Elektrik Mühendisliği · Sayı 368-369 · Haz-Tem 1989

SENDİKALAŞMA PANELİ

Toplum, demokrasi ve emek Söyleşi

Yıl
1989
Sayfa
15
Okuma süresi
61 dk
Görüntülenme
0

Konu

Toplum, demokrasi ve emek

İlgili: Mühendislik mesleği, meslek hakları ve istihdam, Mevzuat ve hukuk

Anahtar kelimeler

  • sendikalaşma
  • kamu çalışanları
  • memur sendikaları
  • ILO 98 sayılı sözleşme
  • İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi
  • örgütlenme özgürlüğü

Özet

TMMOB, EMO, ATO ve Eğit-Der tarafından düzenlenen panelde kamu çalışanlarının sendikalaşma hakkı, bu hakkın önündeki engeller ve konunun uluslararası hukuktaki (İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi, ILO 98 sayılı sözleşme) dayanakları tartışılmaktadır. Konuşmacılar Teoman Alptürk, Musa Özdemir ve Prof. Dr. Mesut Gülmez'in sunumlarından oluşan panelin deşifre metnidir.

Tam metin

Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.

SENDİKALAŞMA

• Teoman ALPTÜRK: Değerli konuklar, değerli ar kadaşlar, TMMOB EMO ATO ve Eğit Der'in hep birlikte düzenledikleri SENDİKALAŞMA PANELİ'ne hoş geldiniz. Biliyorsunuz, bütün çalışanlar üzerinde yoğun bir baskı söz konusu, özellikle de son dönemde çeşitli standartlar uygulanıyor bu konularda. Bu bakımdan çalışanların da örgütlü davranması, örgütlerini kurabilmesi konusunda çalışmalarını yapmaları gerekiyor. Demokrasinin en basit ve en vazgeçilmez kurallarından biri toplulukların kendi çıkarlarının ve haklarının bizzat bu sorunla muhatap olan kitle tarafından ele alınmasıdır. Bizler de şu ana kadar sendikalaşma yönünde bir adım atamamış veya örgütlen mesini tamamlamamış kesim olarak bu konudaki çalış malarımızı yapmak, tamamlamak durumundayız. 1980'den bu yana düşünce ve örgütlenme özgürlüğü üzerindeki baskı ve kısıtlamaların en Önemli araçlarından biri olarak da sözleşmeli personel uygulaması geliştirildi. Bu uygulama yürürlüğe girdiğinde görüldü ki, yüksek ücret gibi gösterilen bir ücret karşısında iş güvensizliği ve örgütsüzleştirme getiriyor. Çok açık bir şekilde Tür kiye'de bütün yasalara rağmen sözleşmenin temel mad delerinden biri bir sendikaya üye olmamadır. Ancak, kamu çalışanları için örgütlenmeyi bu kadar kısıtlayan yönetimler işveren ve sermaye kesimi konusunda aynı görüşü savunmuyorlar ve bu alanda çifte standart uygu luyorlar. Yasal olarak bütün dernek ve meslek kuruluş larına siyaset yapmak yasak olmasına rağmen bu kesim lere ve örgütlerine bu konuda da konuşmak, hatta çeşitli öğütler vermek serbest. İşte biz istiyoruz ki kamu çalı şanları da sendikalarına kavuşsunlar. Bu bakımdan belli bir taşmayı yeniden başlatmış, ilk adımı bugün atmış oluyoruz ve kamu çalışanlarının sendikalaşma hakları yönünde bir çalışma yapmış olacağız. Neler yapılabilir? Hakları nelerdir? Nasıl sendikalaşabilirler? Belki sektör sektör, kendi içlerinde, kendi kurultaylarını düzenleyip daha sonra bir genel çalışanlar kurultayı düzenleyip so nuca varmak mümkün gibi geliyor bize. Bu konuda çok kararlı davranması gerekiyor kamu çalışanlarının. Bunda hemen bir şeye daha dikkatinizi çekmek istiyorum. Ne dense gerek iktidarın yöneticileri, gerekse Türk iş yöne ticileri son işçi eylemlerini apolitik olarak göstermeye ça lıştılar kî biz bunun böyle olmadığını hep birlikte gözlüyo ruz. Şimdi s»ra memurlarda ya da kamu çalışanları dediği miz kesimde. Şu anda bu arkadaşların bu çalışan kesi min haklarının korunması yalnızca devlete kalmış durumda. Peki, bu kesimin kendi haklarını savunmaya niye hakları yok? İşte bugün soracağımız sorulardan biri

de budur. Geçmişte başlamıştık. TMMOB ve teknik ele manlar da üç teknik eleman kurultayı gerçekleştirdiler. Ancak bu, 80 dönemiyle birlikte kesintiye uğradı. Yeni den haklarımızı aramaya ve kendi haklarımızı ancak bizim tarafımızdan savunulacağına ve bunun yalnızca ücretlendirme sorunu olmadığını bir tartışma dönemi aça rak kamuya duyurmak istiyoruz. Bugünkü panel bunun başlangıcı. Hepinize hoşgektiniz diyorum, arkadaşlarıma başarılar diliyorum.

• Musa ÖZDEMİR: Sayın Alptürk'e teşekkür ediyo ruz. Şimdi, Sayın ALPTÖRK konuyu gündeme getirdi. Neden sendikalaşma? Sendikalaşmanın önünde duran engeller ve yapmamız gerekenler. Ben olayın ekonomik boyutuna çok kısa değinmek istiyorum. Neden sendikalaşma? Sendika/ekonomik ve demokratik hakları elde etme aracıdır. Türkiye'deki memurlara baktığımızda, bugün sayıları 1.720.000 civarında. İşçi sayısı 3.500.000. Sen dikalı işçi de 2.500.000 civarında. Bir kere bu nicel durum son derece önemli. Hele işçiler ve memurların federas yon veya konfederasyon biçiminde bir arada örgütlene bildiğim düşünürsek, bu nicel güç, Türkiye'nin yazgısına damgasını vurabilecek bir sayısal çoğunlukta. Bugün ai leleriyle birlikte 6 milyon civarında olan memur var. Önün deki sıkıntı nedir? Bu nereden kaynaklanıyor? Bakıyoruz çeşitli memur yasaları var Personel yasası, silahlı kuv vetler yasası, çeşitli kararnameler, kanunlar, verilen ödenekler, tazminatlar o kadar çeşitli ki bugün hangi me murun neye göre, ne aldığını saptamak olanaksız hale gelmiş, özellikle ekonomik ve siyasal bunalım dönemle rinde 60,70,80, gibi çeşitli düzenlemeler denenmiş "Per sonel reformu yapacağız" adı altında. Fakat şu gözden kaçırılmış: Çağdaş memur hareketini, dünyadaki çağdaş memur hareketinin bilgi ve deney birfcimi gözardı edilerek sorun yasalarda yapılacak değişikliklerde, personel ya salarında yapılacak değişikliklerde aranmış ve en sonun da jş o noktaya gelmiş ki artık kanun hükmünde kararna melerle sorup çözümlenmeye çalışılır bir hale gelmiş. Kanun hükmünde kararnamelerin bir de özelliği var. Bi liyorsunuz tamamen siyasal iktidarın güdümüne kalmış bir olay. Sorun, Türkiye'nin ekonomik yapısından kay naklanıyor. Bunun için de memur Türkiye'nin ekonomi yapısını değişitirecek boyutta örgütlenmek durumun dadır. Sorun, memurun sorunu, Türkiye'nin sorunundan soyutlanamıyor. Üretim, büyüme bölüşüm değiştirilme dikçe çalışanlardan yana, emekçilerden yana bu soru nun çözümü olanaksız. Sağlık, eğitim, konut, kooperati

B91

fçilik, dinlenme, sosyal güvenlik, spor gibi konular siya sal iktidarın tek yanlı kararlarıyla düzenlenmektedir. Plan yoktur, gerçi işçi sendikaları zaman zaman belli girişim lerde bulunmaktadır ama o da yeterli olamamaktadır. Bizim insanca yaşama aracı olarak nitelediğimiz bu ge reksinmeler üzerinde söz ye karar sahibi olabilmemiz (çalışanların) ülkenin ve kendi yazgımızı bizzat çizebil memiz ancak örgütlenmeden geçiyor, örgütlenme de, demokrasinin olmazsa olmaz kurallarından birisi, düşün ce ve örgütlenme özgürlüğü. Bunların önündeki engellere daha sonra değineceğiz. Bugün gündemimiz işte bu örgütlenme özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü dünyada memurlar açısından 1900'lü yıllarda başlamış ve bugün grevli toplu sözleşmeli sendikal hak dahil örgütlenme hakkı olan bazı ülkelerde bu hakkın tanındığı yıllara deği neyim: Kanada 1967, Norveç 1958, Fransa 1963, Gine 1959, Yukarı Volta 1960, Portekiz 1974. Bu mücadele uluslararası metinler oluşturdu. Türkiye bu metinlerden bazılarını imzaladı. Şimdi TODAİ öğretim üyesi Prof. Dr. sayın Mesut GÜLMEZe sözü vereceğim ve kendileri hem dünya memur hareketinin bu belgelerini hem de bu belge ler karşısında Türkiye'deki yasal durumu, bizlere açık layacaklar.

• Prof. Dr. Mesut GÜLMEZ: Teşekkür ederim. Değerli arkadaşlar, bu panelin düzenlenmesinden 2 gün önce yanılmıyorsam, sayın Çalışma Bakanı İmren AYKUT Avrupa sosyal şartının onaylanmak Özere parlamentoya sunulması ve TBMM İçişleri Komisyonunda görüşülmesi sırasında anayasamızın memurların sendika hakkını ya sakladığını, bû sözcüğün altını çizerek söylüyorum, ya sakladığını ve bu nedenle de şartın örgütlenme hakkı ile toplu pazarlık hakkını güvenceye alan maddelerinin onaylanmak istenmediğini söyledi. Bu tümüyle yanlıştı. Anayasa da.böyle bir yasağın olmadığını biz biraz geci kerek de olsa, anayasanın kabul edilmesinden epeyce bir süre sonra anlamıştık, keşfetmiştik. Bunun acaba anayasanın hangi maddesinde yer aldığının sayın bakan tarafından herhalde açıklanması gerekir. Kamu görevlile rinin örgütlenmesi konusunda dünyada ve Türkiye'de . çok önemli gelişmeler oldu. Türkiye bu gelişmelerin çok gerisinde kaldı. Emeğini ücretle yada aylıkla başkasına kiraya vererek, geçimini sağlayan insanlar, genellikle iki ana çalışma rejimi çerçevesinde çalıştırılmaktadırlar. Ya statü temeline dayalı olarak insanlar çalışmaktadır, ya da sözleşme temeline dayalı olarak çalıştırılmaktadır. Birin cisi tamamen tek yanlı bir çalışma rejimidir; çalışanın düşüncesinin, görüşünün alınması, sorulması söz konu su değildir. Sözleşme ise, iki yanlı, demokratik ve ça lışanların görüşünün de alınması, yolu ile çalışma ilişkile rinin düzenlendiği bir rejimdir. Bu iki rejim, bir tarihe kadar birbirinden kesin çizgiler ile ayrılmıştı az çok. İki ayrı rejim oluşturmanın, kendine göre tarihsel nedenleri vardı, ama 196O'lı yıllara gelindikten sonra bu iki rejim arasında bir yakınlaşma olgusu başladı. Sözleşme rejimi iş güven cesi ile ilgili olarak zaafını gidermeye çalışırken statü reji mi de sendikal haklar yönünden boşluğunu doldurmaya başladı. Sendika hakkı, grev hakkı, toplu pazarlık hakkı, artık, bir zamanlar, kesinkes statü rejimi ile bağdaşa mayacağı sanılan bu sendikal haklar statü rejimi içinde

yer almaya başladı. Şimdi, bugün neredeyiz? Bugün ben size bu hakkın uluslararası dayanaklarından sözetmeye çalışacağım. Türkiye'nin sadece imzalayarak değil, par lamentosundan geçirerek, onaylayarak taraf olduğu ve anayasaya göre de bağlı olduğu bazı sözleşmelere daya narak bu hakkın kamu görevlileri için yasal bir hak ol duğunu anlatmaya çalışacağım. Şunu herşeyden önce bilin ki arkadaşlar, bugün yürürlükte olan ulusal kurallar açısından ister anayasaya bakın ister yasalara bakın, kamu görevlilerine sendika hakkını yasaklayan hiç bir kural yoktur. Ama burada, bu noktada takılıp kalmamak gerekiyor. Çünkü iç hukuk bu açıdan hakkı ne tanımıştır ne de yasaklamıştır. Eğer ulusal kurallar çerçevesinde herhangi bir düzenleme yapılmamış ise, özgürlük rejimi var demektir. Çünkü anayasa hukukunun yerleşmiş yorum ilkelerinden birine göre kuşkulu durumlarda özgür lüğün var olduğu biçiminde yorum yapmak gerekir. Oysa bizde geçerli olan nedir? Hakkın açıkça tanınmamış ol masını yasaklanmaya eş değer sayıyoruz. Bu çok büyük bir yanılgıdır, ve bugün halâ bunun en son örneğini, başta belirttiğim gibi, sayın çalışma bakanı vermiştir ve açıkça hiçbir kural bulunmamasına karşın, anayasanın bu hakkı yasakladığını söyleyebilmiştir. Bu noktayı belirttikten sonra hemen bu hakkın, "sendikal hakların uluslararası dayanakları, kaynakları nelerdir?" konusuna girmek is tiyorum.

