, tutucular, işgal kuvvetlerinin sözcüleri, Millî Müca dele düşmanları çekip gitmişlerdi îstanbuldan. Artık ne bir Peyamı Sabah çıkıyor du, ne bir istanbul, ne de bir Alemdar. Ali Kemal linç edilmiş, Refik Halit, Refi Cevat ve arkadaşları dışarıya kaçmışlardı. Ama, buna karşılık, her fırsatta Atatürkü ve Cumhuriyet rejimini yerden yere vurmağa yeltenen bir basın vardı îstanbulda. Tanin'de, Vatan'da, Tevhidi Efkâr'da, Tercümanı Hakikat'ta ve îkdam'da sık sık sert eleştiri yazıları çıkıyordu. Koyu İslamcılar Sebilürreşad'ı yayımlıyorlardı bir yanda, komünistler de kendi dergilerini. Rejimi ancak birkaç gazete savunuyordu o yıllarda : Hâkimiyeti Milliye, Yeni Gün, Akşam, Vakit ve ileri. Basın Atatürkün yanında değildi daha. Ama hapiste de hiçbir gazeteci yoktu.
Sonra ne oldu? Nerelerden geçti basın? Belli başlı şu dönemler ve olaylar var Cumhuriyetin basın tarihinde :
Önce 1923 ün son aylarında îstanbulda kurulan bir istiklâl Mahkemesiyle basına karsı ilk tedbirlerin alındığını görüyoruz. Hüseyin Cahit Yalçın (Tanin), Ahmet Cevdet (ikdam), Velid Ebüzziya (Tevhidi Efkâr), Lütfi Fikri ve birkaç gazeteci da ha vatana ihanet suçundan mahkemeye verilmişlerdir.
Mart 1925 de Takriri Sükûn kanunu çıkartılır. Kanun çıktıktan bir güri sonra da
Bakanlar Kurulu karariyle 6 gazete kapatılır îstanbulda : Tevhidi Efkâr, Son Telg
raf, İstikbal, Seb Adanada Toksöz
ivlüerrSeşaavdh)a,Aîyzdmınirldıke
ve Orak Çekiç. Birkaç gün sonra da bunları Sadayı Hak, Trabzonda İstiklâl ve Kahkaha,
İstanbulda Presse du Soir izler. Arkadan Tanin, Resimli Ay ve Vatan kapatılır.
H. C. Yalçın, Zekeriya Sertel ve Cevat Şakir (Halikarnas Balıkçısı) Ankara İstiklâl Mahkemesinde yargılanırlar.
Ardından Elâzığ İstiklâl Mahkemesi kurulur (Haziran 1925), Velid Ebüzziya, Sadrı Ertem, Fevzi Lütfi Karaosmanoğlu, îlhami Safa, Eşref Edip, Ahmet Emin Yalman, Ahmet Şükrü Esmer, İsmail Müştak Mayokan ve Suphi Nuri İleri yargılanır burada. Basında çok uzun süren bir sessizlik dönemi başlamıştır artık.
1929-1931 yıllarında hükümetin saldırıları Yarın gazetesine (Arif Oruç), Son Posta' ya (Z. Sertel, S. R. Emeç, E. Uşaklıgil ve H. L. Dördüncü) ve İzmirde Hizmet, Hal kın Sesi ve Yeni Asır gazetelerine yönelmiştir. Mecliste çok sert konuşmalar olur.
1931 de de Matbuat Kanununu çıkartır hükümet. Bakanlar Kuruluna gazete ve dergileri kapatmak için her türlü yetki tanınmış ve güdümlü bir basın rejimi ku rulmuştur. Matbuat Genel Müdürlüğü kanaliyle İçişleri Bakanlığının yönetimine verilmiştir basın.
1938 de hükümet Matbuat Kanununda bazı değişiklikler yaparak basın özgürlüğünü yeniden kısıtlar. 1939-1945 yıllarında da hükümet Sıkıyönetim aracılığı ile rahatça yönetmektedir basını. Zaman zaman gazeteler kapatılır, yasaklar çıkartılır, bildiri ler yayımlanır...
1946 da çok .partili döneme girer Türkiye. Faşizm cephesi çökmüş, demokratik dü şünceler yayılmaya başlamıştır her ülkede. Bunun bizde de etkileri olacaktır elbet. Matbuat Kanunu değiştirilir. Hava yumuşamaya başlar.
1946-1950 yıllan basında bir özgürlük dönemidir. Seçimler olur 1950 de, DP kaza nır. Ama dört yıl sonra yine başlar gazeteci düşmanlığı. Bir zamanlar basın özgür lüğünü savunmuş olan DP liler basının en büyük düşmanı kesilirler. Yeni yasak lar konur. Altın kafesler hazırlanır gazetecilere. Tahkikat Komisyonları kurulur.
