Elektrik Mühendisliği · Sayı 368-369 · Haz-Tem 1989

İÇİMİZDEN BİRİ:Doç. Dr. Semih BİLGEN

Mühendislik eğitimi Söyleşi

Yıl
1989
Sayfa
4
Okuma süresi
10 dk
Görüntülenme
0

Konu

Mühendislik eğitimi

İlgili: Toplum, demokrasi ve emek, Oda ve TMMOB örgütsel yaşamı

Anahtar kelimeler

  • Semih Bilgen
  • ODTÜ Elektrik Mühendisliği
  • YÖK
  • üniversite özerkliği
  • Bilkent Üniversitesi
  • yurt dışında eğitim

Özet

ODTÜ Elektrik Mühendisliği öğretim üyesi Doç. Dr. Semih Bilgen ile yapılan söyleşide özgeçmişi, yurt dışında eğitim deneyimleri, Türkiye'de üniversite ve YÖK dönemi öncesi-sonrası akademik ortam ile üniversite özerkliği ve Bilkent Üniversitesi'nin kuruluşu tartışılıyor.

Tam metin

Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.

Doç. Dr. SEMİH BİLGEN İLE Y APILAN SÖY LEŞİ

Söyleşen: Tolga ÇİLOĞLU

• Hocam önce biz* özgeç mişinizden söz edermlslnlz?

D 1969 yılında TED Ankara Kole ji'ni, 1973'de ODTÜ Elektrik Mühen disliği Bölümü'nü bitirdim. 1973 1974 yıllarında Çayırova'da Arçelik A.Ş.'de sistem çözümleyici olarak çalıştım. Bu, elektrik mühendisti' ğinden, İşletmecilikte Bilgisayar kullanımına yönelmem sonucunu doğurdu. 1974'de master için ABD' ye gittim. Orada yine işletmelerde bilgi işlem konusunda çalıştım. 1976 yılında Türkiye'ye dönüp kısa dönem askerlik yaptıktan sona Üni versite'ye girdim. ODTÜ İşletme cilik bölümünde önce asistan, son ra öğretim görevlisi oldum. 1978 yı lında KanadaVa gittim. Ve Elektrik Mühendisliğime geri dönmüş oldum. Doktoramı Manitoba Üniversitesi Elektrik Bölümü'nde tamamlayarak 1982'de ODTÜ İşletmecilik Bölü mü'ne geri döndüm. Ancak Mühen dislik lşletmecilik ikilemini çok uzun sürdürmeyerek 1984 yılında EEMB'ye geçtim. Halen de orada yım. Evliyim. 13 yaşında bir kızım, 9 ve 4 yaşlarında iki oğlum var. Eşim Bilkent' te öğretim görevlisi.

• Öğrenciliğinizin büyük bir

kısmı yurt dışında geçmiş. Bu

konuda bugün ne düşünü

yorsunuz?

.

O Sık sık yeni mezun /a da olmak

üzere olan öğrencilerle konuşuyo

ruz. Özellikle iyi öğrencilerin soru

nu "yurt dışına gitmeli miyim?". Bu

çoğu kez yüksek lisans için ABD'

ye gitmek anlamında soruluyor.

Sanırım yüksek lisans çalışması

yapmak birçok öğrencinin, hele

ortalama ya da üstünde bir başarı

düzeyini tutturmuşsa, gerekli gör düğü bir şey; bence de doğru... Günümüzün teknoloji düzeyi, giriş aşamasının ötesine geçmemiş tek nik bilgiyi yetersiz kılıyor. Y urt dışı na gitmek konusunda öğrehcijere şunu söylüyorum. Y üksek lisans çalışması burada da yapılır. ABD'de bir çok üniversitede yapılabilece ğinden daha da iyisi Türkiye'deki'iki üç üniversitede olur. Y ani nitelik bakımından genel olarak gitmek ger rekli değil bence. Bunu daha çok ileri araştırma ortamları için değil de master düzeyindeki çalışmalar için söylüyorum. Ancak dünyayı gör mek, farklı bir toplumu, farklı bilim teknoloji ortamlarını tanımak bakı mından gitmek önemli. Ben Kanada' da Elektrik Mühendisliğinden çok daha yaşamsal bir konuyu öğren dim: Batı Demokrasisi. ABD'de ise beni en çok etkileyen yaşantılarım, oradaki öğrencilerle Vietnam