Bunun için arkadaşlar, önce bir teknik konuyu açıklığa kavuşturmak istiyorum. Çünkü benim görüşüme göre bugün kamu görevlilerinin sendikal hakları, yasar bir haktır. Bu hakkın hukuksal dayanakları vardır ama bu hak ulusal hukuktan değil, uluslararası hukuktan doğ maktadır. Anayasamız, usulüne göre yürürlüğe giren uluslararası sözleşmeleri, antlaşmaları kanun hükmünde saymıştır. Ardından bununla yetinmemiştir. Bu tür ulus lararası sözleşmeler, usulüne göre yürürlüğe konulursa bunlara karşı anayasaya aykırı olduklar! iddiası ile Anayasa Mahkemesi'ne başvurulmasını da kaldırmıştır. Bir uluslararası sözleşme nasıl usulüne göre yürürlüğe girer? önce TBMM onaylanmasını bir yasayla uygun bulur. Ardından cumhurbaşkanı yine anayasaya göre o sözleşmeyi onaylar ve yayımlar ve dolayısıyla da anaya samıza göre de kanun hükmünde sayılır. Türkiye'nin onayladığı sendika hakkı ile ilgili iki uluslararası belge vardır. Ve sendika hakkının dayanağı bu iki belgedir. Bunlardan birincisi Avrupa Konseyi çerçevesinde 1950'de imzalanan ve Türkiye'nin de 1954 yılında onay ladığı İnsan Hakları Avrupa sözleşmeskJir. kincisi ise bir ILO sözleşmesidir. O da 1950'de onaylanmıştır. Türkiye tarafından 98 sayılı örgütlenme ve .toplu pazarlık hakkı sözleşmesi olarak bildiğimiz sözleşmedir. Bu iki belge sendikal haklan düzenleyen, tanıyan ve bir anlamda bir birini bütünleyen belgelerdir. Ve bugün benim görüşüme göre kamu görevlilerinin sendikal haklarının hukuksal dayanağı bu iki belgeden oluşmaktadır. Şimdi kısaca bunların içeriğinden söz ederek çerçevesini çizmeye çalışayım. İnsan Hakları Avrupa sözleşmesi aslında sos yal hakları tanıyan güvence altına almak isteyen bir belge değildir. Siyasal hakları, daha çok geleneksel kla sik hakları tanıyan ve ortak güvence sistemine almayı amaçlayan bir belgedir. Çünkü sosyal haklarla ilgili ola

ELEKTRİK MÜHENDÎSUĞ1 368/369

rak o yıllarda Avrupa Konseyi üyesi devletler arasında ortak anlayışa ulaşılamamıştır ve o konunun bir başka belge ile düzenlenmesi istenmiştir. Ve o belge de 196O'lı yıllarda kabul edilmiştir ve işte bugün parlamentoda onaylanmak üzere olan Avrupa sosyal şartı, sosyal hak ları düzenleyen Avrupa Konseyi'nin ikinci önemli belgesi dir. İnsan Hakları Avrupa sözleşmesi bir maddesinde çı karlarını korumak ve savunmak için herkese sendika kurma ve sendikalara üye olmak hakkı da dahil olmak üzere örgütlenme hakkını tanımıştır. Demek ki ilkece bu hak hiçbir ayrım gözetmeksizin çalışan çalışmayan ayrımı gözetilmeksizin herkese tanınmıştır. Ancak sözleşme 2. fıkrasında bazı kamu görevlileri açısından kısıtlamalar konulabilmesine olanak tanımıştır. Bunlar da silahlı kuvvetler ile polis devlet yönetimi üyeleridir. Onun ötesinde bu hakkın başka birçok nedenlerle ve başka birçok koşullara da uymak koşuluyla kısıtlanabilmesine yine olanak vermiştir. Çünkü bu neredeyse 40 yıl önce bağıtlanmış kabul edilmiş bir sözleşmedir ve Avrupa Konseyi üyeleri bugün bu sözleşmenin çok üstünde sen dkal hakları gerçekleştirmişler ve uygulamaya aktarmış lardır. Bu istisnalar bugün ne silahlı kuvvetler, ne polis, ne de devlet yönetimi üyeleri için üfcemiz açısından geti rilmiş değldir. İnsan Haklan Avrupa sözleşmesi kısıtlan masına olanak vermiş olmasına karşın bugün yürürlükte olan ulusal kurallar açısından ne silahlı kuvvetler için, ne polis için, ne de kamu görevlilerinin tümü için sendika ya sağı yoktur, dolayısıyla insan Hakları Avrupa sözleşmesi açısından kamu görevlilerinin sendika hakkı doğmuş du rumdadır, ikinci belge ILO'nun 1949'da kabul ettiği ve Türkiye'nin de 1951 yılında onayladığı 98. sözleşmedir. Bu sözleşme temelde örgütlenme hakkını işverenden ge lebilecek saldırılara karşı güvence altına alır. Bir de bi liyorsunuz 87 sayılı sözleşme vardır, Türkiye'nin bir türlü onaylamaya yanaşmadığı. O, sendfca hakkını ve özgür lüğünü devlete karşı korur, 98 ise işverene karşı korur, ister özel işveren, ister kamu işvereni olsun. Birinci işle vi budur. Örgütlenme hakkını, kısacası eksitsiz biçimde korumayı amaçlayan bir belgedir 98. Ama 98in bir başka önemli özelliği de gönüllü ve özgür toplu pazarlık hakkını güvence altına alan bir belge olmasıdır. Çalışma koşul larının çalışanlarla ve çalışan örgütleriyle toplu pazarlık hakkını Toplu iş sözleşmeleri aracihğıyla belirlenmesini bu yöntemin özendirilmesin) geliştirilmesini ve yaygın laştırılmasını sağlayıcı önlemler alınmasını öngören bir belgedir. İşte bu iki belge arkadaşlar kamu görevlilerinin sendikal haklarının uluslararası hukuktan doğan kaynak larıdır, dayanaklarını oluşturmaktadır. Şu noktayı hemen açıklamak isterim ki çok önemlidir, 98 sayılı sözleşmenin bir maddesi bizim onay yasasında yanlış çevrildiği için, yanlış anlaşılmaya elverişlidir. Sanki sözleşmeye bakar sanız bu sözleşme bütün devlet memurlarını kapsamı dışında tutmuştur ve dolayısıyla benim biraz önce bu. sözleşmeyle ilgili olarak yaptığım açıklamalar devlet me murları açısından geçerli değildir; sadece işçiler açısın dan geçerlidir inancı doğabilir. Sözleşmenin bu konuda İngilizce ve Fransızca orijinalleri arasında bir tutarsızlık vardır. ILO'nun denetim organları bu tutarsızlığı gördükle ri için yorumlarını 35 yıldan beri İngilizce metne bakarak yapmışlardır ve dediğim doğrultuda sözleşme olmadığını

sadece üst düzeyde kamu görevlilerini kapsamı dışında tutan; kamu gücü organı olarak davranan, sayısı son de rece sınırlı olması gereken kamu görevlilerini kapsamadı ğı yolunda yorumlamışlardır ve uzmanlar komisyonunun bu görüşü Mart 1989 tarihli raporuna da Türkiye'yle ilgili olarak girmiştir. 89 Mart raporunda uzmanlar komisyonu Türk hükümetinden açıklanmasını, istemiştir ve onun da ötesinde bununla ilgili bütün yasaları, yönetmelikleri, mevzuatı bana gönder demiştir, ILO'nun en yetkili dene tim organı. Dolayısıyla açıkladığım bu görüşler bugün Tür kiye'yle ilgili olarak Türkiye'nin onayladığı 98 sayılı sözleşme çerçevesinde ILO gündemine girmiştir ve belki de önümüzdeki günlerde uygulama komisyonunda bu ko nuda hükümet, ilk yanıtını verecektir ve ilk sorgulamasını' ILO denetim organı önünde .geçirecektir. Onun için kamu görevlilerinin sendikalaşması ve gönüllü toptu pazarlık haklarından yararlanması sorunu bugün sadece bu yaptı ğımız panellerle ulusal gündemde yer almakla kalmamış tif, uluslarası gündeme de girmiştir. Teşekkür ederim.

• Musa ÖZDEMİ R: Sayın Gülmez'e teşekkür ediyoruz. Toplantımıza gelen birkaç mesaj var. Bunlar dan bir tanesi son derecede anlamlı, önce okuyayım. Kamu Personeli ve Sendikal Haklar Paneli tertip komite sine. Mesaj uzun ama özetlendi. 80 öncesi Türkiye'de kamu personeli olarak çalışan ve tüm çalışanlarla bir likte sağlık emekçilerinin demokratik sendika hakkı için aktif savaşını yürüten bu nedenle yurt dışına çıkmak zo runda bırakılan bizler, sınırlı olanaklarla zor koşullarda gerçekleştirdiğimiz ve kamu çalışanlarının demokratik sendika hakkı savaşımında önemli bir köşe taşı olacağı na inandığımız panelinizden duyduğumuz kıvancı önce likle belirtmek isteriz. Kamu çalışanlarının bu forumundan Türkiye demokrasi güçlerinin önemli kazanımlar elde edeceğine olan inancımızı bir kere daha belirtir, ortak sa vaşımınızda sonsuz başarılar dileriz. Hasan Fehmi Mavi, Ramis Doğan, Ahmet Demirel, Faik Y ılmaz.

Türk hemşireler derneği genel başkanı sayın Lalezar Mürşit Pınar*ın bir mesajı var Kamu çalışanlarının sendi kal örgütlenmesi gibi önemli bir konudaki harcadığınız saygın çabaları başarı dileklerimle selamlar, saygılar su narım.

Türk lş Genel Eğitim Sekreteri ve sağlık iş sendikası genel başkanı sayın Mustafa Başoğlu da bir mesaj göndermişler. Kamu kesiminde çalışanların sendikal örgütlenmesi sendikamızın kuruluş amaçlarından olup 196"1 yılından beri bu konuda yoğun bir mücadele verdik. Kamu kesimi çalışanlarının bu hakkı elde edemediği sü rece sorunlarına kesihlM» kalıcı çözüm getirmesi müm kün değildir. Bu amaçla kuruluşlarınızın başlattığı çalış maları gönülden destekliyoruz. Ankara dışında olaca ğımdan aranızda bulunamayacağım için üzgünüm, başarı dileklerimle saygılar sunarım. Bir mesaj daha var. Tüm kamu kesimi çalışanlarının örgütlenme ve sendikal mü cadelesinde birlikteliğini, gerekliliğini kanıtlayan ve da yanışma yolunda atılan bu ileri adımı tüm içtenliğimizle destekliyoruz. Panelde dile getirilen görüşlerin ivedilikle hayata geçirilmesini diliyoruz. Teknik sağlık mensupları derneği. Türkiye'de memur sendikalarının geçmişini ya kından bilen teknik elemanlarının örgütlülük deneyimini

ELEKTRİK MÜHENDİSLİĞİ 368/36»

yaşamış olan, teknoloji örgütlenme ilişkilerininin içinde bulunan ve bugünü çok iyi yorumlayabilecek bir dostu nuz şimdi size hitap edecek, Türkiye M.M.O.B. eski genel başkanı ve teknik elemanlarının bir anlamda dili, sesi sayın Teoman öztürk.

• Teoman ÖZTÜRK: Bu panelin konusu sendikal örgütlenme diye geçiyor. Bana göre sendikal haklar mü cadelesi olmalı idi. Yahut da daha genel anlamda haklar mücadelesi olmalı idi. Çünkü yok, sendikal haklarımız yok. işçiler için bile son derece kısıtlı ve baskı içinde geçen günleri yaşıyoruz, görüyoruz. Bunun için dünyada ve ülkemizde de oldukça eskilere dayanan bir sendikal mücadele tarihi var. Bu yanına fazla değinmeyeceğim ama bu hakkın elde edilmesi isteniyor ise varolan hak ların, sendikal hakların korunup geliştirilmesi iyileştiril mesi isteniyor ise bunu isteyenler bu tarihi, bu geçmişi yakından izlemek, bilmek, öğrenmek ve değerlendirmek durumunda olmalıdır. Benim bildiğim kadarıyla Türkiye'de bu konuda oldukça büyük bir birikim, bir pratik ve olduk ça çok sayıda kaynak var. Bu toplantıda bana düşen görev, teknik elemanların bu konudaki çabalarının geç mişin* bir bakmak, bazı görüş, düşünce ve önerilerini dile getirmek olacaktır.

Bilinen çok genel bir deyiş var: Hak verilmez, alınır, diye. Bu, sendikal alan içinde böyle her alan için de böyle. Çünkü güçlü ve örgütlü olarak bileğin hakkıyla alınmayan haklar, bir dönem sonra ilk fırsatta bunu veren, kar şılıksız veren efendiler tarafından ilk fırsatta geri alın maya çalışılmakta ve zaman zaman da alınmaktadır. Benim gibi 50 yaşlarına varan kuşak Türkiye'de 10 yıllı dönemler yaşadr>Bu 10 yıllar insanları bugün çok aktif bir biçimde ya da yoğun bir biçimde tariflendiği gibi müca deleden alıkoymuyor. Bir inancımı vurgulamak istiyorum. Türkiye'de her 10 yılın sonu bir evvelki 10 yılın sonunda daha geride olmamıştır. Ama suskunluklar yaratılıyor, örgütler dağıtılıyor, kapatılıyor ama yaşam devam ediyor. İnsanlar daha çok bilinçleniyorlar, daha çok deney sahi bi oluyorlar, daha düzenli örgütlenmeler yapabiliyorlar, bu kesin inancım. Bu rakamlarla da saptanabilir, nicel, nitel gelişmelerle de saptanabilir. Bakın 1960 yıllarında Türkiye'de sosyal mücadelelerde, toplumsal mücadele lerde yer alan insanların sayısı zannediyorum 1000 1500'ü geçmiyor/Hapishaneye girenler, çıkanlar falan. Bu 12 Eylüi'den sonra bunların sayısı resmi rakamlara göre 125000'i geçmiş. Bugün burada konuşmacılara bakıyorum, tabii kendimede, ve dinleyicilere de bakıyo rum önemli bir özellik gösteriyor, bu topluluk. Büyük bir çoğunluk aydınlar, küçük burjuvazi soyundan geliyoruz. Bilindiği gibi küçük burjuvazi uzun yıllar boyu bıçak sırtında yürümüş ve zor yürümüş aslında, dengesini kay bettiği anda ya sağa ya sola düşebiliyor kolaylıkla. Buna ne derseniz deyin, bu ayrımlarda aydınlara sola düşmek gibi önemli bir görev düşmüş. Bu savaş yada mücadele anlayışının başında bana göre örgütlenme geliyor. Örgüt lenme çabaları ve anlayışına sahip olunması geliyor. Tür kiye'de bilinebilen ilk sendikal haklar belgesine tahmin ediyorum, yanılmıyorsam Çini iş kolunda, Kütahya civan da 1600 1700 yılları arasında rastlanıyor, ilk toplu sözleşme anlayışı işçilerle işveren arasında yapılan. Ara