İşte böyle bir hava içinde 1960 a geliriz. Millî Birlik Hükümeti iş başına geçmiş tir. Bütün basın alkış tutar Millî Birlikçilere. Yasaklar kaldırılır. 212 sayılı Gaze teciler Kanunu çıkartılır. 1961 Anayasasında da haberleşme hak ve özgürlüklerine onurlu bir yer ayrılmıştır. Bu Türk basın tarihinde yeni bir dönemin başlangıcıdır.
Ama ne yazık ki bu özgürlük dönemi uzun sürmez. AP iş başına gelmiştir. Basını yeniden baskıya almak için bir takım tasarılar hazırlanır: Temel hak ve hürriyet leri koruma tasarısı gibi. Ama hükümet bunları gerçekleştirecek güçte değildir. Hava gittikçe gerginleşir. Sonrası daha dün gibi anılarımızda : 1971 Martı yeni bir dönemin başlangıcıdır. Tutuklamalar, yasaklamalar, gazete kapatma kararlan, duruşmalar, kitap toplatmalar, fikir suçları, yıllar önce çıkmış yazılarından dola yı zindanlara atılanlar.. Elli yılda elde edilen bütün haklar baskı altındadır. Ellinci yıla girerken hava budur işte.
NEREYE VARDIK? Bugün Türkiyede gazete sayısı 400 ün üstündedir. (1972 sonunda 409 du). Günlük gazete baskılarının toplamı da 2800000 kadardır. Gerçek gazete satışı ise bir buçuk
milyonla iki milyon arasındadır. Haber gazetesi niteliği olmayan bazı yayın or ganları da bu sayının yükselmesinde etken olmuştur. 2 milyon 800 binlik baskının 2 milyon 300 binini İstanbul basını sağlar, aşağı yu karı 200 binini Ankara basını, 140 binini îzmir basını, geri kalanını da Anadolu basını. Türkiyede günlük gazete sayısının 400 ün üstünde olması şaşırtıcı bir olaydır. Çün kü bütün dünyada günlük gazete sayısının 400 ün üstünde olduğu yalnız üç ülke vardır : Amerika (1770); Almanya (1093) ve Sovyetler Birliği (639). Ama bizdeki sayının bu kadar yüksek olması hiç de dünya basınında dördüncü sırada olduğumuzu göstermez. Çünkü baskı toplamı bakımından Türkiye hiç de baş larda değildir. (Amerika 62 milyon, Almanya 20 milyon, Sovyetler Birliği 81 mil yon, İngiltere 28 milyon, Fransa 12 milyon, Japonya 53 milyon). . Basının gelişmişliği bir de 100 kişiye düşen baskı sayısı ile ölçülür. Bu sayı yuka rıda adı geçen ülkelerde 20-53 arasındadır (İsveç 53, Japonya 51, Norveç 38, Yeni Zelanda ve İsviçre 37, Danimarka 36). Bizde ise 8 dir. Oysa UNESCO nün kabul et tiği ölçülere göre bir ülkenin haberleşme araçları bakımından geri sayılmaması için bu sayının 10 olması gerekir. Bu bakımdan Türkiye 400 ün üstünde gazete sa yısına rağmen gelişmiş ülke sayılamaz. Bizde gazete sayısının bu kadar yüksek olma sının kökeninde haber verme endişesi değil, gazete aracılığı ve ilâncılıkla bir takım çıkarlar elde etme endişesi vardır çoğu zaman. Teknik bakımdan basınımız gerçekten büyük bir gelişme içindedir. Ofset dönemine geçmiştir basın. Bazı gazetelerimiz yıllardan beri Ankara, îzmir, Adana ve Alman ya özel baskıları yapmaktadırlar. Türlü türlü günlük haftalık ilâveler dağıtmak tadır gazeteler. Yabancı ülkelerde bürolar kurulmuştur. Renk kullanılmaktadır günlük gazetelerde. Büyük gazeteler komünikasyon, fotoğraf ve film tekniklerin deki yenilikleri başarı ile uygulamaktadırlar.