savaşı korıusundaki konuşmaları mız ve bu savaşın ABD yenilgisiyle sonuçlanmasıdır. Y ine unutamadı ğım bV olay, .'Üçkağıtçı" diye tanı nan Başkan Nixori'un televizyonda yaptığı gözü yaşlı veda konuşması ile onu izleyen öğrencilerde sezdi ğim özgürlük, güvensizlik karmaşa sıdır. "Gitmeli miyim?" diyen öğren . ciye yanıtım evet oluyor. Ancak dönmek de var. Üniversite düzeyi ne dek burada okumuş bir öğrenci bu topluma borçludur. Giderken burs almamış olsa da borçludur. Kendi olanaklarıyla da gitmiş olsa,, orada çalışarak da okumuş olsa ekmeğini yediği, ilkokul sırasına oturduğu, üniversitede laboratu varından yararlandığı bu ülkeye • karşı borçludur. Bir dostu terket memek gerektiği için gereklidir dönmek. Bu dost hasta bile olsa... Bu dost yaygın yozlaşmaya tutul muş, en gaddar acıları kendi kendi

sine çektirecek ölçüde sapıtmış bile olsa onu terketmemek gerekir. Y alnızca birey olarak yok olmamak için kaçmak haklı görülebilir ka nımca. Onun dışında, yetişen kişi ler, kendilerini yetiştiren topluma karşı borçludurlar. Bireyleri ezen, yokeden hastalıklardan toplumu kurtarmak için kendi çapında çor baya tuz katmak için burada bulun mak gereklidir.

Kısacası toplumları görmek, insan ları anlatmak, bilimsel çalışma orta mı nedir öğrenmek, teknoloji üreti minin koşullarını saptamak için gitmek ama bu toplumun parçası olduğu için, burada pek de anlayışlı olmayan bir dosta karşı, o dosta katkıda bulunma borcu olduğu İçin dönmek; 6 dostun bizim varlığımızın temeli olduğunu biterek dönmek.

• Bugünün mezunları. İçin üniversiteyi meslek ortamı olarak seçmek pak çekici değil. Sizin mezun olduğunuz dönemle bugünü bu yönden karşılaştırır mısınız? • ,

D Üniversite, 1980'li yıllarda çok sarsıldı. Türkiye'de buna Y ÖK diyo ruz. ABD'de, İngiltere'de, birçok di ğer Avrupa ülkesinde de sarsıldı. Fakülteler, bölümler kapandı. Bili min değeri düştü/teknolojiye tfpıl maya başlandı. Sosyal bilimler reklamcılığa yaradığı Ölçüde, fizik, kimya, matematik ise elektroniğin emrine girdikleri ölçüde kabul görür duruma geldiler. Tüm dünyada üni versiteler ikinci plana itilirken "araştırma laboratuyarları" sivrildi.

Türkiye'de son on yılda emeğin de

ğeri tüm kesimlerde nasıl düştüyse,

üniversitelerde de öyle düştü. Buna

ek olarak toplumsal çalkantıların

faturası da üniversitelere kesilince

80'ler kuşağı için burası çekiciliğini

yitirdi. Ülkemizde araştırma labora

tuvarlarına, yani dar bir alana yö

nelmiş, eğitim yapmayan ve ileri

teknoloji üreten kuruluşlara da rast*

layamıyoruz. Bu durumda, bilimin

yanından bile geçmeyip yalnızca

teknoloji tüketen bir toplum olma

yolumuz açılmıştır. Ama ne olursa

olsun kafa emekçiliği bir meslek

olarak yok olamaz. Araştırma ve

eğitim üniversitenin temel işlevle

riyse ve bunlar yürümeden toplum

sal varlık sürdürülemezse üniver

siteler de var olacaktır. Ancak top

lumsal, ekonomik, bilimsel ve tek

nolojik örgütlenmeler biçim değişti

rebilirler. 1800'lerin Avrupa üniver

siteleri, Osmanlı Medreseleri ya da

1950lerin ABD üniversiteleri artık

, geçerli modeller değildir. İletişimin

alt yapısındaki gelişmeler^ klasik

sistemleri zorlamaktadır. Er yaTJa

geç, Türkiye de üniversitelerinin iş

levini tanıyacak, üç beş tuğla yığa

rak üniversite yapılmadığını göre

cek, kafa emekçisinin değerini tes

lim edecektir

'

• Pekiyi Y ÖK'ten ve 1980'lerden önce bilimsel üretim, düşünsel dinamizm ve eğitim niteliği ne durumdaydı sizce?