dan yıllar geçiyor. Sendikalaşma yani ekonomik ve de mokratik haklar savaşımı bir türlü gelişemiyor. Bu yalnız bize has bir iş değil, birçok ülkede böyle. Türkiye insan larının bir çoğu 1960'dan sonra okuma ve öğrenme şansı na kavuşmuşlar. Çünkü kitap girmeye başlamış. Araştır ma olanakları gelişmiş, çok geç olmasına rağmen bir mü cadele anlayışı gelişmiş ve birikim başlamış. Bir yandan okumaya çalışıyor bir yandan araştırmaya öğrenmeye çalışıyorlar. Ama kolay değildi 100'lerce yıl okumaktan ve bilgilendirilmekten mahrum bırakılmış bir toplumda her şey o kadar istenildiği gibi çabuk ve hızlı gelişemiyor. Kaynaklar sınırlı. Yukarıda belirttiğim bu 10 yılların so nunda ülkemizdeki egemen azınlığın korkusu olan bir temel sorun ortaya çıkıyor. Bu örgütlü çalışan güçler kor kusu. Bugünde sürüyor. Şimdi bizim atanımızda, yani teknik eleman alanında sendikal hak mücadelelerinin yakın geçmişine ve örgütlenmelerine kısaca bakmaya çalışalım. Daha 1974'lerde yapılmış bir araştırmaya göre kamu personelinin sendikalaşma hakkı bulunmayan 3 ülke var dünyada. Şimdi onlar ne durumda bilmiyorum. Türkiye'de hala var. 12 Mart 1971'de askeri darbeden önce kamu personelinin sendikal hakları vardı; Tür kiye'de öncelikle öğretmenlerin sendikası TÖS gibi, tek nik elemanların sendikası TEKSEN gibi. Bunlar toplu sözleşme, pazarlık hakkı olmayan güdük sendikalaşma lardır. Önemli işler yapıldı ama 12 Mart 71 ile 12 Eylül 80 arasında tüm çalışanlar gibi teknik elemanların da geç mişin deneylerini değerlendirerek sendikal hak almak mücadelesinde yoğun çalışmalar yaptıkları bir dönem oldu. Türk Mühendisleri ve Mimar Odaları Birliğinin öneri ve katkılarıyla 13 Nisan 1974'de 1. Jürkiye teknik eleman kurultayını topladı. Bu kurultay 150 bin teknik elemanı temsil eden meslek kuruluşlarının, 25 35 arasında değişen kuruluşun katkılarıyla gelişti ve 75 de 2. si 76'da 3. sü yapıldı. Çok çeşitli konular var tartışılan konular içinde, beyin göçü,, sendikal haklar var, teknik elemana uygulanan statünün eleştirisi var. O dönemlerde az ol makla birlikte, sendikalı teknik elemanlar da vardı. Örneğin Hacettepe Üniversitesinin bir işyeri olan "SİSAT 'da" Sosyal lş'e bağlı teknik elemanlar greve gitmişlerdi. Örneğin İstanbul'da bir firmada teknik elemanlar greve gitmişlerdi. Örneğin Mersin Soda Fabrikası'nda Petkim lş üyesi işçilerin greve gitmesi üzerine, Mühendis ve Mi marlarda sendikalı olmadıkları halde büyük bir çoğunluk la, bu direnişi desteklemek için patronun taleplerini red dederek işçilerin yanında greve, katılmışlardır. Az sayıda olmakla beraber böyle deneyimlerimiz var. Bu tür sendi kal hakları elde etme yolundaki çalışmanın önemli ve çarpıcı örneği Türk Müh. ve Mimarlar Odasında yapılan bir çalışmada var. O dönemde, boyuna baskı ve saldırılar vardı, çalışanlar üzerinde yoğun siyasi kargaşa vardı, ideolojik sorunlar vardı. Bu saptamadan yola çıkan Türk Müh. Mimarlar Odası yönetim kurulu bir eylem programı yaptı kendisine. Bu 29 Haziran 79'da başlayıp, 19 Eylül 79'da sona erecek bir eylem programıydı. Bu programda 3 5 kente, mühendis mimarlar toplanıp bir araya gelip so runları saptamak, neler yapacağımızı saptamak üzere dağıldık. Türkiye üzerinde kentlere gittik ve o program o tarihte bizim amacımızın çok üstüne çıktı. Bir takım toplu çalışmalar, programlı çalışmalar başlatıldı. Bu bizim um

duğumuz şeyin üstündeydi bir, ikincisi kitlemiz mühen disler, mimarlar, çoğu toplantılara işçiler, tesisat üyeleri, memurlar, öğretmenler ve kuruluşları da katıldılar, görüş lerini belirtip önerilerde bulundular, konuştular, tartıştılar. Bizim umduğumuzu aşınca, o programda değişiklik yap mak zorunda kaldık. Niye daha aktif şeyler yapmıyorsu nuz diye zorladılar. Bu üzerine yine bir Türkiye çalış masından, bir kaç ay süren çalışmadan sonra 19 Eylül günü Türkiye'de tüm mühendis mimarlar Türk lş ve DİSK

haklarını savunmak için. Eğer böyle yola çıkılır ise yuka rıda değindiğim bu husustaki yorumlarla katılınır ise ben Türkiye'de genel anlamda yol alınacağına inanıyorum.

• Musa ÖZDEMİR: Bugün Türkiye' de düşünce ve örgütlenme özgürlüğü alanındaki kısıtlamalardan en çok etkilenen kesimlerden biri öğretmenler, öğretmenlerin geçmişinin ve bugünün güncel sorunları ve somut çözüm önerileri konusunda sözü Mustafa Atasoy'a veriyorum.

de dahil olmak üzere çeşitli kuruluşların desteğini ve üyelerini de kapsamına alarak bir günlük işi bırakma ey leminde bulundu. Bunu şunun için anlatıyorum, örgütlü mücadele olduğu takdirde, haklar doğru tesbit edildiği takdirde Türkiye'de bir takım şeyleri yapma olanağı hala var. önümüzde yine zor günler var gibi geliyor bana. Gerçi insanlar suskun, bastırıldı, sindirildi falan gibi şey ler deniyor ama ben o görüşlere pek katılmıyorum. Şimdi

• Mustafa ATASOY : Değerli arkadaşlar Türkiye öğretmenlerinin köklü bir örgütlenme geleneği vardır. Tür kiye öğretmenleri bunun daha da ötesinde örgütlenme mücadelesinde öteki kamu görevlilerine kamu çalışan larına örnek olmuş, öncülük etmiştir. Bu nedenle öğret menlerin örgütlenme mücadelesinin geçmişi belki bugün kü kamu çalışanlarının örgütlenme mücadelesine de ışık tutacaktır. Ben önce çok kısa olarak Türkiye öğretmenle

bu zor günler var dedik önümüzde, ne yapacağız? Ne rinin örgütlenme mücadelelerinin geçmişinden söz ede yapmalıyız? Birkaç insan ve düşünceden söz etmek is ceğim. Bilinen ilk öğretmen Örgütü 1908 de devrimden

tiyorum. Hipatiyal diye bir kadın duydunuz mu hiç? Hipa sonra kurulmuş bulunan Encümen i Muallim'dir. Bu ce

tıyal: Dünya'nın ilk kadın matematikçisi. Babasının ve o miyet ya da bu dernek Muhafaza ı Hukuku Muallimin Ce

zamanki ünlü birkaç matematikçinin eserjerinj, görüşleri miyeti adıyla daha sonra kurulan bir başka dernekle bir

ni, haklarım, insan haklarını savunduğu için yakalanmış. leşerek Cemiyet i Muallimi yani öğretmenler derneğini

Bu 370 415 yıllarından sonra yaşamış bir kadın matema oluşturmuştur. Edime Trakya dolaylarında 1911'de önlü

tikçi ve hak savaşı yüzünden bireyselde olsa pek çoy * eğitimci Nafi Atıf Kansu'nun öncülüğüyle Naffili Muallimi

şeyler vermiş, çünkü derisi midye kabuğuyla kazılarak adıyla bir başka dernek daha görülüyorsa da bu derneğin

öldürülmüş bu matematikçi. Bunun gibi yüzlercesi var, işleyişi hakkında eğitim tarihçileri öğretmen örgütünün

ama bu bir örnek. Bir İtalyan düşünürü Jovanni Piko tarihine ilgi duyanlar pek bir şey söyleyememektedirler.

diye; bu da 1688 1744 yılları arasında yaşamış; "İnsanlar İlginç bir dernek, öğretmen sorunlarıyla falan ilgilenme kendi tarihlerini kendileri.yaparlar", diyor. Bir Alman miş, belki, öğretmenleri birarada tutmak amacıyla kurul düşünürü var; Fichte 1762 1814 yflları arasında yaşa muş. 8 Mart 1918'de İstanbul Türk Ocağı'nda, Türk mış. Tarihin amacı diyor, usa ve özgürlüğe doğru yüksel Ocağı merkezinde kurulan bir dernek var. O dernek öğ mektir. Bu amacı gerçekleştirmek için bir çocuk saflığın ' retmenler demeği adıyla kurulmuştur. Tüzüğünde öğret dan yola çıkan tarih, yılanlar içinden geçerek kutsallığın menlerin tanışmalarını sağlamak, öğretmenlerin haklarını

özgür alanına mutlaka kavuşacaktır. Bir de, bir atasözü "korkunun ecele faydası yoktur." Bu laf iki yönlü de kul lanılabilir. Birisi egemen sınıflar için. Onlarda korkuyor lar, örgütlü güçlerden korkuyorlar, insanların bir arada davranmalarından korkuyorlar, mücadelesinden kor

' savunmak, eğitimin yükseltilmesine katkıda bulunmak amacıyla kurulmuş. Bu derneğin ilginç bir serüveni var. O sıralarda 1920'lerin fonlarıyla 1921'lerin başlangıçlarında ilkokul öğretmenlerine aylıkları verilmiyor, ilkokul öğret menleri greve gidiyor. Gerçekten ilk öğretmen grevi

kuyorlar. Birde çalışanlar açısından. Onlarda korkuyor budur, öğretmenlerin, yani ilkokul Öğretmenlerinin büyük

lar. Niye korkmasınlar ki? örgüt yok, örgütlü mücadele bir bölümü de bu örgüte üye, ama örgüt çok geniş bir

yok. Bu kadar kötü giden, bu kadar yüzsüz politikalar iz sayıda üyesini oluşturan bu hareketi desteklemiyor.

leyen bir iktidar döneminde bana göre bir süredir, bu Desteklemediğini de gazetelerde açık bir biçimde duyu

kadar suskunluğun bir anlamı olmalıdır, şimdi toparlaya ruyor. İşte bu öğretmenler derneğinin zayıflamasının gi

cak olursam: Bir, bu korku yenilmeli; iki, örgütlenme çok derek yaşamını yitirmesinin temel nedeni bu. Sonra ilko

yönlü yapılmalı. Sendikalarla iş birliği, kurmakla başla kul öğretmenleri yeni bir dernek kuruyorlar: Mekatip i

malı. Biraz evvel, eğer doğruysa söylediği, Başoğlu'n Iktidayı Muallim Demeği. İlkokul öğretmenlerinin yeni bir

dan bir mesaj geldi, umarım doğrudur. Doğru olması iyi dernek kurmaları üzerine, ilkokul öğretmenlerinin grevini

olur. Onlarla da ilişki kurarak tüm çalışanların birarada desteklemeyen dernek yanlışını anlamış olacak, birleş

davranışıyla bu örgütlenme mücadelesine bir hız kazan me öneriyor. Ama onlarda yani yeni kurulan ilkokul öğret

dırmak lazım. Bu anlayışla iş yeri düzeyinde başlayan ör gütlenmeler başlangıçta Teoman'ın da değindiği gibi tek nik elemanlar kurultayı, öğretmenler kurultayı gibi şeyler ama mutlaka çalışanları da ele alarak, biraz da korkuyu bir yana atarak sürdürmek zorundayız. Ancak böylece başarıya kavuşma şansı var. Demin söylediğim gibi siya si koşullar, şartlar ve dönemin şartları. Bir de son olarak böyle bir mücadeleye girerken nüans gerekiyor, bilinç gerekiyor, kararlılık gerekiyor, inat gerekiyor, hakları sa vunmak için her şeyi yapmak gerekiyor, çalışanların

menleri derneği de şiddetle reddediyor. Türkiye öğret menlerinin ilk merkezi örgütü Muallimler Birliği'dir. Muallimler Birliği 6 kurucu üyeden oluşuyor. Birisi bayan. O zamanın gazetelerinden birisinde bir bildiri yayınlıyor lar. Çok ilginç bulduğum birkaç satır okuyacağım sizlere bu bildiriden izin verirseniz. "Türk tarihi, öğretmenlerin den harekete geçmesini bekliyor, Kurtuluş Savaşı yılları öğretmenlerinin harekete geçtiği gündür ki Türkiye 2 0 . yüzyıla layık olma hakkını elde edecek, ulusal devrim ve bağımsızlık savaşı bir kere daha güç bulacak ve ölüm

ELEKTRtKMOHENDlSLtĞl • 368/369

süzleşecektir. Çağdaş bir toplum olarak yaşamak is TÖS'ün kapatılmasının gerekçeside çok ilginç. Ona da

teyen devrimci Türkiye yaşamasını sürdürmek için ih dikkatinizi çekmek istiyorum. Deniliyor ki; bu sendika

tiyaç duyduğu çağdaşlığa ve devrimciliğe ters düşen ama grev hakkı yok. Grev hakkı olmadan da sendika

ölmeye mahkum bütün yanlış ve boş inançları devirecek olmaz. Bu bir kuruluştur zaten. O nedenle bunu yasak

ve bunun yerine doğunun ve batının uluorta kokuşmuş layalım. Böylece öğretmenlerin elinden örgütlenme

alışkanlıklarını değil, ulusal kültürüne uyan yeni kurum hakkını almış olmayız: Zaten öyle birçok yoktur, grev

larını kuracaktır." deniyor. Evet bu bildirinin sonunda da hakkı yoktur. TÖB DER tabii sendika değil ama gerçek

öğretmenler Kurtuluş Savaşını desteklemeye çağrılıyor. Bu bildiri gericilerin tepkisine yol açıyor. Konu meclise geiiyor, soru önergesini veren miHetvekili de ilginç bir mil letvekil. Afyon milletvekili; İmam. Diyor ki; Türkiye öğ retmenler Birliği çok uzun bir bildiri yayınlamış, Fransız devriminden, Rus Devriminden, Mandan, yeniliklerden, devrimlerden, eski kurumların yıkılmasından söz edildiği halde tek sözcükle Müslümanlık söz konusu edilmemiş. Bu demek, üstelik diyor, bir bayan öğretmeni de kurucu üye olarak almış. Nasıl olur? Bir bayan erkekle birlikte

ten ürkütücü eylemler yapıyor. O eylemler nedeni ile TÖB DER'in de kapatılması gerekir. 12 Eylül işte demok ratik kurultayın, yürüyüşlerin; kitlelerin desteğini, aktif desteğini kazanan, kitlelere gerçekten demokrasi bilinci aşılayan eylemlerin yapılması nedeniyle oluyor. Ve çok ilginçtir arkadaşlar, 12 Eylülden sonra özel olarak örgüt lenmeleri yasaklanan tek kamu çalışan kesim öğretmen dir. İşte 2908 sayılı dernekler yasasının 4. maddesinde özel olarak öğretmenlerin örgütlenmeleri dernek kurma ları yasaklanmıştır. .

aynı dernekte bulunabilir mi? Bu dernek yasal. Derneğin onursal başkanı Mustâfa Kemal. Derneğin üyeleri M. Kemalin yakın çevresi, ünlü eğitimciler, ulusal Kurtuluş Savaşına eylemli biçimde katılmış, emperyalizme karşı direniş örgütlerini öncülük ederek desteklemiş, içinde bulunmuş kişiler. Böyle ünlü insanlar ama o kuşaklarda bile demeğe mevcut iktidar sanıldığı kadar güçlü bir biçimde sahip çıkamıyor. Demeğin kuruluşu yasaldır, de niliyor, demeğin yasa dışı bir tutumu yoktur, deniliyor. Ancak Ankara Valiliği deniliyor Bayan öğretmenlerle erkek öğretmenlerin bir dernekte bulunmasını uygun gör mektedir. Ordan öyle bilgi aldık diyor. Şimdi arkadaşlar, bunu şunun için anlattım öğretmen örgütlerine tepkiler hep bu nedenle oluşmuştur. Bu örnek çok ilginç bir

öğretmenler neden örgütlenmelidir? Kamu çalışanları neden örgütlenmelidir? son yıllarda satın alma güçleri yarıdan da fazla düşmüş, baskıdan adamaklı yılmışlar, hiçbirşey söyleyemez durumdalar. Ağır sorunların üste sinden tek başımıza gelemeyiz. Birleşmemiz, grevli, top lusözleşmeli sendikalarda örgütlenmemiz gerekiyor. O . sendikaların kurulması yasa) hakkımızdır.