Bugün basın çok büyük sermaye ve büyük endüstri işi olmuştur. 800 lirayla değil, 800 bin lirayla bile gazete çıkaramazsınız Türkiyede. Basın çok büyük yatırımları gerektirmektedir. Ofset büyük sanayi işidir elbette. Masraflar artmıştır her alanda. Yeni yeni harca ma kapıları açılmıştır: Reklâm, pazarlama... Büyük gazetelerimizden biri dağı tım işleri dışında, yalnız pazarlama için 23 kişilik bir ekip kurduğunu açıklamıştı bir iki ay önce. Nasıl karşılanır bu masraflar? İlân ve satış gelirleriyle. Ama bu iki gelir arasında da çok yakın bir orantı vardır. Gazete fiyatını arttırdığı zaman okuyucu sayısı azalır. Okuyucu azalınca, ilân gelirleri düşer. Ne yapmalı ki hem satış azalmasın, hem de ilânlar? Lotaryacılık. Gazetelerin çeşitli piyangolar düzenlemelerinin, ev, otomobil v.b. kupon dağıtmalarının nedeni budur işte. Satışı arttırmak için ne yapılır başka? Her bakımdan okuyucunun duygularını okşayacak şeyler yaparsınız. Gazeteciliğin bütün yüksek ilkelerinden vazgeçersiniz. Seks mi, seks; çıplak resimlerle doldurursunuz gazeteyi. Din mi din; inanç sömü-
Elektrık Mühendisliği 203
rücülüğü yaparsınız. Irkçılık ve aşırı milliyetçilik mi; yüklenirsiniz bütün sol akım lara. Bir yandan da özel sektöre, din adamlarına dayarsınız sırtınızı. Atatürk düş manlarına taviz üstüne taviz verirsiniz. «Boşvermişler için» gazeteler çıkartırsınız gerekince. Tek haber koymazsınız gazetenize; resimlerle, çizgi-romanlarla, bunalım lar içindeki bir azınlığın «sosyete-» haberleriyle, ünlü yıldızların, politikacıların ve milyonerlerin özel yaşantılariyle, aşk ve seks hikayeleriyle doldurursunuz sayfala rınızı. Ama fikir özgürlüğü yokmuş aydınlar için, ilericiler için; size ne? Ama fikir suç larından 10 yıla, 30 yıla mahkûm olanlar varmış; size ne? Basın affına da boş ve rirsiniz; size ne? Çeksinler cezalarını. Susmasını bilselerdi. Yaşasın basın özgürlü ğü!... Basın bugün çeşitli baskılar altındadır. Cumhuriyet kurulduğu yıllarda yoktu bunlar. Sıkıyönetim rejiminin yaratmış olduğu bir baskı havası vardır herşeyden önce. Sonra özel sektörün ekonomik baskısı vardır. Özel sektör ilân vermedi mi, büyük sermayeye dayanan gazetelerin bütün sulan kesilir. Yasal baskılar var dır, fikir suçlan vardır. Her düşünceye yer veremezsiniz gazetenizde. Gerçek Atatürkçülüğü ve devrimleri savunmak bile çok güçleşir zaman zaman. Basm Mart 1971 den beri, kendini sansür etmektedir, özel sektör de bu sansürden yanadır, bütün tutucu çevreler de, AP de .Özgür düşünceye pranga vurulmak isten miştir, kitaplar «bomba» ve «dinamit» sayılmıştır son yıllarda. Düşüncenin yasak landığı yerde basın özgürlüğü mü olur? Bir de tekelci bir TV .çıkmıştır basının karşısına. Bugün 160000 ahcı vardır ülke de. Bu, yarım milyon seyirci demektir. Kısa zamanda bu sayı milyonlan aşacak tır. Bütün dünyada olduğu gibi bizde de ilân verenler yavaş yavaş televizyona yö nelmektedirler. Ne olacaktır bunun sonu? Renkli, süslü eğlencelik gazetelere doku nacaktır bunun ucu. Bütün ülkelerde televizyonun gelişmesi bu çeşit gazete ve der giler için yıkıcı olmuştur; bizde de öyle olacaktır. Düşünce basınını sarsmamıştır televizyon; bizde de sarsmayacaktır. Özgür ve bağımsız düşünce basınına yö nelecektir aydınlar. Elli yılda yetişmiş, bir gazeteci kadrosu vardır bugün Türkiyede. Çoğu yüksek okul bitirmiştir. Gazeteciler dünyanın en güçlü meslek örgütlerinden birini kur muşlardır bizde. Kaç yıldan beri mesleğin onurunu, basının hak ve özgürlüklerini koruyan hep onlardır.
Bir de ne aradığım, ne istediğini bilen bir okuyucu kitlesi vardır Türkiyede. Bir süre önce Cumhuriyet gazetesinin yönetimi değiştiği için gazeteye protesto mektup, lan gönderen, sesini duyuran bir kitledir bu. Gazeteci ile okuyucu arasında yeni ilişkiler kurulmaktadır artık. Gerici güçler durduramazlar artık bu gelişmeleri. Tür kiye bir Yunanistan olmamıştır. Demokrasi varsa, uygarlık denen bir şey varsa ba sın özgürlüğü de vardır. Ya da hiçbir şey yoktur. Ama kimse «yoktur» diyemedi ki.
Cumhuriyet basını Ellinci Yıla en iyi umutlarla girecek. Bu umutlan artık ne baskı rejimleri yıkabilir, ne gerici güçler ne de özel sektörün ekonomik baskılan.
Cumhuriyetin Ellinci Yılı yeni bir dönemin başlangıcı olacaktır belki de.
67Q