D 1980'lerden önce üniversite, "aydın" olma çabasındaydı. 27 Ma

yısla toplumun birçok kesiminden onay almış olan üniversite, işlevini ekonomik amaçlı teknoloji ya da uzun erimli bilim üretimi olarak de ğil, toplumsal değişimin güncel çözüm üretimi olarak tanımlıyordu. Öğretim üyeleri, görevlileri, mühen dis, bilim adamı, sosyal bilimci, vb. olmadan önce aydın olma çabasın daydılar. Nasıl uzun yıllar boyunca öğrenciler, liseliler bile, genç olma dan önce dava adamı oldular; aşkı, çiçeği, müziği tanımadan Politzer'i, Dimitrof'u tanıdılar ya da Dokuz Işığın peşine düştülerse üniversite dekiler de öyle toplumsal çalkan tılarla uğraşıp durdular.

Bugün bazıları geriye baktıklarında

"biz de mühendislik yapacağımıza,

'bölüm kurullarında Milli Demokratik

Devrim tezini tartışıyorduk" biçimin

de eleştiriler yapıyorlar. Oysa ki

insanlar mesleklerini ailelerini, ya

şamlarını tehlikeye atarak o çalkan

tıyı yaşıyorlardı. Kanımca.o dönem

deki birikim, toplumumuzun düşün

sel gelişmesinde önemli bir yer

tutar; *•

.'••',

Bu birikim, önce de söylediğim gibi teknoloji üretimi yönünde değildi, çünkü sanayi alt yapısının zaten önemli bir özgün teknoloji talebi yoktu; û^un verimli bilimsel çalışma da hiç" geniş. Şiaplı değildi; ama toplumsal oluşumun sancılarına çare; üretmek için yapıları çözüm lemeler, tartışmalar, tezler; şablon lar, eleştiriler, özeleştiriler tufan . gibiydi. Ot>rtamda teknoloji üretimi gündemde değildi, saf bilim ise an cak fildişi kulede üretilebilirdi.

Eğer "işte özerklik, özerklik dediği miz, üniversiteyi o noktaya getirdi" diyen'varsa şunu söyleyebilirim. ' özerk üniversite, toplumun bir dö nemdeki taleplerini en esnek, en di namik biçimde gerçekleştirir. Talep, yoğun ve ileri teknoloji üretimi ise, bunu isteyecek sanayi yapısı var sa, bunu en canlı biçimde karşıla manın yolu özerklikten geçer. Ama aynı özerklik, toplumsal katman ların alt üst olduğu dönemlerde, üniversitenin bu çalkantı içinde sağduyulu, özgün arayışları ger çekleştirmesine ortam hazırlar. Ter sine, özerkliği kaldırılmış üniver site, toplumsal gelişmede içinden

geçilen aşamaya uymayan çalış

malara yönlendirilebilecek, toplum

dan kopartacaktır. Güdümlü üni

versite, uzun erimli bilimsel üretimi

ihmal etmek pahasına en kısa za

manda pazarlanması istenen

teknolojilere yöneltilebilecek, öz

gün teknoloji üretebileceği bir nok

tada ise yine kısa erimli ticari

kaygılarla teknoloji tüketicisi konu

munda başarılabilecektir. Kısaca

söylersem, özerklik, üniversitenin

toplumun en etkin parçalarından biri

olmasının koşuludur. Bu etkinlik,

. toplumun tarihsel taleplerine göre

farklı alanlarda gerçekleşir.

• Y etkililerin, özelikle de

Y ÖK başkanı Sayın Doğra

macı'nın bir türlü açık olarak

tanımlamadan, üzerine .birçok

şey söyledikleri özerklik kav

ramı v a r Sizce özerklik ve

çağdaş üniversite İlişkisi na

dir?

"•

.•

D Demin özerklik konusuna geldi

ğimizde. Bunun, üniversitenin top

lumsal taleplere en esnek biçimde

yşnıt üretmesi için gerekli olduğuna

değinmiştim. Bunu biraz açmakta

yarar var:

Toplumun çeşitli kurumları birbir leriyle etkileşim içindeler. Üniversi tenin işlevlerinden biri, birçok diğer kuruma, bu arada kendisine, ntte liklf uzman ggücü üretmek. Ancak eğitim işlevi, diğer okullardan farktı olarak eğitimin konusu olan alan daki uğraşlarla içice' tanımlanır. Başka bir deyişle, üniversite, eği timle birlikte araştırma yapmak, bilim, sanat, felsefe, teknoloji alan larında üretken olmak zorundadır. Bunun da ötesinde üniversite men subu bu terimi İğretim kadrosunu, öğrencileri ve çalışanları içermek üzere kullanıyorum tümleşik yaşam olanağına sahip olmak duru mundadır. Üniversite, bilim, sanat, spor, eğlence, felsefe vb. har türlü insan uğraşının etkileşimli olarak, birarada gerçekleştirildiği bir ortam olmalıdır. Ancak böyle garantile nebilir "toplumun beyninin sağ lığı..."

işte özerklik, üniversitenin akade mik, yönetsel ve parasal olarak bu tümleşik yaşamın, her alanında güdümsüz olmasıdır kanımca. Aka demik özerklik,.araştırma ve eğiti

min, toplumsal gereklere üniver sitenin kendisinin uygun gördüğü biçimde karşılık verebilmesidir. Y a ni az önce değindiğiniz esneklik. Ancak yönetsel özerklik olmadıkça akademik özerklikte gerçekleşe mez. Üniversitenin her düzeydeki yöneticilerinin üniversite mensup ları tarafından seçimle belirlenmesi olarak alıyorum yönetsel özerkliği. Güdümsüzlük, bunun temel hedefi dir. Akademik ve yönetsel özerklik te parasal özerklik olmadan ger çekleşemez tabii. Kamunun katkı sı, yani devlet bütçesinden ayrılan payın yanısıra üniversitenin kendi ne kaynak üretebilmesi ve bu kay nakların kullanımında bağımsız dav ranabilmesi, tüm özerkliklerin sağ lanması için geçerlidir.

.Y ine vurgulayacağım: özerklik, üniversite yaşamının tümleşikliğiyle birlikte anlam kazanır. Eğitimde, araştırmada, bunların yanısıra sa natta ve tartışmada özerklik olma dan ne bilim olur, ne teknoloji. '.

• ^Türkiye'de 198O'l»rln so r nüna gelirken, yeni bir Üni versite modeli olarak Bllkent ortaya çıktı. Kimileri Bllkenfe artık tıkanmış olan eski üni versitelere seçenek olarak baktılar, kimileri de sert tep kilerle karşıladılar, "dukalık" olarak nitelediler. Bu konuda siz na düşünüyorsunuz?

D önce Bilkent deyince hangi özellikleri aklıma geliyor, onları sıra layayım. İster istemez kişisel bir sı ralama bul. onu da belirteyim.

Bence Bilkent'in birinci özelliği Y ÖK Başkanı Sayın Prof. Doğramacfnın girişimiyle kurulmuş olmasıdır. Ül kedeki tüm üniversiteleri denetle yen bir kuruluşun başındaki kişi, yine o kuruluş tarafından denetle necek bir özel vakıf üniversitesi kuruyor. Bu, geniş bir kesimin kafa sında çıkar çatışması olarak nitelenmiştir.

Bilkent'in bir ikinci özelliği' daha ön ce de değindiğimiz gibi Türkiye'de genel olarak emeğin, özel olarak da kafa emeğinin değeri hızla düş müşken mensuplarına yüksek pa rasal olanaklar sağlayarak ortaya çıkmış olmasıdır. Aynı Y ÖK, ülke çapında 28 adet "üniversite" kur muşken, birkaç bina ye bir rektör den oluşan kırsal üniversiteler ucuz unvanlar dağıtır ve düşük nitelikli "bize yeterli* öğrenciler yetiştirirken Bilkent "bambaşka" amaçlarla ku rulmuştun Ne ülke genelindeki ger çek gelir düşüşü, ne de kafa emek çilerinin horlanması doğrudan ve . yalnızca Y ÖK 'ün sorumluluğunda değildir. Ama kısıtlı kaynaklan 28'e bölerek gerçekten iyi birkaç üniver sitenin köküne baltayı vurduktan sonra doğusunda Y ÖK, batısında Meteksan, Tepe, vb. şirketler bulu nan/bir arazide Bilkenfi kurmak kolayca desteklenebilecek bir giri şim değildir.

"Tıkanmış olan eski üniversitelere seçenek" dediniz. Eski üniversi teler tıkanmamıştı. Y alnızca top lumsal tıkanıklıkların faturası üni : versitelere çıkartıldı. Başarılı üni

versitelere darbe vuruldu, sonra seçenek olarak 1950'lerin OOTÜ'sü yeniden yaratıldı.