Hatta İnsan Hakları Beyannamesinde de belirtilmiştir. Bu hakları vatandaşlarına tanıyacağına dair Türkiye, Helsin ki sonuç belgesinde söz vermiştir. Güvence altına ala cağına söz vermiştir. Helsinki sonuç belgesi de iç huku kumuzdaki yasalar gibi uygulanmak zorundadır. Bu konuda Danıştay'ın 1968'de aldığı bir karar da vardır.

örnektir. Belki öğretmen örgütlenmesine neden karşı çı • M usa ÖZDEM İ R: Sayın Atasoy'a teşekkür

kıldığını, neden bu kadar ısrarla, şiddetle karşı çıkıldığını ediyoruz. Ankara Tabip Odası ilginç bir serüven yaşadı.

açıklığa kavuşturan bir örnektir. Eğer öğretmen örgütleri Daha doğrusu Türk sağlık emekçileri son dönemde ilginç

nin döneminin ilerici siyasi hareketlerini desteklememiş ' bir serüven yaşıyor. Sağlık personelinin, Türkiye'nin gün ı

olsaydı halkın yanında, halkın mücadelesinin yanında deminde olan sendikal örgütlenme konusundaki düşün

yer almamış olsaydı o mücadeleye omuz vermemiş ol celer, bugün yapılması gerekenler, atılması gereken

saydı, çıkar çevrelerinin ekmeğine yağ sürecek şekilde somut adımlar nelerdir? Bu konudaki görüşleri de sayın

davransaydı hiç kimse inanın onlarla uğraşmayacaktı. doktor Ata Soyer dile getirecek.

Kimse ne TÖS'ü ne TÖBDEFTı kapatamayacaktı. Evet • Ata SOY ER: Teşekkürler sayın Özdemir. Ben bir Türkiye öğretmenlerinin ikinci merkezi örgütü bildiğiniz iki şeye değinerek başlamak istiyorum sözlerime. Burda

gibi Türkiye öğretmen Demekleri Milli Federasyonu'dur. sadece Ankara Tabip Odası adına değil, tüm sağlık per

Bu örgüt 20 yıl kadar yaşamış. Ik 10 yılında pek ilerici, soneli adına konuştuğumun altını çizmek istiyorum. Ta

demokrat bir tavır takınamamış. Kitlelerin gereksinimleri rihçe konusunda ve hukuki konuda arkadaşlarımız, ho

ni karşılayacak bir eylem, plan oluşturamamış, o tür a calarımız yeterince bilgi verdi. Bugün ne yapabiliriz,

dımlar atamamış bir örgüt. O nedenle bölgesel öğretmen bugün hangi noktadayızdan başlamak istiyorum, önce

demekleri kurulmaya başlamış. İşte Ege bölgesi köy öğ likle sağlık personeli; diğer çalışanlardan daha sonra

retmenleri demeği. Göller bölgesi köy öğretmenleri der ayrıcalıklarını yitirmeye başladı. Ve bu ayrıcalık yitimi,

neği, Marmara bölgesi köy öğretmenleri derneği gibi. sanıyorum seksen sonrası hızlı bir şekilde cereyan etti.

TÖS'ün desteklediği ve her öğretmenin onur duyması ge Bugün bildiğimiz nesnel süreçler sonucu sağlık persone

reken bir takım eylemler var. Biliyorsunuz bunların en lini; ücretli kendi emeğiyle çalışan, özekle çalışan insan

başında grev hakkı olmadığı halde 1969 yılında 4 günlük lar ve işveren sağlık personeli diye ayırabiliyoruz. Bunun

boykot yapılmış olması, Devrimci eğitim şûrasının top lanmış olması, hayat pahalılığına, faşizme karşı kitleleri bilinçlendirmek, kendi kitlesini öncelikle bilinçlendirmek için toplantılar düzenlemesi, yürüyüşler düzenlemesi, bu örgütün başlıca eylemlerinden. O nedenle Kayseri'de TÖS en leri, en militan unsurları yıkılarak çözeltilmesi is tendi. TÖB DER'de TÖS kapatıldıktan sonra kuruldu, önce TÖB (Türkiye öğretmenler Birliği) olarak kuruldu.

ne önemi var örgütlenmede? Şu önemi var: özellikle için de bulunduğumuz Oda benzeri örgütlenmelerde bu üç çıkar grubunun çıkarlarının temsil edilmesi sorunu günde me geliyor, özellikle ilk kuruluş aşamasında özel çalışan hekimlerin, özel çalışan sağlık personelinin çıkarlarını sa vunma anlayışıyla gündeme gelen Oda tipi "lonca" tipi örgütlenmeler artık, o niteliğini yitirmeye başlamıştır. Daha çok ücretli hekimlerin, emeğiyle geçinen hekimlerin

ELEKTRİK MÜHENDİSLİĞİ 868/369

giderek örgütlerinde ağırlığını koymalarıyla, bu örgütlerin bir nitelik değişim süreci içine girdiğini görüyoruz. Bir diğer olay özellikle Mesut Bey'in belirttiği hukuki yan... Sanıyorum bu hukuki saptamadan sonra örgütler; neler yapacakları konusunda, çok somut noktaları önlerine koymaları gerekiyor, özelde çalışan sağlık personeli için sendikalaşma konusunda bir engel yok. Ve bu konuda; hem eğitimci arkadaşlarımızın hem teknik personelin şöyle bir farklı avantajı yar. Bu alanda örgütlü sendikalar var, ve sanıyorum. Teoman Bey'in de biraz önce vurgu ladığı Mustafa Başoğlu örneği ile, daha evvel bu konuya yeterince duyarlfk göstermedikleri halde, şu anda daha duyarlı görünmeleri, bizim için bir avantaj olabilir. Sağlık personelinin şu anda, yaklaşık % 50'si sendikalı. Diğer geriye kalan % 50 ile (özelde çalışan % 50 ile) SSK per sonelinin toplamı 22000 civarında bir potansiyel oluştu ruyor. Bu 22000 kişinin ya tek başına ayrı bir sendika kurma ya da mevcut Sağhk lş yada, Tüm Has lş çevre sinde birleşme olasılığı var. Y ani önümüzdeki sıcak gün demden birisi bu. kincisi, kamu çalışanları meselesi var, kamu çalışanları sendikası... Sadece sağlık personelinin sorunu olmadığını hep beraber göndük. Kamu çalışanları ya tek bir merkez çevresinde sendika kuracak ya da kamu çalışanları mevcut hukuki boşluğu yarmak için bir hukuki harekata başlıyacak. Nasıl olabilir? Sanıyorum mücadelelerle pekişen bir potansiyelin sembolik anlam da sendika için müracaat etmesi gündeme gelebilir. Bizim aklımızdaki önerilerden bir tanesi bu. Asıl vurgula mak istediğim nokta; burada kitle örgütlerinin yada mev cut içinde bulunduğumuz örgütlerin, sendikalaşma an lamında jje yapacağı... Eğer biz tabela örgütü anlamında sendika istemiyorsak; bir mücadele örgütü olarak sendi ka istiyorsak; onun koşullan şu andan başlamıştır veya sürmektedir. O zaman bizim bir anlamda sendika fetişiz mi yapmamızın çok fazla bir anlamı yok. Eğer elimizde bulunan mevcut kanalları, mevcut olanaktan iyi işletebi lirsek, sendika gibi davranabilmenin yollan açık ülkemiz de. Oraya geçmeden önce siyasal süreçle ilgili bir sapta ma yapmak istiyorum. Ülkemizde siyasi sistem bildiğiniz nesnel temeller çerçevesinde bir bunalım yaşamaktadır ve bu bunalımın yapısal olduğunu hepimiz kabul ediyo ruz. Bu bunalımın en önemli yanı bizler açısından hak arama mücadelesi kanallannın sistemin bunalımını arttır dığı gerekçesiyle; ya çok tıkalı olması, ya da tamamen kapalı olmasıdır. Ancak depofitizasyon diye tanımladı ğımız bu sürecin kırılmasını da birlide yaşıyoruz. İşte bu kırılma sürecinde kitle örgütlerine düşen görev bu depoli tizasyonu kırarken, kitleselleşme perspektifini ihmal et memek ve sanıyorum son işçilerin olayları, son sağlık personelnin olayları, bu bize kapanan kanalların teker teker çatlamaya başladığının göstergesidir. İşte bu açı lan kanallardan mümkün olduğunca diğer kamu çalışan ları ve diğer çalışanların yürümesi hak alma mücadele sinde sendikalaşma mücadelesinde ön koşuldur. Ankara Tabip Odası özelinde birtakım noktalara değinmek istiyo rum. Nesnel olarak hekimlerin sağlık personelinin içine düştüğü sorunlar belli bir çalışma ve yaşam koşulları ge rilemesini hepimiz gözlüyoruz. Ancak neden bu iş Anka ra'da oluyor, neden bu iş Ankara'dakj birtakım örgütler çerçevesinde oluyor.

Şu anda seçilen eylem biçimlerinden, bu eylem biçimleri ne yaklaşıma kadar yani kitle tarafından yaklaşım, hepsi önemli gibi geliyor. Bugün sanıyorum kitle örgütlerinin demokratik içeriğinin yanısıra önemli olan bir olgu; örgüt bu içi demokrasinin, oda içi demokrasinin çok önemle altının çizilmesi, Ankara'daki sağlık örgütlerinin, sağlık personelinin eylemleri götürebilmesinin en önemli göster gesi, bu oda içi örgüt içi, demokrasinin hayata geçiriK meye başlaması olarak görüyoruz. Birim temsilcileri sis temi çerçevesinde, her birimde oluşturulan sıradan hekimlerin, sıradan sağlık personelinin temsilcileri, kendi yapabilecekleri eylemleri yönetimlerine getiriyorlar ve birlikte bu eylem biçimlerini hayata geçiriyorlar, sanıyo rum işin temel noktası bu. Bunu yapabildiğimiz ölçüde, zaten haklılığımızın büyük ölçüde kamuoyu çerçevesin de desteğini de aldığımızı bilerek, çok şey yapılacağına, inanıyoruz. Bu noktadan şu anda neler yapılabileceğine geçmek istiyorum. Mevcut örgütlenmelerimiz var. Kitle örgütlerimiz var ancak sağlık alanında özellikle örgütsüz bir kesim var. Bu örgütsüz kesiminin sandkalaşma ola nağını kazanana kadar, belli bir üst örgütlenme çerçeve sinde birleşmesinin doğru olduğuna inanıyoruz. Y ani diyelim ki, bir hemşire derneğimiz var, bir sağlık memur ları derneğimiz var, bir diş hekimleri odamız var. Ama o örgütsüz kesimi kapsamıyor. Dolayısıyla bu örgütsüz kesimlerde bir arada bulunabileceğimiz bir büyük örgüt lenme talebimiz var. Eğer bir örgütlenme biçiminde ol mazsa, bir dergi çerçevesinde; sendikal perspektifi olan bir dergi ya da mevcut örgütlerinin oluşturacağı bir danış ma kurulu çerçevesinde bir araya gelmesinin anlamlı ol duğunu düşünüyoruz. Bunun ötesinde, diğer konuşmacı arkadaşlarımızın şimdiye kadar olan örgütlenme deneyle rinin, deneyimlerinin, eleştirel bir gözle incelenip bir arşiv olarak çok iyi bir şekilde toplanmasının, mevcut hukuk sal potansiyelinin çok iyi değerlendirilmesinin önümüzde ki mücadele için zorunlu olduğunu düşünüyoruz. Bunun ötesinde, işyerleri birimindeki örgütlenmenin ön plana çı karılarak bir sağlık örgütlenmesinin hayata geçirilmesi ve bu sağlık örgütlenmesinin de, diğer çalışan örgütleriyle belli bir platformda bir araya gelmesinin doğru olduğunu düşünüyoruz. Bu noktada, eğer kitle örgütleri, eğer çalı şanlar kendi örgütlerinin sistemin bir aksesuarı olarak kalmalarını istemiyorlarsa, her halükârda bulundukları konumdan daha ileriye gitmek için mücadeleyi perspektif olarak önlerine koymaları gerektiğini düşünüyorum. Sözlerim şimdilik bu kadar. Saygılarımla.

• Musa ÖZDEMİ R: Efendim sayın Soyer çok somut, net öneriler getirdi. Şimdi sayın Kesgeç'e söz vermeden bir anımsatma yapmak istiyorum. Sayın Kes geç dinlediler, bir genel değerlendirme yapacaklar, ama sayın Gülmez dediler ki; uluslarası iki metin ve bizim Anayasamızdaki o meclisten geçen uluslarası metinlerin yasa olması bu hakkı sağlamıştır. Bu doğru. Buna karşın yasalarımızda bazı engeller var. örneğin; 657 sayılı dev let memurları yasasında, örneğin; demekler yasasında bazı engeller var, bu hakkın kullanımında. Şimdi bir hakkın varlığı ile toplumun o hakkı kullanmaya hazır ol ması konusunda sayın Keskeç ne düşünürler? İşçi sen dikaları ve memur sendikaları ilişkisi; işçi sendikalarının

pratiğinden memurların alması gereken dersler dile getiril di. Meslek odalarının sendikalaşma hakkı elde edilinceye kadar gerek meslek odalarının gerek demokratik kitle örgütlerinin yapması gerekenler, siyasi partilerden bek lentiler, siyasi partileri bu çabanın içine katabilmenin yolu, yöntemleri, son derece utangaç davranan Türk iş'i sıcak ve ciddi biçimde olaya çekebilmenin araçları... Tüm bu konuları da kapsayabilirce konuşması seviniriz. Buy run sayın Kesgeç.

• özcan KESKEÇ: Öncelikle bir saptamayla gir mek istiyorum sözlerime. Gerçekten sayın Soyer'in de ifade ettiği gibi, Türkiye'de kamu çalışanları içinde örgüt lenme geleneği en eski olan çalışan kesim; öğretmen ke simidir. 2 0 . y.yılın başlarında örgütlenmeye başlayan öğ retmenler, 2 1 . y.yıla çeyrek kalanın Türkiye'sinde bugün dünyada, dernek kurma hakkı dahi olmayan tek kitle du rumundadır. Teoman Alptürk arkadaşımın söylediği gibi, gerçekten sorun, sendikal hakları elde etme, sendikal hakları kazanma mücadelesidir. O hakte bu mücadelede, dikkat merkezimizi nereye toplamamız lazım? Dikkat merkezimizde ne olmalıdır? Geçmiş mi, bugün mü, gele cek mi? Ben dikkat merkezimizde; bugünün olması ge rektiğini düşünüyorum. Dikkat merkezimizde bugünün ol masının gerekliliği geçmişin bilinmemesi, irdelenmemesi anlamına kuşkusuz gelmiyor. Ama ben geçmişin belli ma kuliyetler aramak anlamında bir anlam ifade ettiği kanı sındayım. 801i yıllar kapitalist ülkelerde (gelişmiş kapita list ülkeler de) ve ülkemizde genel olarak burjuvazinin, özellikle tekelci devlet kapitalizmine ulaşmış gelişmiş en düstri ülkelerinde tekelci kesimin genel olarak sendikal harekete saldırısının yoğunlaştığı ve bunu sistematize etmeye, sistematik hale getirmeye yöneldiği bir dönem ola/ak görüyoruz. Dışa geçmeden önce 80'li yıllarda Tür kiye'de bu anlamdaki tablonun, şu ana başlıklar içerisin de toplandığını görmek mümkün. Özellikle 71 anayasa değişikliğinden sonra 624'ün de kaldırılmasıyla kısıtlı olan kamu çalışanlarının sendika haklarının da yok edil mesiyle birlikte başlayan devlet memurlarının sendika laştırılması süreci, 80* den sonra sözleşmeli personel statüsüyle, özellikle sendikalığının yasaklanmasıyla (yine 80 sonrası çıraklık ve mesleki eğitim yasasında yapılan değişikliklerle, belli kesimlerde bu yolla çalıştırı lacak öğrencilerin işçilerin sendikalaşmasının önlenme si, sendikal haklarının daraltılması ve kısıtlanılması) ki aynı dönem federal Almanya'da kiralık işçi ve süreli iş anlaşmasıyla çalıştırma biçiminde, Alman Sendikalar Bir liği'nin ve Alman sendikalarının çağdaş kölelik yasası de diği bir yasayla, yasanın çıkışıyla çakışmaktadır. Y ine ih tiyaç fazlası asker ve yükümlülerin kamu sektöründe özellikle işçi işlerinde ama sendika yasağıyla asker işçi statüsüyle çalıştırılması ve bütün bunların yanı sıra özel leştirme girişimleriyle özelleştirilecek kamu işletmelerinin özel teşebbüs sahiplerine adeta dikensiz gül bahçesi mi sali teslim edilmesi için sendikasızlığın egemen olduğu bir statünün yapılaştırılması. Bu genel olarak sendikalaş maya yalnız kamu çalışanlarının sendikalılaşmasına değil (altını çizerek söylüyorum, sendikal hakkı var olan, yani işçi statüsünde çalışanların da sendikal haklarının daraltılmasına) örgütlülük anlamında ve kullanılamaz

hale gelmesi boyutlarını da içeren geniş bir saldırı döne midir 80'li yıllar. Bir yandan devlet tekelci kapitalizminin içinde bulunduğu krizden kurtulmanın yollarının en önem li öğelerinden birisi olarak; sendikalaşmanın yok edilme sine yönelik bir yapılanma gözleniyor. Burada da çok be lirleyici bir faktör olarak bilimsel teknolojik devrim, bilimsel teknolojik gelişmenin olaya girdiğini görüyoruz. Hemen burada bir parantez ilave etmek gerekir ki, bilim sel teknolojik gelişmenin Türkiye çalışanlarının sendikal mücadelesinde olumlu olumsuz ne tür etkilerinin olabile ceği konusu, çok ciddi araştırmayı gerektiren birkonu olarak bugünün gündemindedir. Bilimsel teknolojik gelişmenin verdiği olanaklarla birlikte, devlet tekelci kapitalizminin içinde bulunduğu krizden de kurtulmayı amaçlayan gelişmiş, sanayileşmiş endüstri ülkeleri kapitallerini, üretim biçimlerini yeniden değerlen dirmeye ve temellendirmeye tabi tutuyorlar. Ve bilimsel? teknik gelişmenin ürünlerinin, çalışanlar aleyhine tek yanlı kendi lehlerine çok yönlü bir kullanımına esas alı yorlar. Tabii bu sömürü oranının gederek artması işsiz liğin yığınlaşması ve kalıcılaşması ki bu olay (işsizliğin yığınlaşması ve kalıcılaşması olayı) sendikal mücadele nin gelişmiş ülkelerdeki var olan sendikal hakları daha geliştirmek veya sendikalar haklara kavuşma mücadele sinin önünde, çok önemli bir faktör olarak düşünülmesi gereken bir durumdur. Sendika sosyal, ekonomik, de mokratik hakların buna paralel olarak budanması, ulusal gelir dağılımının yukarıdan aşağıya yeniden yapılan masının çalışılması, hep bunlara yönelik araçlar olarak kullanılıyor. Bunun için de şu tür Önlemler sistemleştiri liyor. Birebir olmasa bile bu önlemlerin az gelişmiş ülke lerdeki iz düşümlerini de görmek mümkün. Bunlardan bi risi; işçi çıkartma, işyeri kapatma, az işçi ve az işyeriyle ama bilimşel teknik gelişmenin ürünlerini yani robotu kul lanarak en yüksek verimliliği elde etme. Nitekim bu konu da şöyle bir rakam verebilirim size: Federal Almanya'da, 19741e demir çelik sektöründe, örneğin; 3 3 0 bin işçi çalışıyorken, 1986 yılında bu rakam 203 bin, İ 9 9 0 yılına kadar Federal Almanya'da her dört işyerinden birisinin kapatılması planlanıyor ve dolayısıyla da 152 bin işçinin işine son verilecek. Ama buna rağmen gerek üretimde, gerekse kârlarda bir. düşüş söz konusu değil, örneğin Federal Alman Cumhuriyeti'nde 10 yıl Önce bir televizyon 750 dakikada üretilirken, bugün 1 50 dakikada üretiliyor. Böylelikle üretimde ve verimlilikte bir düşüş olmaksızın, kârlarda bir düşüş olmaksızın, az işçi çalıştırma yoluyla daha yüksek verim alıyorlar. Robot ve teknik aygıtlarının çalışma sürelerinin azaltılması, işçiye ve sendOtaya daha az olanak sağlama ve en önemlisi de az gelişmiş ve ge lişmekte olan ülkelere sermaye ve teknoloji nakli. Ser maye ve teknik nakliyle işgücü ucuz olduğu için az geliş miş ülkelerde sermayeyi çok kısa sürede geriye alabiliyor. Aynı zamanda o Ülkelerin kendi teknolojilerini geliştirmesini önleyerek kendilerine bağımlılığını arttı rıyor. Tabii ki bu, o ülkelerde sendikal hak ve özgürlükle rin kısıtlanmasına paralel bir yapı olarak da kendisini gösteriyor. Bunun bir başka ucu da, yine değerlendirme bakımından yararlı olur diye düşünüyorum: Avrupa Toplu luğu'na üye olma aşamasında olan Türkiye'ye Avrupa burjuvazisinin de, Türkiye'yi üyeliğe kabul edebilmesinin

ELEKTRÎKMÜHENDİSUÖl 368/369

biraz önce söylediğim faktörden dolayı; Türkiye'nin de mokrasiye ulaşması demokrasinin tüm kurum ve kuralla rıyla yerleşmesiyle olanaklı olduğu sonucu ortaya çıkı yor. İşte bütün bunlar, Türkiye'de de sendikal hareketin önündeki genel kısıtlama perspektifinin varlığını göste riyor. Nitekim anayasayı değiştirmekten, Türkiye'de tam bir liberalizmin uygulanmasından, düşünce ve fikir özgür lüğünden adeta her gün dem vurur hale gelen ANAP ikti darı sayın Gülmez'in de bahsettiği gibi Avrupa sosyal şartının, T.B.M.M. komisyonlarında görüşülmesi sırasın da, sosyal şartın örgütlenme hak ve özgürlüklerini dü zenleyen 5. ve 6. maddelerini onaylanmasına itiraz ediyor. Ben, Çalışma Bakanı'nın bilgisizliğinden değil, cinliğinden bunu söylediğini gayet iyi biliyorum. Bu bü tünsellik içinde aramak lazım, ANAP'ın ve dolayısıyla Çalışma Bakanı'nın bu tavrını.

Şimdi bu genel yapıyı bilerek, Türkiye'de sendikal haklar kazanma mücadelesinde somut olarak neler yapmak lazım. Çok kısa olarak bu noktayı belirtmek istiyorum. 12 Eylül Öncesi Türkiye'de işçi ve sendika hareketi, gerek, DİSK, gerek TÜRK İŞ • ki ben DİSK'in yönetmişiyim.

tüm çalışanların sendikalaşma hakkt mücadelesinde nüansla birbirinden ayrı konumlarda olsalar da, temel ola rak ciddi bir mücadelenin içerisinde ne yazıkki olamamış lardır. Disk, tüm çalışanların sendika hakkını ifade etmiş, bunun gerekliliğini yani doğruluğunu savunmuş ama bun dan öteye daha aktif bir tavrın içinde olmamıştır. Türk iş ise bu istemi dahi dile getirmekten çok uzak bir politi kanın içinde olmuştur. Bugün Türk iş en yetkili kişilerin den en yetkili organlarına kadar tüm çalışanların sendika hakkını savunduğunu söylemekte ve yine geçmişte ol madığı biçimde zaman zaman kimi eylemlerin içinde yer alarak desteklemektedir. Ankara'da tabiplerin eylemle rinde bu desteği Türk lş genel başkanı düzeyinde, yanıl mıyorsam göstermiştir. Y ine 12 Eylül öncesi şahsen benim rüyamda görsem inanmayacağım bir tavırda Eğit Der*e sendikalaşma ve çalışmalarıyla ilgili tüm toplantıları için Türk lş salonlarını hiç ücret almaksızın açmakta te reddüt etmemiş ve böyle bir dayanışmanın içersine gir miştir. Bununla Türk lş'in bir işçi konfederasyonu olarak yapacağı dayanışmanın, aktif tavrın tümüyle yerine geti rildiğini söylemek istemiyorum. Ama bugün Türk lşte, bu anlamda, kişilerin tek tek öznel konumları durumları ne olursa olsun bir farklılaşma vardır. Bu farklılaşma kişiler den kaynaklanan bir farklılaşma değildir kuşkusuz. Türk lş'in tabanında dün Disk tabanı içinde mücadele etmiş işçilerin % 99'u yer almaktadır. 1983 yılı sonundan itiba ren elbetteki bunun Türk lş'e getireceği bir aktivite söz konusudur. Bir diğer önemli nesnel faktör artık, 80 son rası biraz önce anlatmaya çalıştığım çerçevede dikkate alınırsa, Türkiye'de tüm çalışanların sendikal hak ve özgürlükleri sağlanmadığı, kamu çalışanları sendikal haklara sahip olmadığı sürece sendikal haklara sahip olan işçilerinde bu haklara sahip olma sürekliliğinin ola mayacağının görülmüş olmasıdır. Sözleşmeli personel uygulamasıyla binlerce işçinin petrol işkolunda ve hava işkolunda Y argıtay'a, Anayasa Mahkemesi'ne kadar git mesindeki olay budur zaten. Sözleşmeli personel statü süne geçirilmiştir. Y ani mevcut sendikalar, işçi sendika

ları mevcut üyelerini kaybeder hale gelmişlerdir. Klasik deyişle artık çağımız sendikal hak ve özgürlükler dahil tüm hak ve özgürlüklerin sahibi olmayan bir tek kişinin varlığı halinde o hak ve özgürlüklerin garantisinin ola mayacağının yaşandığı bir çağdır. Bu nesnel olayda, bu nesnel gelişmede Türk lş ve bağlı sendikalarının bugün tüm çalışanların sendikal haklarını savunmasını sağ layan etmenlerden başlıcasıdır. Bunun için geçmişe, sözümün başında da söylediğim gibi belli makuliyetler bulmak için bakmak bugünü kavramakta son derece ya? rarlı olur ve örgütlenme konusundaki tüm mücadeleler nesnelliğe dayanır kanımca. Y eryüzünde öznelliğe da yanmayan öznellikle yaşayamayacak, öznellikle varola mayacak tek alan varsa o da herhalde örgütlenme alanıdır. Hiç bir örgütlenme 3, 5 kişinin demokrasi aşkın dan, vatan aşkından hak ve özgürlükler aşkından doğ maz. Nesnel ihtiyaçlardan ve nesnel ihtiyaçların dayattı ğı mücadele gereklerinden doğar. Y ine bugün için bize yararlı olabilmesi bakımından çok bilmediğim, yeni yeni ortaya çıkan, özellikle ülkemiz özelinde araştırılması ge reken bir olgudan bahsetmek istiyorum. Genellikle Tür kiye'de işçi ekonomik örgütlülüğü, saf sendikal örgütlü lük olarak bilinir. Sendikal örgütlülükle sınırlı sanılır, böyle sanırdık. Oysa bakıldığı zaman şöyle bir tablo görülüyor. Birçok ülkede sendikaların öncüleri yardım laşma dernekleri ve meslek örgütleri tüketim kooperatif leri ve hatta konut kooperatifleri oluyor. Avrupa'da bir çok ülkede örneğin sendikalılaşma hakkını alma müca delesinde yardımlaşma dernekleri biçiminde başlayan örgütlenmelerin meslek örgütleri yoluyla sürdürülen örgütlenmelerin hatta tüketim kooperatifleri, konut koo: peratifleri yoluyla sürdürülen örgütlenmelerin sendikal örgütlenmeye dönüşme ve sendikal örgütlenme hakkını elde etmede çok önemli ara işlevler görüyoruz. Demek ki Türkiye özgünlüğü ile bu evrensel yapılaşmayı bağdaş tırmak veya bağdaştırılabilir olup olmadığının yollarını aramak gerekiyor, örneğin bu alanda Şehmuz Güzel 1982 yılında doçentlik tezini yayınladı. Türkiye'de işçi örgütlenmesi 940 950 dönemini kapsıyor. Şimdi biliyor sunuz bizde 1938'de sınıf esasına göre cemiyetler kurma yasağı getiriliyor. 1946 yılında işte bu yasak kalkı yor ve 1946 yılından itibaren sendkalar kurulmaya baş lanıyor. Kurulan sendikaların bir bölümü zaten aynı yılın Aralık ayında tekrar kapatılıyor. 1947de işte 5018 sayılı işçi ve işveren sendikaları ve sendika birlikleri hakkında ki yasa çıkıyor ve Türkiye'de yasal olarak sendikalaşma kısıtlı olarak bu dönemden itibaren başlıyor. Peki bizde bu 38 46 arasında yani sınıf esasına göre cemiyet kur mak yasağı ile cemiyet kurma yasağının kalktığı 46 yılı arasında ne olmuş? Hiçbir örgütlenme olmamış mı veya çalışan örgütlenmesi olmamış mı? Gerçekten bu konuda ilginç bir araştırma Şehmuz Güzel'in doçentlik tezi. 1946 incelendiği zaman, öncesi ilginç örgütler görüyoruz ülke mizde, örneğin başbakanlık çalışanlarının tam adı bu değil ama, başbakanlıkta çalışan, matbuat genel müdür lüğünde çalışan memurlardan tutun, Adana da, Tarsus da, Mersin de, İçel de, Ankara'da, izmir de çeşitli işçi ve kamu çalışanlarının örgütlenmelerine rastlıyoruz. Bunlar dan en ilginç olanları şu, konumuzla ilgili olması bakımın dan da söylüyorum. 1926 da İzmir'de İzmir Tütüncüler