Bu genel çerçevede Bilkent girişi mine olumlu bakmak zor. Ancak tekil olarak ele alındığında, önemli bir insangücü ve altyapı yatırımı yapmış olan Bilkent'in parlak ba şarılara yönelmesi ve toplumsal iş levini gerçekleştirmesi dileğimi de belirtmeden geçemeyeceğim. • Türkiye'de çalışanların İçinde bulundukları açmaz lardan öğretim elemanları da paylarını alıyorlar. Bunların basında gelenlerden biri de örgütsüzlük. Sorunların çö zümü için birlikte davra nılacak bir ortam ne yazık ki yok. Sizce öğretim eleman larının örgütlenmesine ne ölçüde gereksinim yar ve bu örgütlenme nasıl olmalıdır?

D Türkiye'de sendikalaşma hakkı birçok Batı ülkesine göre kısıtlıdır. Işçi memur ayrımıyla memurların sendikalaşmalarına, derneklere ka tılmalarına bile çeşitli engeller ge tirilmiştir. Öğretim elemanları da öncelikle devlet memuru olarak bu kısıtların baskısı altındalar. Y uka rıda değindiğim gibi toplumsal so runlarda faturanın düşünen ve konuşan kesimlere çıkartılmış ol ması da 1980 sonrasında öğretim elemanlarının elini kolunu bağla mıştır.

Toplumsal örgütlerim©, aşağıdan yukarıya doğru sırasıyla dernekler, sendikalar ve partilerle olur. Bu sıra, hedeflerin siyasallaşması tek türel güelik kazanması doğrultu sundadır. Dernekler, ortak ilgilerin izlendiği, sendikalar, özünde ortak

ekonomik çıkarların kovalandığı, partiler ise toplum çapında politika oluşturulmasına katkıda bulunmayı hedefleyen örgütlenmelerdir.

Bugün Türkiye'de öğretim eleman ları ancak toplumsal politikada söyleyecek sözü olmayan dernek lere katılabilmektedirler. Henüz sendika ve parti düzeyinde etkinlik özgürlüğünü kazanmış değiliz. Ancak bu kısıtlamalar, öğretim elemanlarına has değildir. Toplu mun çok geniş kesimleri örgütlen me özgürlüğüne kavuşmamıştır. Buna da genelde toplumun demok ratikleşmesi" sorunu diyebiliriz. Ka nımca öğretim elemanlarının he defleyeceği kazanımlar bu sorunun dışında tutulamaz.

• Teşekkür ederiz.

D Ben teşekkür ederim.

ALA ADDIN SARISALTUK

(3 Nisan 1954

)

"Şen ki acıdan sözcükler dövdün güllerin örsünde Ölüm gider, gül kalır halkımın yiğit sesinde."

7893 Sicil Nolu üyemiz AlaaddinSarıSaKuk'u elim bir trafik kazası sonucu kaybettik.

13 Nisan 1954 yılında Elazığ, Maden kazasında doğan Sarısaltuk 1978 yılında ADMMA'dan Elektrik Mühendisi diploması aldı. 11.4.1978 tarihinde PTT Diyarbakır Bölge Başmüdürlüğünde Şebeke Başmühen disliğinde göreve başladı. 27.12.1982 tarihinde PTT Y apı İşleri Müdürlüğünde kontrol mühendisi olarak görev alan Sarısaltuk bu görevini 15.4.1988'e kadar devam ettirdi. Bu tarihten itibaren Elektrik Tesisat Başmühendisi olarak devam etti.

6.8.1989 pazar günü gece saat 24.00 sularında özel otosuyja Malatya Ankara karayolunda elim bir trafik kazası sonucu 6 yaşındaki kızıyla birlikte kaybettiğimiz Sarısakuk'uh eşi ağır yaralanmıştır.

1979'dan bu yana Odamız organlarının çeşitli birimlerinde görev alan arkadaşımız, 79 84 arası Diyar bakır İl temsilciliği yardımcılığı, 84 88 arası Diyarbakır Bölge Temsilciliği Y önetim Kurulu Üyeliği yapmıştı.

Arkadaşımızı kaybetmenin derin üzüntüsünü yaşıyor, dostlarına ve odamız camiasına başsağlığı di

liyoruz. .

••'••'.

'•••..

Teknik eleman ve demokrasi mücadelesinin yılmaz savaşçısı, örnek insan, dostumuz, kardeşimiz; onurlu yaşamın mücadelemize ışık tutacaktır.

ELEKT&K MÜHENDİSLİĞİ 368/369