Cemiyeti diye bir cemiyet kuruluyor ve bu cemiyet 1947 yılında yani sınıf esasına göre örgüt kurma yasağının kaldırılıp 5018 sayılı yasayla sendikalar kurulmaya baş landığı zaman tütün işçileri sendikasına dönüşüyor. 12 bin üye ile, 1947 yılında; çok büyük bir rakam, ve bugün özellikle müskürat iş kolu olmak üzere, tekstil iş kolu olmak üzere pek çok sendikaların, sendikalaşmanın bu tür yardımlaşma cemiyetleri gibi cemiyetlerden dönüş tüğünü görebiliyorsunuz, insan bu tür bir cemiyetin nasıl bu kadar üyeyi, o günkü şartlarda neye dayanarak top layabildiğini düşünüyor, Y ine araştırmaya göre bu 12 bin üyenin 12 binini de bu tütüncüler cemiyetine sürekli ve düzenli aidat vermiş olduğunu anlıyorsunuz. Neden ola rak da şu; izmir tütüncüler cemiyeti aidat aldığı üyelerine somut sağlık yardımı yapıyor. Biraz önce söylemeye ça lıştığım, örgütlenmenin bir soyut aşama olmadığı örneğini doğrulayan bir örnek. Şimdi burada bu somut ilişkilere, örneklere geçeceğim ve ik olarak konuşmamın başında sözünü ettiğim öğretmenlerle ilgili cümlemin arkasını geti reyim. Y üzyıla yakın örgütlenme geleneği olan öğretmen hareketi 12 Eylül sonrası pek çok alanda olduğu gibi çok rahatlıkla Türkiye'nin dernek kurma hakkı olmayan tek kesimi haline getirilebiliyor. Ama buna rağmen o geleneği olan öğretmen hareketi, gerçekten Eğit Der gibi kelimeyi bilerek söylüyorum ve daha öncede kullandım bir mucize örgütlenmeyi gerçekleştiriyor. Aym öğretmen hareketi 89 yılından 90 yılına girerken 80 yılında 200 bine ulaşmış bir öğretmen üyesi varken 5 bin dergi satamıyor. Şuna katıl mıyorum: yani çok baskı olduğu faşizmin susu, busu ve şunu da ilave ederek katılmıyorum; 12 EylüCün en fazla darbesini yiyen kitlesi, öğretmen kitlesidir. Gerek tek tek bireyler anlamında, gerek örgütlülük anlamında. Ama ben 100 yıllık örgütlülük gelmeği oton 1980 de 20 0 bin aktif üyeye ulaşan bir örgütlü hareketin, 1990 yılına girerken S bin yayın organını satamayışını sadece bu nedenle İzah etmenin bize hiçbirşey kazandıracağı kanısında değilim.

Bunların nesnelliklerini kavrayamadığımız sürece sendi kal haklara ulaşma mücadelesinde zayıf kalırız, diye düşünüyorum. Y ine burada bir parantez açarak tüm kamu çalışanları için geçerli olan, sayın hocam Gülmezin değindiği konudaki bir somutlamaya girmek istiyorum, öncelikle Türkiye'de çalışan hareketi olmak üzere, benim bildiğim kadarıyla sayın Gülmez ve sayın Işıklıya 82 Anayasası'nda çalışanlara ilişkin çalışanların sendika kurma, kamu çalışanlarının sendika kurma hakkının ya saklanmadığına ilişkin saptamaları ve uluslararası mev zuatı Türk kamu çalışanları sendikal hak mücadelesinde ne oranda ve nasıl kullanılabileceği yolundaki değerli ça lışmalan ve açılımları için teşekkür borçlu olduğuma in anıyorum. Gerçekten bir bilim adamının bilimsel bulgu larını çalışanlar lehine, demokratikleşme lehine kullan masının ve sunmasının örneklerinden biridir. Şimdi bu an lamda sayın Gülmezin söylediklerinin hepsine katılarak bunun somutunun şu olabileceğini düşünüyorum. Bun ların böyle olmasını elbetteki söylemek bilim adamına ama bu bilimsel bulgunun ortaya çıkardığı verileri sıra layarak bunları fonksiyonel hale getirme bu konuyu ilgi lendiren insanlara düşer. Bunun somutu Türkiye'de 10 çalışanın kalkıp sendfca kurmasıdır, 20 çalışanın kalkıp

sendika kurmasıdır. Çünkü bir yasak söz konusu değil dir. Bizim ulus olarak sayın Gülmezin de işaret ettiği gibi şöyle bir algılamamız var. Hak olarak düzenlenmeyen bir konunun hak olarak varlığını kolay kolay akjılıyamıyoruz. Mutlaka yasalarla hak olarak yazılacak. Kuramazsın diye yazmıyorsa onu kurabilirsin anlamına geldiğini an lamıyor. Böyle bir somutluk söz konusu ama ben böyle bir somut girişimin bugün Türkiye nesnelliğinde çok pra tik bir uygulama alanı bulabileceği kanısında değilim. Y ani kamu çalışanları her alanda kalkıp bu tip sendikalar kurma girişimine henüz girebilecek konumda değil. Çünkü bizim kamu çalışanlarının hakkının arayışı içinde olduklarını sorgulamamız lazım. Bu arayışa yönelmede biraz önceki çerçeve de dahil olmak üzere öncül görevi yapacak olan örgütlenmelerin ne gbi çalışmalar yaptığını ve yapması gerektiğini de hep beraber arayıp bulmamız lazım. Tartışılması gereken araştırılması gereken budur, örneğin öğretmen hareketinin, bugün öğrenci desteğini almadan, öğrenci velisi desteğini almadan sendikal hak ve özgürlükleri elde etme mücadelesinde çok güçlü ola cağı kanısında değilim. Y ine bugün Eğit Der yoluyla yü rütülen öğretmenlerin sendika olma mücadelesinin çatı şan öğretmenlerle somut ekonomik bağlar kuran bir örgütlenme modeli ve yapısı geffştirilmedikçe çok aktif olarak sonuç alacağı kanısında değilim. Bunların gelişti rilmesi, aranması, bulunması tazım. Örgütlülük insan ol manın gereğidir. Örgütlülük çağdaş köleliğe hayır deme nin gereğidir yaklaşımıyla örgütlülük sağlanamaz. Ekonomik örgütlülük sağlanamaz. Adı üstünde ekono mik demokratik örgütlülük. Onun gerekliliğini somut ile tişimlerle sağlamak zorundasınız, örneğin, Türkiye'de hekimlerin, hekim arkadaşlar beni bağışlasınlar çok önemli ama çok cılız çıkıştan, işte bu somut bağı kurma da çok tipik bir örnektir kanımca. Artık çağımızda örgüt lülük giderek en geniş kesimlerce en geri en bağnaz hak kesimlerince bile meşruluğu kabul edilen, meşruiyetine birşey söylenmeyen bir anlayış olarak gelişmektedir. O halde örgütlülük ve örgütlenme mücadelesinde bu meş ruiyeti yanımızda götürecek bir bütünlüğü sağlamanın yollarını bulmak zorundayız. Geçtiğimiz günlerde Tür kiye'de yaşanan yaklaşık 600 bin kamu işçisinin sürdür düğü eylemler hepinizin bekjedMerindendfr. Türkiye tari hinde bu kadar geniş işçi eylemi ilk kez olmuştur ve Türkiye tarihinde geniş haJk kitlelerinin bu eyleme karşı çıkmak bir yana desteklediği, adeta onunla bütünleştiği, . maddi manevi destek verdiği Ok dönemi yaşamıştır, Tür kiye. Bu bütünlük yapılan işçi eylemlerinin hepsi dar an lamda yasaya aykırı olmasına rağmen ne bir savcılık ha reketi geçebilmiştir ne kimse birşey yapabilmiştir. Bu sendikal haklar mücadelesinde de çok önemli bir nok tadır. Hekimlere gelince: Ata bahsetti kısaca ben istan bul'da da gene bir tabib odasının düzenlediği panelde aynı görüşlerimi dile getirmiştim, tartışılması dileğiyle. Orada dinleyen arkadaşlar varsa beni bağışlasınlar, yine tekrarlayacağım burada. Sendikal haklar mücadelesinde sağlık iş kolunda kanımca çok ilginç bir olanak var, Tür kiye'de. Şimdi bugün S.S.K. istatistiklerine göreki bu is tatistiklerin de doğru olduğu söylenemez yani sayıyı artı rabilirsiniz, azaltamazsınız 30570 sigortalı işçi çalışıyor, sağlık iş kolunda yani hemşiresi, sağlık iş kolunda çalı

şan sağlık memuru, teknik eleman ve hekimi dahil 30570 kişi çalışıyor. Bunun 14950 işçisi ki % 48.98, 49 tutuyor, % 51 değil, Türk lş'e bağlı sağlık iş kolunda üye. Ama sağlık iş kolunda ben biliyorum ki, 14958 üyenin içerisin de bir tek hekim yok. Çünkü sağlık iş geçmişten bu yana hekim ve hemşireleri üye yazmadı. Şunun için üye yap mazdı, hekim ve hemşireler daha bilinçli, daha bilgili ol dukları için sendika yönetimini ele geçirirler diye. Tabi bunun öbür ucu da var. Ben içlerinde bulunduğum uğ raştığım için büyük oranda hekim ve hemşireler de sağlık iş'e üye olmak konusunda bir çaba göstermezler di, sağlık işlerini küçümserlerdi. Biz onlarla aynı sendika da nasıl üye oluruz, yani haklarımız bir mi diye.Y ani 15087 % 49 oranında sağlık iş kolunda bugün sendikasız insan var ve bunların % 15 20'sini genel olarak hekim saysanız, yaklaşık 3000 hekim var demektir sendikasız. Ama sendikalı olabilme hakkına sahip. Biliyorsunuz toplu sözleşleşme falan yapmak için % 10 barajı açmak lazım iş kolunda. Bu 15087 işçiden yalnız hekimler sendika üyesi olsa, yeni bir sendika kursalar, geçtim mevcut sendikayı ki asıl tercihim odur. Türkiye'de % 10 barajını aşmış toplu iş sözleşmesi yapma hakkına sahip bir hekim sendikası doğar. Toplu sözleşme yapma hakkına sahip bir hekim sendikası; Türkiye'de hekimlerin sendikal hakların» alma mücadelesinde somut bir örnek gösterme si bakımından olsun, sendikalılaşma konusunda kimi çevrelerin "sağlıkta da sendika mı olur?" ya grev yapar larsa insan ölürse gibi yanlışlarını ortadan kaldırmak için olsun ve gerekse kamu kesiminde çalışan doktorların sendika hakkınm ne olduğu sendikalaşmanın önemini gösterecek örnek bakımından olsun çok etkin bir araç olacağı inancındayım. Tabi bu söylediğim kadar kolay bir iş değil. Çok benzer olmamakla birlikte aynı şeyi teknik elemanlar içinde bir başka yönüyle söylemek mümkün. O da şu: Bugün doktorlar örneğini teknik elemanlarda yap mak mümkün değil. Çünkü farklı farklı iş kollarında çalışı yorlar. Sağlık iş kolu gibi bir tek iş kolu değil, örneğin bir teknik eleman maden iş kolunda çalışıyor hatta. Çünkü bizdeki sendikalılaşma Almanya'dan alındığı için bizde meslek esasına göre sendikalaşma söz konusu değildir. İş kolu esasına göre söz konusudur. Bu model kimi Avru pa ülkelerinde böyle değildir, çok farklı farklıdır. Örneğin Fransa'da meslek esasına göre örgütlenme esastır. Y ani bütün ahçılar bir sendikada, tüm mühendisler bir sendi kada gibi çalıştıkları yer neresi olursa olsun. İskandinav ülkelerinde bu örgütlenme daha da farklıdır, örneğin İsveç'te memur dendiği zaman özel kesiminde çalışan memurlar anlaşılır. Devlet kesiminde çalışan memurlar için adı devlet memurlarıdır ve onların hepsi bir sendika dadır. Devlet memurları sendikası özel sektörde çalışan veya belediyede çalışanlar için belediye memurları gibi yani kamudaki isimleri farklıdır, özel kesimde çalışan memurlar, büro memurları, diğer elemanlar eğer ticaret iş kolunda uğraşıyorlarsa ticaret memurları deniyor onlara. Sanayi iş kolunda fabrikasının bürosunda çalışıyorlarsa, onlara sanayi memurları diyorlar. Bunlarda sanayi sendi kasında örgütleniyor, yani aynı memurlar bile yaptıkları işlere göre farklı memur sendikalarında örgütleniyor. Ama isveç sanayi memurları sendikası, uluslararası metal işçileri federasyonunda uluslararası düzeyde üyedir.

Y ani memur sendikası biçimindeki bir örgütlenme işçi sendikalarıyla uluslarası bir düzeyde birleşme bütünleş meyi engellemiyor. Bunu da şunun için söylüyorum: Örgütlenmede model önemli değildir. O da olabilir, o da olabilir, önemli olan ülkenin özgür koşulları içersinde hangi tür bir modelle çalışanların sendikalar içersinde örgütlenebileceğidir. Teşekkür ederim.

• Musa ÖZDEMİR: Sayın Keskeç'e teşekkür ediyoruz. Şimdi sorular bölümüne geçiyorum.

• Taoman ÖZTÜRK: Başkan, geçmeden bir şey ekleyebilir miyim, görüşlerime? Şimdi biz mühendis ol duğumuz için zamana uyduk aslında... Bir şu geçmişe bakış olayını tekrardan çok kısa gündeme getirmek is tiyorum. Bugün hiçbir mücadele biçimi gökten zembille inmiyor, örgütlenme de öyle. Mutlaka bir temelin üzerin de gelişiyor. Onun için geçmişi çok iyi bilmeli ki, Tür kiye'de bu yapılmamıştır son yıllarda. Gördüğüm; belki küçük dar gruplar içersinde yapılıyor. Bunu bilmeden neyin üzeninde yol aldığını bugün neyin üzerinde otur duğunu görmeden geleceğe bakma olanağı pek yok. Onun için mutlaka bileceksiniz. Bir örnek vereyim, bir yararını söyleyelim size. Dönem değişti, çok şey değiş ti, ama bumdan 10 yıl evvelde aynen bu biçimde yapı lıyordu^ Şimdi buna bakmak mesela özcan Hocam öner di, kat(ldt(Ş)ım bir nokta 79 80 programlarımnda örgüt lenmesinin) her yolunun denenmesi kooperatifler yoluyla, iş yerine giidip gelirken saldırılardan korunma amacıyla, ekmek yermek amacıyla her türlüsünün denenmesi prog ramlar halijine getirilmiştir, var. İkinci bir konu; örgütler den ba ıseittik, ama ihmal edilmemesi gereken; bu örgüt leri M e l e r e göre de yenilemek, yönetmek, beraber davranma,!, alışkanlığını, beraber davranma modellerini geliştin nekttir. Y ani Türk iş bana destek olur, olmaz, ama işçinin süy ük bir çoğunluğunun yaşadığı bu iki gerçeklik lerden telliyi yardımcı olabileceğini, beraber davranılabi leceğirıi tahmin ediyorum, böyle düşünüyorum. Türk lş'in üst du;:ey yöneticisiyle sendikal haklar konusunda ça lışmalar yaparken bundan 10 yıl kadar önce bir sohbeti miz g*; t i. P yöneticiye dedik ki, biz; sendikal haklar mü cadele BI veriyoruz, bizi destekleyin. O yönetici de bana dedi k i : M»ç kişisiniz? 50 bin kişiyiz. 50 bin mimar mü hendisi vaıf o dönemde Türkiye'de. Bak dedi öztürk, sen git bu İSO bin kişinin 45000'ini örgütle benden bir haber bekle, ben sana hadi bugün işi bırakın diyeceğim. De diğim aında işi bırakın ertesi gün sendikal haklarınızı size vereceğiz] Ben de teşekkür ettim. Hem ben bu işi yap sam, benjalırtm bu sendikal hakları. Niye sizden destek isteyelim? 45000 kişiyi örgütledikten sonra dedim, ayrıldın n yanından. Buna rağmen bu tip ilişkilerini örgütsel bazda tekrardan sürdürürken kitleler bazında da, işyer leri, İşç alerf bazında da tekrarla söylüyorum işçi aydın bir leşmelini; sağlayacak biçimde sürdürmesi gerekiyor. Türkiye »'de denilip yapılmayan çok şey var. Y apılmayan bir şey i d«ha söyleyeceğim. Bahsetti sayın Atasoy, öğ retmem örgütlenmesi sırasında Afyon'luların tutuculuk larında n bahsetti, o dönemde. Bende buna dair bir şey biliyort im. Ulusal Kurtuluş Savaşı sırasında Afyon'daki ahali g erici, baskt ve Atatürk'e karşı bir çaba var. Çok kızılıyor, «ngelleniyor. İzmir'e giderken tam yanından

ELEKTRİK MÜHENDİSLİĞİ 368/368

geçilir ve o kızgınlığını şöyle dile getiriyor, Atatürk:

(Y aptığı çok iyi şeyler var ama, yapmadığı şeyler var

bunları anlatıyorum) Şu savaş bitsin diyor, bir kaza

nayım, bir bacağımı bu tepeye, öbür bacağımı da öbür te

peye koyup bunların üzerine (affedersiniz) yapacağım

diyor. Ama yapmıyor. Şimdi bunu şunun için anlatıyorum.

Görevliler elbette bir şeyleri yapıyorlar, yönlendiriyorlar,

geliştiriyorlar ama esas olan galiba örgütlülük, kendisi

yapabilecek insanın bazı şeyleri, önce kendi bilek gücü

ne güveneceksin; Somut koşullarda, özcan'ınl dediği

gibi hareketle örgütleneceksin, ondan sonra <fJa işte

gücün yettiğince koşullar elverdiğince bir takını çaba

harcıyacaksın, mutlaka. Bu kadar söyleyeceklerim.

Teşekkür ederim.

'

:

• Musa ÖZDEMİ R: Şimdi buraya kadar hayli somut öneriler yapıldı. Bunları tek tek sayıp vakt înizi al mayacağım. Mesut Bey size sorular yar.

• Mesut GÜLMEZ: iki tane soru var bende. Birinci si çalışma ilişkisi rejimlerinden bahsederken slatü ve sözleşme temellerine dayalıdır demiştim ve sözle; şme te meline dayalı çalışma Hişkisi rejiminin iki yanlılık ve de mokratiktik özelliğinin bulunduğunu belirtmiştim. Blu özel likler kuşkusuz tarihsel gelişmenin belli aşamaısından kuramsal düzeyde kalmıştır, kâğıt üzerinde kalmıştır. Soyut ilkeler, özellikler olarak kalmıştır, işçiyle iişveren tek başına bireyler olarak karşı karşıya geldikleri aşama larda bu ilkeler işlememiştir, işverenin yararına işlemiştir. Ne zamandır ki sendikal haklar tanınmıştır, dcn/mye gir miştir işte o zaman bu iki yanlılık, gerçekten güçler eşit liği temeline dayalı bir ilke olarak somutluk k<ızanmaya başlamıştır. Kuşkusuz bu açıklamaları daha önce yapma fırsatı yoktu. Buradan sözleşmeli personele geçiyorum. Soruyu soran sayın Şenocak, sözleşmeli personetl statü sü; kuşkusuz adı sözleşmeli olmasına rağmen bugünkü koşular içinde iki yanlı ve demokratik bir çalışma ilişkisi, rejimi değildir, bu sistem, sözleşmeli sistemi tıemelde benim görüşüme göre anayasaya karşı bir n Kelliktedir. Sadece yasalara yasaklar koyarak sendikal haklar kısıtlanmamıştır 12 Eylül sonrasında. Y asa oyunlun yap mak suretiyle, statü değişiklikleri yapmak surotiy le çalı şanlar sendikasızlaştırılmak istenmiştir. Sözleşm eli per sonel bunun uygulamalarından bir tanesidir. Ha t t a göre bildiğim sözleşmeli personel hizmet sözleşmesi örnekle rinde onların sendika kuramayacakları, sendikalara üye olamayacakları yazılıdır. Y alnız, iki yanlılıkla kuşkusuz bu sözleşmeler dayatılmaktadır. Çekici olan ekonomik koşullar, ücret koşulları nedeniyle de çalışanlar bunların altına istemeyerek de olsa ne denli güvencesiz olduğunu bilseler de imza atabilmekteler. Ama yine de go k az ol masına rağmen belki bir kurumdan çok büyük bir kurum dan bir tek örnek biliyorum. Bütün dayatmalara karşı bu statü bilebildiğim bir kişiye imzalatılamamıştır. Bu belki binde bir örnektir bugünkü uygulama içinde ama ısğer is tenmezse bunun altına imza atılmayabilir falkat, başka şeyler de insanın başına gelebilir. Ama ben s:izl ere gü vence verebilecek durumda değilim. Bunun teırsi yönde eğer isterseniz size sendikal haklardan, senelik?il grev, toplu sözleşmelerden haklarını tanıyan ve tanı mayan ül kelerden bazı isimler sayabilirim, ama bu ha klan artık

tanımayan ülkelerin sayısı parmakla sayılacak kadar azalmaktadır, işte bir örneği Brezilya idi. Bütün ILO or ganlarının en başında Brezilya'nın memurlara sendika hakkı tanımadığı yazılıdır. Onu da yapılan işte yeni anayasa düzeyinde üstelik tanıma yolunda olduğunu öğ reniyoruz. Bir ikinci soru ve bunu biliyorsunuz Anayasa Mahkemesi bütün bu ayrılıkları saptamıştır ve iptal etmiş tir ve sanıyorum önümüzdeki bir hafta, 10 gün içinde ge rekçeli karar yayınlanacaktır. Ama buna rağmen bu anayasaya aykırı uygulama yine 10 gün kadar önce çı karılan galiba bir kararname ile sürdürülmek istenmekte dir. İkinci soru benim açıklamamda değinemediğim bir ko nuyla ilgili. Bu sözünü ettiğim uluslararası belgeler acaba güvenceye aldığı, tanıdığı bu hakları ne ölçüde denetleyi ci, yaşama geçirilmesini sağlayıcı mekanizmalar kurmuş tur. Y ani bunlar sadece sözleşme metinleri üzerinde yer alan haklardan ibaret midir? Y oksa eğer bu hakların, bun lara karşı bir takım başvuru yolları açık mıdır? insan Hak ları Avrupa sözleşmesi bugün yeryüzünde uluslarası de netim sistemi açısından en gelişmiş ve en ileri bir sistem oluşturmuştur. Sözleşmede yer alan haklar eğer saldı rıya uğrarsa, devlet tarafından, kamu tarafından çiğne nirse, hakları çiğnenen bireylerin sözleşmenin ön gördüğü iki denetim organına başvurma olanakları vardır: İnsan Hakları Avrupa Komisyonu ve İnsan Hakları Divanı olmak üzere. Y alnız bu denetim mekanizmasının işleye bilmesi için taraf devletin komisyonunu yetkisini tanı dığını sözleşmeyi onaylaması dışında ayrıca bildirilmesi gerekiyor idi.. Y alnız bu denetim mekanizmasıyla ilgili yetkiyi tanıdığını açıklamamıştı. Ancak 87*de ve sadece sınırlı olmak üzere o da komisyonun yetkisiyle sınırlı olmak üzere tanıdığını açıkladı ve böylece belki bir an lamda çok etkili olmasa çünkü denetim mekanizmasının ikinci aşaması ve çok önemli aşaması yargısal nitelik taşıyan verilen kararların kesinlikle bağlayıcı nitelik taşıdığı hatta tazminat kararları da verebilen bir devletler aleyhine İnsan Hakları Divam'nın yetkisi tanınmamıştır şu anda. Ama bunun tanınacağına ilişkin kimi açıklama lar da duyuyorum. Belki AEPe girebilmek açısından son günlerde duyulur olmaya başladı. Bugünkü çerçevede sadece insan Hakları Avrupa Komisyonuna başvurma olanağı vardır. Komisyon kendisine gelen yakınmayı in celeyecektir. Sözleşme gerçekten çiğnenmiş mi bunu in celeyecektir ve ilk aşamada dostça çözüm yolu deneye cektir. Eğer bu başarılı olamazsa konuyla ilgili esasa ilişkin raporunu hazırlayacaktır. Bakanlar komiteside Av rupa Konsey üyesi devletlerin dışişleri bakanlarından oluşan siyasal nitelikli bir organdır, Avrupa Konseyi'nin bir organıdır. Onun 3 t e iki çoğunlukla alacağı karar bu günkü denetim sistemi içinde hakkın yerine getirilmesini bağlayıcı olacak veya olmayacaktır. Bugünkü aşamada bireysel başvuru yapmadan önce Türkiye de bütün yö netsel ve yargısal iş başvuru yollarının tüketilmiş olması gerekiyor. Mahkemeye gideceksiniz, başka bir başvu rulması gereken yer varsa oraya ve hepsinden olumsuz sonuç aldırtan sonra ancak ve bu olumsuz sonuçtan nihai karardan itibaren 6 aylık bir süre içinde komisyona bireysel başvurada bulunabileceksiniz. Bu sürecin işle mesi biraz zaman alıyor arkadaşlar, kolayca işlemiyor. O kadar çok bireysel başvuru var ki şimdi insan Hakları

Avrupa Komisyonuna da yılın belli aylarında toplanıyor, sürekli toplanan yakınmaları inceleyen bir organ değil ve dolayısıyla iletilen yakınmalarda birçok nedenlerle % 9O'ı bilebildiğim kadarıyla temelden yoksun olduğu için ince lenmeye alınmıyor. Geri çevriliyor. O bakımdan bireysel başvuru yolu koşulları sıkı olan ve biraz da şu anda ağır işleyen bunu daha hızlı işleyecek biçime sokabilmek için Konsey içinde bir takım çalışmalarında sürdürüldüğü bir mekanizma özelliği taşıyor. Bilmiyorum yeterli olabildim mi?

örneğin aynı nesnel sorunları yaşayan, aynı nesnel koşullarda yaşayan insanlardan bazılarının eylem yapıp bazılarının yapmamasını nasıl açıklayabiliriz? Belli örgüt lerin ön plana çıkarması öznellik değil mi? Onu sormak is tiyorum. Yani bir anlamda aydınlatması da yerinde olabi lir.

• Musa ÖZDEMİR: Çok teşekkür. Yalnız çok kısa, özetle lütfen.

• özcan KESGEÇ: Şimdi kısaca cevap vereyim. Ata'nın sözünü ettiği öznellikle benim anlattığım öznellik

• Musa ÖZDEMİR: Başka soru yok. Ancak sayın aynı şey değil. Ben şunu söylemeye çalışıyorum, örgüt

'ÖZDEMİR Ata soyer bir iki ekleme yapmak istiyormuş iz lenme olayı öznelliğe dayalı bir olay değildir. Yani özcan

ninizle.

Keskeç kalksa ben istiyorum. Bir sendika da ben ku

• Ata SOY ER: Mesut Beyin altını çizdiği noktanın ben bir daha vurgulanmasını istiyorum. Özellikle bu bi reysel başvuru konusunda bütün yolların tüketilmesi ancak kamu çalışanlarının sendikal örgütlerini kurabilme si için müracatıyla başlıyor. Şimdi bu müracat uzun süre cekse zaten bu müracatın bir taraftan başlamasının büyük yararı olduğu kanısındayım. Diğer mücadele

rayım dese eğer o alanda nesnel olarak örgütlenmeye gereksinim yoksa nesnel olarak örgütlenmenin koşulları söz konusu değilse, o alanda örgütlenme yapamazsınız. Kastettiğim öznellik bu. Yoksa bir eylemin içinde bir ey lemsel konum da tek tek bireylerin öznel konumlarının fonksiyonel olmayacağı anlamında değil. Zaten karşılıklı ikna da mümkün değil.

biçimlerine, diğer çalışma biçimlerine alternatif değildir. • Bir dinleyici: Bir sorum var. özcan Bey'e yönel

Yani biz hemen müracat eder etmez sendikal hakkımızı tiyorum sorumu. Anlayamadığım noktalar var. 200 bin

alamayacağımıza göre bunu bir haliyle başlatmak duru üyeli TÖB DER ve bugün 5000 dergi satamayan bir Eğit

mundayız. Bunun insanların, çalışan insanların emek bi Der. Bir anlaşılmayan nokta var dedi Özcan Bey. Şimdi

lincinin yeterince gelişmemesiyle engellenmesi yada bu bizim de anlayamadığımız noktalar var. Yalnız ben yoru

işten vazgeçilmesi pratik olarak bir gerekçe gibi gelmiyor munu ne tarafa bağlayacağımı bilemiyorum. Yani şöyle

bana. Buna gerekçe olarak söylenebilecek bir iki söz benim için özcan Bey anlayamadığı tarafları açıklamalı.

var. örneğin Avrupa'da sağlık alanında, sağlık iş kolun Bu 200 binlik örgütlenmiş bir TÖB DER'den bugün 5000

da sendikaların, sendikalaşma oranı sanıyorum Norveç dergi satamayan bir Eğit Der'e çok sıcak baktığını biliyo

ve İsveç drşında % 10 veya 25 dolayında. Yani çalışan rum. Şimdi ben eski TÖB DER üyesiyim, Eğit Der üye

insanların ancak % 10'u sağlık iş kolunda çalışanların % siyim. 200 binlik TÖB DER'den bugün ne kaldıysa, geniş

10 25'i sendikalılaşıyor. Ayrıca Türkiye'de sağlık alanını DİSKten ne kaldıysa bütün 12 Eylül öncesi çok güçlü

somutlarsak bir sendikalaşma geleneği yok değil. Burda demokratik kitle örgütlerinden neler kaldıysa TÖB

aramızda o alanda çalışmış arkadaşlarımız var. 1965'de DER'den de o kalmıştır.. Onu belirterek diyorum ki: Bu

toplu sözleşme ve grev hakkı olmayan en az 20 sendi 5000 dergiyle sınırlanan dergi sayısı üye sayısına da

kayı yine sağlık iş kolunda şu anda 115 bine ulaşmış in eşittir, denk düşebilir ifadesinde anlayamadığı yönü

sanlarımız kurdular. Bir diğer örnek yine 1976 dolayında acaba benim de anlayamadığım bir şeylere bağlı; baskı

tarihi yanlış hatırlayabilirim, sendikalaşma hakkı verilme • politikaları, ölü toprağı, depolitizasyon. Bunların dışında

siyle bir hafta da 200 bin insanın sendikalandığını, sendi anlamadığı bir şeyler varsa bunu açıklamasını rica ediyo

kaya üye edildiğini görüyoruz. Dolayısıyla sendikal rum. İkinci sorum, affınıza sığınarak sendikal haklar mü

hakkın alınmasına bu alanda bilincin yeterli olmamasını cadelesinde Türk lş'e nasıl bir misyon yüklüyor? Biraz

gerekçe göstermek biraz eksiklik gibi geliyor ve bunu abartılı bir misyon yüklediği kanatindeyim, bunu da açık

daha değişik bir bağlantıyla açıklamak lazım, ikinci nokta larsa memnun olurum. Teşekkür ederim.

sendikal haklar mücadelesinde demokratik kitle örgütleri • özca n KESKEÇ: Söylediğim çok açık sanıyo

platformuna meselesine ben değinmek istiyorum. Bunun rum. Söylediğim her şey nedenini de biliyorum anlamını

yararlı olduğu kanısındayım ancak şöyle bir noktayı taşımıyor. Ben de aynı soruyu sordum zaten. Bunun

gözden kaçırmamak lazım. Eylem platformu bir platformu neden böyle olduğunu düşünmek, araştırmak lazım diye.

harekete geçirmeye yetebilecek tek kriter değil. Yani Diğer kesimler içinde, diğer örgütlenme kesimleri için de

örgütlenmeleri, dinamizmleri farklı olan örgütlerin aynı dediğiniz doğru aynı şey. Ben öğretmen örgütlenmesini

platformda eylem yapabilmelerinini önünde büyük engel örnek olarak verirken özellikle seçerek verdim. Çünkü

ler var. Yani sadece biraraya gelmek yetmiyor. Asıl olan gerçekten 100 yıla yakın örgütlenme geleneği olan bir

örgütlenmedir. Eğer o örgütlenmeyi inşa edebileceksek şey şunu söyledim. Bugün 200 bin üyeli bir örgütlenme biraraya gelmenin çok daha ilerletici bir yeri olacaktır. nin 5000 dergi satamayışı o dergide aynı zamanda bir

Son olarak da öznellik meselesine özcan abiye birşey iletmek istiyorum. Şimdi sanıyorum kendisi bu alanda daha deneyimli ama öznelliğin örgütlenmede yerinin ol madığı kanısında değilim. Yani öznellik olmadan örgütlen me olmaz gibi geliyor. Ancak bunun oranı konusunda veya. dozu konusunda herhangi birşey söylemek zor.

örgütsüzlüğün, çünkü Türkiye'de öğretmen Eğit Der'e aktif olarak üye olamamasına rağmen buna yasak var ama dergiyi almasına rağmen yasak yok. Bunu engel leyici bazı faktörlerden bazılarına işaret ettim ama bunun tek başına bunu izaha yeterli olmayacağını düşündüğü mü söyledim. Neler olabilir diğer nedenler? En önemli ne

ELEKTRİK MÜHENDİSLİĞİ 368 f 369

denlerden birisi şu olabilir, bilemiyorum ne olduğunu ama biz geçmişteki örgütlenme modelimizi, örgütlenme çalış mamızı kitle örgütlerine yaklaşım tavrımızı en azından gözden geçirip, eleştirip acaba ondaki bir takım nedenle rin buna yol açıp açmadığını düşünmek zorundayız. Bunu söylemeye çalışıyorum. İkinci konu Türk lş'e fazla bir misyon yüklediğim kanısında değilim. Bir işçi sendikal hareketinin bu söylemeye çalıştıklarım doğal misyonu dur. Sorun ona misyon yükleyip yüklememe değil, o örgütlenmenin bu görevi, doğal misyonunu ne denli yeri ne getirip getiremediği sorunudur. Eğer tartışılacaksa Türk lş bu aslında zaten var olan misyonudur onun sen dikal hak ve özgürlükler mücadelesindeki misyonu bir işçi sendikası federasyonunun bir doğal misyonudur. Onun yüklenmesi yüklenmemesi diye bir şey söz konu su olmaz. Söz konusu olabilecek tartışılabilecek bu mis yonunu bu doğal misyonunu ne denli yerine getirip geti remediği konusudur. Elbetteki iyi bir şekilde yerine getir diğini söylemekten ne yazık ki bugün uzağız.

• Musa ÖZDEMİR: Şimdi değerli arkadaşlar, bir diğer konu, şu konuda soru sorulmamasını özellikle is tiyorum. ÖZDEMİR Geçmişi irdeleyecek platform burası değildir. Yani dünkü TÖB DER'i, TÜM DER1. Bir kez bu rası herkese açık bir platform, bir toplantı biz dünün örgütlerini, dünün şeyini eğer burda karşılıklı irdelemeye çalışırsak yanlış iş yapmış oluruz. Bunun platformu farklıdır. Buna yönelik soruların sorulmamasını istiyorum. Bunun dışında çok kısia ve mümkünse önümüzdeki mü cadeleye ışık verecek sorular veya açıklamalar olsun.

Sayın Şerefoğlu buyurun

• Bltall ŞEREFOÖLU: Şimdi burada Eğıt Der'in adı geçti, ben birşey eklemek istiyorum, o konuda. Bir kere öğretmen örgütçülüğünde, diğer örgütçülükte de geçmişi iyi bilmek gerekiyor. Yani gerçek hem geçmişe uzanıyor, hem geleceğe uzanıyor. Biz geçmişi irdelediğimiz zaman onun şu veya bu kötü yanlarını veya iyi yanlarını falan or taya çıkarmak için değil ondan bugün nasıl yararlana cağımızı, ondan yararlanarak daha ileri hedeflere nasıl ulaşacağımızı irdelemek yahut da yararlanmak için geç mişe bakarız. Yani bir küle örgütüne nasıl bakılır? Ona hangi misyonları yüklenebilir? Bunlar konusunda yanlış lıklarımız olduğu inanandayım ben. Bir kere kitle örgütle rinde hele bir meslek örgütlerinde yani kitle örgütü de değildi Eğrt Der ve yahut TÖB DER, TÖS DER. Bunlar doğrudan doğruya birer meslek örgütleridir. Meslek örgütlerinin büyük özelliği M olmalı.

1. Demokratik örgüt olmalı

2. Ekonomik, yani üyelerin meslek! haklarından doğan ekonomik haklarını elde edebilme açısından olmalı. Gerçekten bende sayın Kesgeç'in dediğine katılıyorum. Eğer bizim dünkü örgütçülüğümüz 200 bin öğretmeni bi rarada bulundururken onlara bu demokrata ve ekonomik misyon açısından gerekli şeyi verilebilmiş olsaydı ki; bunun verilmemesinde de o örgüte yüklememek gere kiyor. Yani ne TÖB DER'e, ne TÖS'e yüklememek gere kiyor. O, o günkü demokratik ortam yahutta toplumsal ortamın bir yansımasıdır. Burdan şuna gelmek istiyorum. Bizim Türk lş'le de iyi işlevler kurmamız gerekiyor.

Ancak şu konuda bir anımı anlatayim ben. Almanya'dan gelen GEV temsilcileriyle beraber Türk iş'e gittiğimizde onlar şunu söylediler. Türk lş genel başkanının yanında şunu söylediler. Dediler ki siz Türk lş'e üye olmalısınız ve onlarla iyi ilişkiler kurmanız gerekir. Bizim ILO da yahut başka platformlarda destekleyebilmemiz ona bağlıdır. Dışarıya çıktığımız zamanda şunu söyledi o Alman sendikacı. Bunlar sizi pek çatılarının altına almaz lar, çünkü siz buraya girerseniz dörtyüzbin tane öğret men bunların elinden herhalde bu sendikayı alırsınız diye de size sıcak bakmazlar diye de eklemişti. Bundan şunu da vurgulamak istiyorum özellikle. Mesela velilerle, okul aile koruma dernekleriyle, okul aile birlikleriyle iyi, sıcak bir ilişki kurmayan bir öğretmen hareketinin başarılı ola cağına inanmıyorum ben. önce onlarla örneğin dayak atan, çocuğu sınıfta bırakan bir öğretmenin iyi bir öğret men olmadığına inanıyorum. Şimdi ineğin, sineğin vücut yapısını bilmeyen, Amerika'nın kayalık dağlarından ha bersiz diye çocuğu sınıfta bırakan bir Öğretmen gerçek ten hangi sendikaya girerse girsin, nasıl bir model ona verilirse verilsin, onun başarılı olması mümkün değildir. Buradan şu çıkıyor. Onlarla bizim çok İyi sıcak ilişki kur mamız gerekiyor. Biz geçmişi irdeleme dediğimiz zamari bunu anlıyoruz. Teşekkür ederim.

• Mustafa AKSOY : Şimdi değerli arkadaşlar bu bizim içimizde de halen tartışılmakta olan bir konu. Biz eskiden, yani TÖS ve TÖB DER döneminde çok politik leştik. Yani ülkeyi yönetmeye kakıştık, parti işlevlerini yüklendik, bu nedenle başarısız olduk. Bu vurgulanıyor, sürekli bir biçimde vurgulanıyor. O halde, öğretmenlerin somut İhtiyaçlarından hareket ederek örgüt ancak böyle güçlü kurulur, böyle güçlenir, basan böyle kazanılır. Ger çekten bunun etkisi altında kalıyor, kamuoyu ve bana göre giderek yanlış bir eğilim ortaya çıkıyor. Yani tama men ekonomik, demokratik taleplerin sınırları içinde hapis olma ve soyutlanması gtoi bir tehlikeyle karşı karşı ya kalıyoruz. Nereye el atsanız, inanın genel politikayla karşılaşacaksınız. Maaşımız az dediğinizde; hükümet maaşınıza zam yapmıyor demek istiyorsunuz. Bu bir, ikincisi baskı dönemlerinde örgütler gücünü yitiriyor, kit lesini kaybediyor, yılgınlıktan dolayı zayıflıyor, giderek kayboluyor. Ben konuşmamın başlangıcında, konuş manın çok önemli bölümlerini yapamadığımı da başlangı . çında söylemiştim. Demiştim ki öğretmenlerin üzerinde özel olarak baskı var. örnekler vermiştim. Somut bir örnek daha vereceğim. Lütfen ilgilenen arkadaşlar bak sınlar. Türk Silahlı kuvvetler iç hizmetler yasasında ne varsa M.E.B. iç hizmetler yönetmeliğinde de o vardır, daha da ileri gidelim. Türk SHahlı Kuvvetler iç hizmetler yasasına göre bir yönetmelik çıkarılmış, iç hizmetler yö netmeliği. Onun aynısı iç hizmet yönetmeliğine alınmış. Başka bir söyleyişle öğretmen askerleştirilmek istenmiş. Şimdi bu konuyla uğraşacağınız zaman karşınıza politik sorunlar çıkıyor, çıkmak zorunda. O nedenle öyle bir denge kurulmalıdır ki kitle örgütleri tümüyle ülkenin so runlarından uzaklaştırılmasın ülkenin sorunlarıyla onların sorunları arasında bağ kurma işlevi öyle yıldıracak biçim de eleştiriye uğramasın. Ben onu anlatmak tsityorum. Dergi satma da örgütlenmeyle ilgilidir. O kadar baskının

yoğun olduğu bir dönemde 5 bin tane dergi satabilmek gerçekten çok büyük bir başarıdır, ben öyle değerlendi riyorum. Teşekkür ederim.

• Hasan ÖZDEMİR: Başka efendim, söz almak is teyen veya soru yöneltmek isteyen yok. Şimdi bu top lantı bir kongre veya bir kurultay değil, bunun için burdan bir sonuç bildirgesi beklemek yalnış. Somut öneriler çok olduğu için burdan bir sonuç bildirgesi beklemek yanlış. Somut öneriler çok olduğu ve ben şunu kıvançla belir teyim; son zamanlarda işte memurlar /için tek şey var slogan olarak. Grevli toplu sözleşmeli sendikal hak. Biz bunun içini dolduramıyorduk. Son zamanlarda bu konuda ciddi adımlar atıldı ve çok ciddi bir adım şu atılan adım. Bu önerleri tek tek saymak istemiyorum, çünkü arka daşlara haksızlık etmiş olurum ama şöyle başlıcalarına değineyim. Bir kez anayasadan başlayarak dernekler yasası, sendikalar yasası, iş yasası, 233 ve 308 sayılı kanun hükmündeki kararnamelerin örgütlenmeyi engel leyen hükümlerinin taranarak bunların değiştirilmesi için çaba harcanması. Mevcut örgüt, demek ve odaların iş yeri düzeyinden başlayarak Üyelerini bilgilendirmesi ve

sendikal hakka yönelik eylemler düşünülmesi, son işçi eylemlerininde, tabib odalarının eylemlerini de süzgeçten geçirilerek siyasi partilerle, Türk lş'le daha sıcak diya loglar kurulması ve onların belli şeylere zorlanması. Sen dika kurup hukuk mücadelesi vermek, gerekirse ulus lararası denetim mekanizmalarını harekete geçirmek, geçmişi, geçmişin eylemlerini eleştirisel bir yaklaşımla değerlendirerek onlardan kendimize dersler çıkarmak veya kendimize kılavuz edinmek, sendikal hak mücade lesine sadece o alanda çalışanları değil, diğer o alanla il gili kişileri de çalışanların dışınâakileri de katabilmenin, yol ve yöntemlerini bulmak, model dayatmamak, plat formlar oluşturmak gibi, diğerleri yazılı hepsini tekrarla mıyorum. Bu gibi somut öneriler geldi. Şimdi tabi bu dü zenleme komitesi bir amaç için düzenledi bu toplantıyı. O amaca hizmet edecek bazı öneriler geldi onu değerlen dirmek, düşünmek ve onu geliştirmekte bu toplantıyı dü zenleyen komitenin veya kuruluşların, örgütlerin sorum luluğunda. 3 saati aşkın bir süredir sabırla dinlediğiniz, hayli yoruldunuz. Sendikal hak mücadelesinde atılan bu adımın önerilerimize uygun düşmesi dileğiyle toplantıyı kapatıyorum, teşekkür ederim.

SEMİNER PANEL SERGİ

1 2 1 4 EKİM 1989

TMMOB

KİMYA MÜHENDİSLERİ ODASI BURSA TEMSİLCİLİĞİ

KAUÇUK

PLASTİK TEKNOLOJİSİNDEKİ Y ENİLİKLER